ChatGPT’nin Bilişsel Tehditleri Bağlama mı Bağlı?
Yapay zekâ teknolojisi artık yaşamlarımızın her alanına girmeye başladı. Özellikle ChatGPT gibi büyük dil modelleri her yaştan insanı etkileyen önemli bir gündelik araç oldu. Büyük dil modellerinin erişilebilir olmasından oldukça kısa sürede tüm dünyada büyük kitleler tarafından benimsenmiş olması, tarihte de ilk kez teknolojik bir yeniliğin bu kadar hızlı bir şekilde büyük kitleler tarafından benimsenmesi açısından da bir ilk oluşturuyor. İnsanlar artık ChatGPT’yi günlük işlerinde kullanmaya başladılar ve kullanımın oranı ve kapsamı her geçen gün artıyor.
Bu kadar yaygınlaşan bir teknolojinin eğitimi etkilememesi elbette düşünülemez. Nitekim temel eğitimden yükseköğretime kadar her eğitim kademesinde öğrenciler bu araçları yoğun bir şekilde kullanmakta, dahası çoğu durumda bu araçlara öğretmenlerinden veya akademisyenlerden daha ileri seviyede erişebilmektedir. Tartışmalar da giderek artmaktadır. Bu araçlara erişen ve erişemeyen öğrenciler arasında ortaya çıkan asimetrik durumdan, öğrencilerin bilişsel süreçlerine ve hafızalarına etkilerine, öğrencinin bir öğrenen olarak fail/özneliğinden ölçme ve değerlendirme sitemlerinde neler yapılması gerektiğine kadar oldukça geniş bir kapsamda çok sayıda konu bu bağlamda eğitim sistemlerinde yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.
Bu bağlamda, bu araçlar herhangi bir pedagojik çerçeveye oturtulmadan kendi seyrinde kontrolsüz bir şekilde kullanıldığında neler olduğuna dair betimsel ve deneysel çalışmaların giderek yaygınlaştığı görülüyor. Bu çalışmalarda genel olarak bilişsel süreçlerin bu araçlarla dışsal ortama aktarılma oranlarının yükseldiği, öğrenme süreçlerinde insanın bilişsel yükünün ve beyin aktivitesinin azaldığı, yani sürece katılımının azaldığı ve ChatGPT’nin hız ve dil akışkanlığı cazibesinin giderek bağımlılığa dönüştüğü görülmektedir. Bir taraftan tembellik artarken bağımlılık artmakta, üretilen yanlı ve yanlış sonuçlar sorgulanmadan kabul edilmekte, dolayısıyla uzun vadede eleştirel düşünme becerileri ve kendi başına problem çözebilme kapasitesi zayıflamaktadır. Süreçlere zihinsel katılım yoğunluğu azaldıkça doğal olarak hafıza da zayıflamaktadır. Dahası, insanın kendi halindeki yaratıcı çeşitliliği de aşınarak tekdüze standartlaşma giderek yaygınlaşma tehlikesi göstermektedir.
ChatGPT’nin eğitim sistemine etkilerine yönelik literatüre bakıldığında oldukça çelişkili örüntülerin olduğu görülecektir. Bir tarafta sunduğu fırsatlarla eğitim sisteminin nasıl olumlu yönde gelişeceği ve belki de tarihte ilk kez kişiselleştirilmiş eğitim destekleriyle eğitimde fırsat eşitliğinde tarihi bir eşiğin aşılabileceği beklentilerini artıran pozitif bir yazın yaygınlaşmaktadır. Ancak, aynı zamanda tarihte ilk kez insanın bilişsel büyük bir tehdit altında olduğuna, bu araçlar kontrolsüz bir şekilde kullanıldığında insanların eleştirel düşünme becerilerinin giderek zayıfladığına, dahası hafızanın da zayıfladığına yönelik bulgular paylaşılmakta ve bu araçlar aleyhine kaygıyı artırıcı bir anlatı oluşturulmaktadır. Aynı aracın etkilerine yönelik bu şekilde tamamen zıt anlatılar karşısında insanlar ve eğitimciler de ne yapacaklarını şaşırmaktadır.
Yakın zamanlı bir araştırmada, ChatGPT’nin farklı öğrenme ortamlarında öğrencilerin eleştirel ve yaratıcı düşünmelerine nasıl aracılık ettiğine yönelik Ocak 2022-Nisan 2025 dönemine ait makale bulguları ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir (Li, C., Cui, H. Hagedorn, L. S. (2026). The cognitive impact of ChatGPT in higher education: A systematic review of critical and creative thinking outcomes, Computers and Education: Artificial Intelligence, 10, 100571). Araştırma, bulgulardaki bu çelişkili durumun, yani ChatGPT’nin bilişsel etkilerine olumlu ve olumsuz vurguların aynı ölçüde yaygınlaşmasının ChatGPT’nin bizatihi kendisinden ziyade kullanım bağlamı ile ilişkili olduğuna, bir başka deyişle bu etkinin pedagojik çerçeveye, görev tasarımına ve öğretim ortamının nasıl yapılandırıldığına doğrudan bağlı olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, araştırma sonuçlarına göre ChatGPT tek başına sürekli yarar sağlayan veya zarar veren bir kaynak değildir.
