Adaletin önünde 33 yıllık karanlık
Derin devlet yapılanması, silah kaçakçılığı, tarikatlar, siyasi cinayetler, yolsuzluklar ile mafya ve siyaset ilişkileri üzerine çalışan araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu öldürüldüğünde patlamanın şiddetiyle ceketinin cebindeki kalem ikiye ayrılmıştı.
Aradan geçen 33 yılda ise devlet, cinayetin arkasındaki iradeyi ortaya çıkaramadı. Gerçek failleri karartanların, soruşturmayı başka yönlere çekenlerin ve her dönemde yeni senaryolar yazanların kalemi kırılamadı.
Şimdi Adalet Bakanlığı Mumcu cinayeti davasının dosyasının yanı sıra çok sayıda faili meçhul cinayet dosyasını da raflardan indirdi. Bu karar, aynı zamanda Türkiye’nin faili meçhul cinayetler hafızasının yeniden sorgulanması demek. Çünkü Mumcu dosyası hiçbir zaman yalnızca bir gazetecinin öldürülmesiyle sınırlı olmadı. Devletin, siyasetin, istihbaratın, suç örgütlerinin ve yabancı istihbarat servislerinin birbirine karıştığı karanlık bir dönemin de simgesine dönüştü.
★★★
Mumcu dosyasının yeniden açılmasıyla birlikte yıllardır gündemde olan bazı iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı. Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu da yeni soruşturma kapsamında bir dönem üzerinde durduğu iddiayı yeniden gündeme taşıdı. O da Uğur Mumcu’nun İsrail ile PKK arasındaki bağlantıları araştırdığı için hedef seçildiğini, dönemin İsrail Büyükelçisi tarafından tehdit edildiğini ve soruşturmanın bu yönünün yeniden incelenmesi gerektiğini söylüyor.
Ancak bu soruşturmanın en büyük güçlüğü de burada başlıyor. Çünkü Uğur Mumcu cinayeti boyunca kamuoyunun önüne o kadar çok iddia, o kadar çok senaryo konuldu ki Mumcu’yu neredeyse öldürmeyen kalmadı: Önce İran işaret edildi. Ardından PKK denildi. İslami örgütler konuşuldu. Sonra oklar JİTEM’e çevrildi. Kontrgerilla tartışmaları yeniden alevlendi. Bir dönem Susurluk dosyasıyla ilişkilendirildi. Mafya bağlantıları öne sürüldü. Gizli servisler, uluslararası istihbarat örgütleri, MOSSAD iddiaları gündeme geldi.
Dolayısıyla bu iddiaların, ortaya atılan senaryoların doğruluğunu ortaya koyacak olan bağımsız ve eksiksiz yürütülecek adli soruşturmadır. Çünkü her yeni iddia, bir öncekini unutturdu. Her yeni tanık başka bir kapı araladı. Bazıları konuşacağını söyledi, öldürüldü. Bazıları dosyalardan çıkarıldı. Bazıları hiç dinlenmedi. Belgeler kayboldu. Deliller tartışmalı hâle geldi. Bazı sorular ise hiç sorulmadı. Tam da bu nedenle soruşturmalar tetikçilerin bir adım ötesine geçemedi.
Bundan beş yıl önce, Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümünde “Büyüklere Masallar” başlıklı yazımda da aynı şeyi söylüyordum. Çünkü bu dosyalarda kamuoyu defalarca farklı yönlere bakmaya zorlandı. Gerçek faile götürebilecek izler kayboldu. İddialar birbirini çürüttü. Açıklamalar birbirini yalanladı. Sonunda geriye, herkesin kendi hikâyesine inandığı bir sis bulutu kaldı.
★★★
Bugün dosyanın yeniden açılması, o sisin dağılması için belki de son fırsatlardan biri. Üstelik bu yalnızca Uğur Mumcu dosyası açısından değil; Abdi İpekçi’den Hrant Dink’e, Musa Anter’den Necip Hablemitoğlu’na kadar uzanan siyasi cinayetler zinciri açısından da önemli. Çünkü yıllardır hiç sonuç vermeyen yargılamalar tarihine tanıklık etmiş kamuoyu artık yalnızca yeni iddiaları değil, gerçeği görmek istiyor.
Belki de bugün yapılması gereken şey, otuz üç yıldır anlatılan bütün senaryoları yeniden, önyargısız biçimde sorgulamak olmalı. Bu nedenle yeniden açılan Mumcu dosyası, yalnızca bir cinayetin değil, adalete duyulan inancın da sınavı olacak. Belki de bu yüzden, yıllar önce soruşturmayı yürüten savcıya atfedilen o söz hâlâ güncelliğini koruyor: Siyasi iktidar isterse çözer.
Sende Yorum yap