Merdivenler üzerine
Merdiven, yalnızca iki yüksekliği birbirine bağlayan bir yapı elemanı değil, mimarinin ve şehir estetiğinin önemli bir parçasıdır. İspanyol Merdivenleri’nden Kamondo Merdivenleri’ne, oradan günümüz kentlerine uzanan bu yazı, küçük mimari dokunuşların yapıları ve şehirleri nasıl şenlendirdiğini anlatıyor...
Mimarlık eğitimim sırasında neredeyse bir sömestr boyunca merdiven konusunda çalışmıştık. Ahşap, çelik, betonarme her tür merdivenin çizimi ve yapımı konusunda hocalarımızın öğrencileri uyardığını ve yapıda dikkat edilmesi gereken en önemli elemanlardan birinin merdiven olduğunu söylediklerini hatırlarım.

Yıllar boyunca gezdiğim veya bir sebeple girdiğim yapıların merdivenlerine dikkat ederim. Bugüne kadar çok az yapıda bize öğretilen merdiven çözümleriyle karşılaştım; hâlâ da çok az karşılaşıyorum. Özellikle ülkemizdeki konut yapılarının merdiven çözümleri beni hayrete düşürüyor. Bu yapıların hemen hepsi ilgili belediyeler tarafından onaylanmış, ruhsat alınmış projelerle yapılmış. Buna rağmen genel kullanıma açık merdivenler bize öğretilenlerle uyuşmuyor.
Merdivenin temel kuralı
Merdiven konusunu okurken bize bir formül olduğunu söylemişlerdi: 2r + b = 63. Yani iki basamak yüksekliği ile bir basamak genişliğinin toplamı 63 santimetre civarında olmalı. Hemen her imar yönetmeliği de bu formülü tekrarlar. Buna rağmen mahalle aralarında yapılan neredeyse hiçbir yapıda bu formüle uygun merdiven görmek mümkün değil.
Merdiveni doğru dürüst yapılmamış bir yapının varın geri kalan niteliklerini siz düşünün. Eğer şehirlerimizin ve yapılarımızın çağdaş mimariyi yansıtacak şekilde yapılmasını istiyorsak, önce merdiven yapımını öğrenmemiz gerekiyor.

Doğru merdiven inişte belli olur
Doğru yapılmış bir merdiven çıkışta değil, inişte belli olur. Çıkışta ayaklarımızın ucuna bastığımız için basamak genişliği bizi rahatsız etmez. Ancak inişte topuklarımıza basarız ve dar basamaklarda ayağımızın büyük bir bölümü yere temas etmez; bu nedenle rahatsız oluruz.
İkinci önemli nokta ise merdiven basamaklarının yüksekliklerinin birbirinden farklı olmasıdır. İlk basamak bize şuuraltı bir uyarı verir, daha sonra bu uyarı doğrultusunda önümüze bakmadan çıkmaya başlarız. Eğer basamak yükseklikleri, bırakın santimetreyi, milimetre düzeyinde farklılıklar taşıyorsa tökezleriz.
İki bin yıl önce
İki bin yılı aşkın süre önce Vitruvius, “Mimarlık Üzerine” adlı kitabında merdivenin önemine değinir. Özellikle tapınakların vazgeçilmez elemanlarından biri olan merdivenlerin basamak genişliğinin en az bir buçuk ayak (45 santimetre), en çok da iki ayak (60 santimetre) olması gerektiğinden söz eder. Basamakların sayısı tek olmalıdır; böylece ilk basamağa sağ ayakla basılıp tapınağın sahanlığına sağ ayakla girilmiş olur.

