s

Tony: Anthony Bourdain olmadan önce

Dünyayı gezip restoranların perde arkasını anlatan Anthony Bourdain’in gençliğine ve restoran mutfaklarında bulaşıkçı olarak çalışmaya başladığı yıllara odaklanan “Tony” filmi beğenildi mi?.

Anthony Bourdain’i düşününce aklımıza önce dünyayı gezen, mutfaklara girip şeflerle, garsonlarla, taksicilerle, balıkçılarla, sokak satıcılarıyla konuşan, bir yandan yemek yiyip bir yandan da insanları anlamaya çalışan o kendine özgü adam geliyor. Oysa ABD’de ve İngiltere’de vizyona giren “Tony” filmi tam tersini yapıyor ve bizi Bourdain’in henüz kimsenin tanımadığı, hatta kendisinin bile kim olacağını tam olarak bilmediği zamana, 1975 yazında 19 yaşındaki Tony’nin Provincetown’da bulaşık yıkadığı günlere götürüyor. Matt Johnson’ın yönettiği film, “BlackBerry” ile teknoloji dünyasının yükselişini ve çöküşünü anlatan yönetmenin bu kez çok daha kişisel bir hikâyeye yöneldiğini gösteriyor. Dominic Sessa da “The Holdovers” sonrasında kariyerinin en dikkat çekici rollerinden birinde, kendine fazlasıyla güvenen ama bütün bu özgüvenin altında yalnız ve kırılgan genç Bourdain’i canlandırıyor.

Filmin başlangıcında Tony kendisini zaten yazar olarak görüyor, hatta Vassar College’daki burs komitesinin karşısına çıkarken geleceğin büyük Amerikan romancısı olacağına neredeyse herkesin ikna olması gerektiğini düşünüyor. Ancak o çok güvendiği edebiyat bursunu kazanamıyor ve yaz tatilini geçiren Nancy’nin peşinden Provincetown’a gidiyor. Nancy’nin başka bir erkek arkadaşı olduğunu öğrenmesi, parasız kalması, sarhoş olup bir restoranda olay çıkarması ve sonunda dayak yiyerek aynı restoranda bulaşıkçı olarak işe başlaması tipik bir Hollywood hikâyesi başlangıcı gibi görülebilir ama Johnson bu kolay yolu tercih etmiyor. Tony’nin hayatının değişmesini tek bir mucizeye değil, günler boyunca tekrarlanan küçük aşağılanmalara, yorucu işlere, mutfak arkadaşlıklarına ve ilk kez gerçekten bir topluluğun parçası olmasına bağlıyor.

Şef Antonio Banderas

Filmin ilginç tarafı da burada başlıyor çünkü Tony mutfağa girdiğinde yemek pişirmenin yanı sıra insanları gözlemlemeyi öğreniyor. Daha sonra “Kitchen Confidential” adlı kitabında dünyanın dört bir yanındaki restoranların perde arkasını anlatacak olan Bourdain’in asıl eğitimi de böyle başlıyor. Antonio Banderas’ın canlandırdığı ve yalnızca Şef diye anılan karakter bu dönüşümün merkezindeki kişi. Banderas, Tony’ye bağırıp çağıran klişe bir mutfak patronu olmak yerine, disiplinin, ustalığın ve belli bir ahlaki düzenin temsilcisi oluyor, onun karşısında Leo Woodall’ın canlandırdığı Sal ise kabadayılık ve sürekli kendisini kanıtlama ihtiyacı üzerinden başka bir tip. Tony bu iki adamın arasında nasıl bir insan olunabileceğini de öğreniyor. Film, bunu mutfağın gündelik gürültüsünün içine yerleştiriyor.

Filmin görsel dünyası

Dominic Sessa’nın performansı sayesinde bir sahnede insanı sinirlendiren genç adam birkaç saniye sonra o kadar savunmasız görünüyor ki ona kızmak yerine neden böyle davrandığını merak etmeye başlıyorsunuz. Filmin görsel dünyası da bu duyguyu destekliyor. Cape Cod’un yaz ışığı, deniz, turist kalabalığı ve Provincetown’ın rahat atmosferi ile mutfağın ter, sıcaklık, keskin bıçaklar, balık kokusu ve bağırışlar dolu geceleri birbirinin karşısına yerleştiriliyor. Böylece film hem yazlık bir hafiflik hem de insanın hayatını değiştiren ağır bir çıraklık dönemi gibi hissediliyor. “Tony”yi izlerken akıldan çıkarması zor bir başka Bourdain daha var. Biz 19 yaşındaki Tony’nin önünde uzun bir hayat olduğunu biliyoruz ama aynı zamanda o hayatın 2018’de sona ereceğini de biliyoruz. Filmi, Bourdain’in sonunu bilerek izlemek de haksızlık olur çünkü “Tony” aslında bir oluşum hikâyesi. Burada konu yazarlık arzusunun gerçek deneyimle nasıl sınandığı. Tony kendisine yazar diyor ama hayat ona önce yaşaması gerektiğini öğretiyor. Mutfak da ona daha sonra yazacağı bütün kitapların, TV programlarının ve seyahatlerin temel malzemesini veriyor. İşte bu nedenle “Kitchen Confidential” Tony için özel.

Malzeme toplamaya başlıyor

Kitabın kökleri 1999’da The New Yorker’da yayımlanan “Don’t Eat Before Reading This” (Bunları Okumadan Yemek Yemeyin) yazısına kadar gidiyor. Bugün dışarıda yemek yerken “Şefin spesiyalitesi acaba neden bugün var?”, “Bu restoran neden boş?”, “Garsonun yüz ifadesi bana ne anlatıyor?” diye düşünüyorsak bunun bir nedeni de Bourdain. “Tony” bize bu bakışın doğuştan gelmediğini hatırlatıyor. İnsan bazen hayatının neye dönüşeceğini planlayarak değil, hiç istemediği bir yerde çalışmaya başlayarak buluyor. Tony’nin yazarlık hayali Provincetown’da gerçekleşmiyor, tam tersine orada bir süreliğine rafa kalkıyor. Ancak o yaz, o sıcak mutfakta, o gürültünün ve kokunun arasında, ileride yazacağı her şeyin malzemesini toplamaya başlıyor. “Tony”, Anthony Bourdain’in hayatının özeti değil. Anthony Bourdain’in neden anlatacak bir hikâyesi olduğunu gösteriyor. Filmin Türkiye’deki vizyon takvimi açıklanmadı.

“Kitchen Confidential”da öne çıkanlar

Anthony Bourdain 2000’de yayımlanan “Kitchen Confidential” adlı kitabında yıllarca çalıştığı mutfakların hiyerarşisini, bağımlılıklarını, dostluklarını, rekabetlerini ve mutfak çalışanlarının kendilerine özgü dünyasını anlatıyor. Kitapta hem restoran sırlarını açıklıyor hem de yemek yazarlığını seyahat, kültür ve insan hikâyeleriyle birleştiriyor.

Kitaptan akılda kalan Bourdain kuralları:

Restoranın en yoğun olduğu günleri tercih edin.

“Şefin spesiyalitesi”ni sorgulayın, elde kalanlardan yapılır.

Pazar brunch’ına ve özellikle eski malzemeyi gizleyebilecek karmaşık soslara kuşkuyla yaklaşın.

Et yiyecekseniz restoranın en çok sattığı ürüne yönelin.

Kirli tuvalet, mutfağın daha da kötü olabileceğine dair bir uyarı.

Menüde kimsenin sipariş etmediği tuhaf yemeklerden uzak durun.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.