Bir başka deyişle, asıl belirleyici unsur ChatGPT’nin kendisine yer bulduğu konumun tasarlanmış ve yapılandırılmış pedagojik bir çerçeveyle ilişkili mi yoksa rasgele mi olduğudur. Çünkü araştırma bulguları böylesi pedagojik bir çerçeve ile bu araçların öğrenme ortamında diyalojik aktörler olarak yer almalarının sağlanmasının hem eleştirel hem de yaratıcı düşünme becerilerini geliştirdiğine işaret etmektedir. Çalışmanın bulgularında böylesi bir pedagojik çerçevenin sağlanmasına yönelik yenilikçi öğretim modellerinin geliştirilmeye ve giderek yaygınlaşmaya başladığını görmek aksi durumun riskleri düşünüldüğünde oldukça sevindiricidir.
Böylesi bir yapılandırma esasen ChatGPT’nin bu ortamlarda durağan bir içerik üreticisi olarak konumlanmasını önlemekte, tam tersine bu araçların diyalojik sorgulama süreçlerinin dinamik bir bileşeni olarak konumlanmaları teşvik edilmektedir. Böylece ChatGPT çıktıları nihai ürün olarak değerlendirilmemekte, sorgulanması gereken geçici temsiller olarak etkileşime sokulmaktadır. Bu etkileşimde araştırmacıların vurguladıkları gibi doğrulama, atıf yapma ve gerekçelendirme sorumluluğu öğrenciler üzerinde tutulmaktadır. Bu sorumluluklar ChatGPT’ye devredilmediği için eleştirel düşünme ve yaratıcı düşünme arasındaki sinerji de istikrarını koruyabilmektedir. Dolayısıyla, araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, uygun şekilde yapılandırılmış öğrenme ortamlarında ChatGPT'nin yalnızca eleştirel düşünmeyi veya yaratıcı düşünmeyi ayrı ayrı desteklemediği, aynı zamanda bu iki bilişsel alan arasındaki karşılıklı beslenmeyi de güçlendirdiğidir.
Böylesi bir öğrenme ortamı tasarlanmadığında sorgulanması gereken geçici temsiller nihai ürün olarak değerlendirilmektedir. Önceki durumda öğrenciler belirsizlikleri izlemeye ve yaptıkları düzenlemeleri gerekçelendirmeye teşvik edilir ve sorumlu tutulurken bu durumda bu yükümlülüklerin tamamı ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla, nihai ürünün ortaya çıkmasında öğrencinin katkısı oldukça düşük seviyede olduğu için bilişsel dışsallaştırmalar artmakta, üründeki yanlı bilgiler veya yanlışlar ayıklanmadan ürüne gömülü kalmaktadır. Nihayetinde gerekçelendirme, eleştirel düşünme becerileri ve hafıza da giderek zayıflamaktadır. Sorun bu yaklaşımdadır.
Diğer taraftan, araştırmada ChatGPT’nin eleştirel ve yaratıcı düşünmeye katkı verebildiği yapılandırılmış pedagojik bir çerçeveye sahip öğrenme ortamlarında dahi iki önemli riskin varlığını sürdürmeye devam ettiği görülmektedir. Bunlardan birincisi, ChatGPT’nin dilsel akıcılığının epistemik boşlukları gizleme riski taşımasıdır. Bu risk nedeniyle öğrenciler tutarlı görünen ancak yanlış olan çıktıları bazen eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutmadan kabul edebilmektedir. İkincisi ise, ChatGPT’nin dilsel akıcılık desteğini nedeniyle öğrencilerin kendilerine ait kişisel seslerinin ve duygusal inceliklerinin ürüne yansıyamamasıdır.
Sonuç olarak, araştırmanın da ortaya koyduğu gibi ChatGPT insan bilişi için ne tamamen olumsuz bir tehdit ne de kendiliğinden tamamen bir olumlu bir kazanımdır. Asıl belirleyici olan, bu araçların hangi pedagojik çerçeve içinde ve hangi epistemik sorumluluk anlayışıyla kullanıldığıdır. Öğrenme süreçlerinde doğrulama, gerekçelendirme ve eleştirel değerlendirme sorumluluğu öğrencide veya daha genel olarak insanda kaldığı sürece, ChatGPT insan bilişinin yerini alan bir ikame aracı olmaktan ziyade onu destekleyen diyalojik bir ortak hâline gelebilmektedir. Bu nedenle eğitim sistemleri açısından temel mesele, yapay zekâ araçlarını yasaklamak veya sorgusuzca benimsemek değil; öğrencinin fail/özneliğini, eleştirel muhakemesini ve yaratıcı kapasitesini koruyacak yeni pedagojik ekosistemler inşa edebilmektir.
Categories: ChatGPT’nin Bilişsel Tehditleri Bağlama mı Bağlı?
Sende Yorum yap