Merdiven sözcüğü
“Merdiven” sözcüğünün dilimize Farsça “nardubān, nerduvān, nerd-bān” kelimelerinden geçtiği düşünülmekte ve “Yüksek bir yere çıkmaya yahut inmeye yarayan, seyyar veya sabit, pek çok çeşidi olan basamaklar dizisi” olarak tarif edilmektedir.
Özellikle bir yapıya girişi oluşturan merdivenler anıtsal nitelikte olduğu takdirde, yapının görünüşünü büyük oranda etkiler. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi günümüzde de anıtsal nitelikli yapılar ile kamu otoritesinin kullandığı yapılar bu niteliğe sahip olmalıdır. Örneğin Avrupa ülkelerinde bakanlık, belediye ve özellikle de adliye binaları zeminden yükseltilmiş ve önlerine geniş basamaklı merdivenler yapılmıştır. Bu düzenleme, yapının anıtsal niteliğini artırdığı gibi otoriter bir görünüş almasını da sağlar.

Anıtsal nitelikli yapıların iç mekânlarında yer alan merdivenler de yapının ana ögesi olarak planlanmıştır. Örneğin Vatikan Müzeleri’nin Giuseppe Momo tarafından tasarlanan ve 1932 yılında tamamlanan ünlü sarmal merdiveniyle Antoni Gaudí’nin tasarladığı merdivenler bu konuda başyapıt niteliğindedir. Ancak bu yazımızda değinmek istediğimiz merdivenler, daha ziyade açık alanlarda yapılan merdivenlerdir.
Kent mobilyası
Şehirlerin bazı noktalarında yapılan bu merdivenler, ilgi çekici birer kent mobilyası olarak kalabalıkların dikkatini çekmektedir. Roma’da bulunan ve 1717 yılında açılan bir yarışma sonucunda mimar Francesco de Sanctis tarafından tasarlanan “İspanyol Merdivenleri” büyük ilgi görmekte ve çevresinde yoğun bir kalabalığın toplanmasına olanak sağlamaktadır.

İspanyol Merdivenleri kadar meşhur olmasa da benzer bir merdiven de Ukrayna’nın Odesa şehrinde bulunmaktadır. Günümüzde “Potemkin Merdivenleri” olarak bilinen ve 1837-1841 yılları arasında yapılan bu merdiven, Francesco Boffo, Avraam Melnikov ve Charles Michel Potier tarafından tasarlanmıştır.
Vancouver’daki Robson Meydanı’nın Arthur Erickson ve peyzaj mimarı Cornelia Oberlander tarafından tasarlanan merdivenleri de şehrin ilgi çekici motiflerinden biri hâline gelmiştir.
İstanbul merdivenleri
Bu merdivenler kadar tanınmış, popüler olmasa da İstanbul da böylesi merdivenlere sahiptir. Banker Sokak ile Bankalar Caddesi arasında yer alan “Kamondo Merdivenleri”, Galata’nın dik yokuşlarına çıkmayı kolaylaştırmasının yanı sıra bir kent mobilyası olarak da ilgi çekmektedir. Mimarı bilinmeyen bu merdivenlerin 1870-1880 yılları arasındaki bir tarihte Kamondo Ailesi tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir.
Bu şehirde yaşayan çok az kişi farkındadır ama Kamondo Merdivenleri iki tanedir. Saint Benoît Fransız Lisesi’nin eski girişini oluşturan ikinci merdiven, Lüleci Hendek Caddesi ile lisenin orta avlusu arasında yer almakta olup günümüzde meraklı gözlerden saklanmaktadır.

Kamondo Ailesi
Sefarad Musevilerinden bankacı bir aile olan “Kamondo Ailesi”, İspanya’daki Engizisyon’dan kaçarak önce Venedik’e, ardından İstanbul’a göç eder. İstanbul’un ilk belediye teşkilatı olan 6. Daire-i Belediye’nin (Beyoğlu Belediyesi) kuruluşunda görev alan Abraham Salomon de Kamondo’nun, ailesiyle birlikte Galata bölgesinde çok sayıda han yaptırdığı da bilinmektedir. Abraham Salomon de Kamondo, ölümünden sonra Hasköy Musevi meşatlığında kendisi için yaptırdığı anıtsal mezara defnedilmiştir.
Daha sonra Paris’e yerleşen Kamondo Ailesi, Théâtre des Champs-Élysées’nin kurulmasına verdiği desteğin yanı sıra sanat ve kültür hayatına önemli katkılarda bulunur. Aile üyelerinden Isaac de Camondo, empresyonist eserleri de içeren zengin sanat koleksiyonunu Louvre Müzesi’ne bağışlar. Moïse de Camondo ise Paris’teki evini ve koleksiyonunu, I. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden oğlu Nissim’in anısına Fransız devletine bağışlar; yapı 1936 yılında Musée Nissim de Camondo adıyla müze olarak ziyarete açılır.
Geçen yıllarda Beyoğlu Belediyesi, Kamondo Merdivenleri’nden birkaç sokak daha yukarıda, Kart Çınar Sokağı ile Bankalar Caddesi’ni birbirine bağlayan, oldukça dik ve basamakları kötüden öte durumda olan sokakta benzer bir merdiven yapımını düşündüklerini söyledi. Biz de Galata’nın dik sokaklarını bu tür anıtsal merdivenlerle birbirine bağlamak için örnek bir çalışma yaptık. Ancak içinde yaşadığımız şehre katkı sağlamak için yaptığımız bu çalışma, benzer pek çok öneri gibi bürokrasinin çarkları arasında yok oldu.
Şehir estetiği
Bu tür ufak dokunuşlar, şehrin görünüşüne katkıda bulunur. Şehirde yaşayan insanların, özellikle de çocukların ilgisini çeker ve onların estetik anlayışının gelişmesine katkıda bulunur. Bizim ülkemizde bu tür mimari düzenlemelere ne yazık ki yer yoktur. Geçmişin şehirlerine özlem duyarız ama yaşadığımız şehirleri güzelleştirmek, ilginç mekânlar yaratmak için çaba göstermeyiz.
Eski şehir dokuları içinde rastladığımız bir köşe pahı, bir evin yola yaptığı çıkma, küçük bir çeşme, kuş evleri, Arnavut kaldırımı yolların ortalarına konulan büyük taşlar… monoton bir düzeni renklendiren mimari dokunuşlardır. Şehir kültürü, evlerimizi olduğu kadar toplumsal mekânları da güzelleştirmeyi gerekli kılmaktadır.

Şehir insanı insan yapar
“Nâgehân ol şâra vardım ol şârı yapılır gördümBen dahî bile yapıldım taş ü toprak âresinde.”
Altı yüz yıla yakın bir süre önce Hacı Bayram-ı Veli’nin söylediği bu sözü anlaşılan unutmuşuz. Şehir insanı yapılandırır, kültürel olarak gelişmesini sağlar. Gelişen ve çağın gerçekleriyle yüzleşen insan yaratıcı olur. Ülkenin zenginleşmesine ve güçlenmesine katkı sağlar.
Yalnızca öğretim kurumlarına dönüşen okullarımız, yeni kuşaklara yeterli eğitim sağlamıyor. Özellikle yerel yönetimlerin insanlarımıza eğitim veren mekânlar yaratma sorumluluğu büyüktür. Mimari ve görsel açıdan zengin toplumsal mekânlar, meydanlar, küçük sokak düzenlemeleri, müzeler, sanat galerileri çağdaş bir şehrin olmazsa olmazlarıdır.
Yakın uzak, gezdiğim her ülkede insanların “İstanbul” denince büyük bir ilgi duyduklarını gördüm. “Muhteşem bir şehir, onu gördüm.” diyen insanlar, böylesi güzel bir şehirde yaşadığımız için bizi kıskandıklarını söylediler. Buna karşılık ben üzüntülüyüm; son yüz yılı aşkın süre içinde bu şehir için çok az şey yapıldı. Gelecekte, içinde yaşadığımız dönemin hangi yapılar, hangi estetik dokunuşlarla anılacağını merak ediyorum.Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Ahmet Haşim
Categories: Merdivenler üzerine
Sende Yorum yap