s

CENTCOM’un silmediği paylaşım…

ABD Merkez Komutanlığı CENTCOM, 3 gün önce sanal medya hesabından bir grafik görsel paylaştı. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper’ın Orta Doğu bölgesindeki 10 günlük askeri temaslarını ve ABD Donanması’nın bölgedeki varlığını özetleyen grafikte Kıbrıs’ın kuzey ve güney sınırları birbirinden net hatlarla ayrılmış olarak gösterildi.

Buradaki büyük sürpriz şu: CENTCOM’un ilk yayınladığı görselde Filistin toprakları İsrail sınırları içerisinde yer alıyordu. Bu paylaşım tepki çekince, CENTCOM o görseli hemen sildi ve yeni paylaşımda 1967 Filistin sınırlarını gösteren yeni bir harita paylaştı.

Ancak Yunanistan ve Rum basınının ayağa kalkmasına, Rum Dışişleri Bakanlığı’na Washington nezdinde devreye girmesi için çağrı yapmasına rağmen Kuzey Kıbrıs sınırlarını gösteren haritada bir değişiklik yapılmadı.

Dün bu yazıyı yazdığım saate kadar 2,2 milyon kişi söz konusu paylaşımı görmüştü.

Bu grafik ABD’nin Kıbrıs politikasında 180 derecelik bir dönüş yaptığı anlamına gelmez.

Uluslararası ilişkilerde De Facto ve De Jure kavramları çok kullanılır.

Gerçekte olan ile kâğıt üzerinde yazılan arasındaki farkı anlatan bu iki kelime aslında tüm bölge alev alev yanarken Kıbrıs’ta 52 yıldır devam eden sükunetin kabul edildiği anlamına geliyor.

Asker rasyonalizmi ile ABD diplomasisinin pragmatikligi birleşince Kıbrıs’taki ideal ve çatışma riski barındırmayan tek modelin iki devletli çözüm modeli olduğunuWashington’ın da anlamaya başladığının işareti olarak kabul edilebilir.

Moskova’da ilk-son söz karmaşası…

Rusya Dışişleri Bakanlığı geçen hafta sonu Türkiye’ye yönelik sert bir açıklama yaptı.

Türkiye’deki ABD yapımı silahların Ukrayna’ya gönderileceği tezine dayanan açıklamada sorunlu alanlar ve yanlış anlaşılmalar var.

Yanlış anlaşılmalara sebep olan noktayla başlayayım:

ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin envanterinde bulunan Amerikan menşeli ağır silah ve mühimmatları Ukrayna’ya transfer edebilmesiamacıyla hazırlanan 256 ila 283 milyon dolar değerindekibir paketi ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’ne bildirdi.

Bu haliyle Türkiye’nin Ukrayna’ya envanterindeki ABD yapımı silahları ihraç edeceği ve bunun için izin istendiği sonucu çıkıyor ama durum öyle değil.

Söz konusu paketteki silahları Türkiye, Ukrayna’ya değil ABD’ye satmayı planlıyor.

Planlıyor diyorum zira daha sona ermiş bir süreç yok.

ABD, Türkiye’den satın aldığı silahlarıUkrayna’ya yollayabilir mi, bu ihtimal dahilinde.

Türkiye’nin envanterinde bulunan ve ABD’ye geri satmayı planladığı M-39 ATACMS füzelerinin en genci 31 yaşında zira 1995’ten sonra ABD’de de üretilmedi.

Raf ömrü 10 yıl olan, modernize edilip iyi saklanırsa maksimum 30 yıl kullanılabilen bir sistemden söz ediyoruz. Bu füze sisteminin ne GPS bağlantısı var ne de Rusya’nın içlerini vurabilecek bir menzili.

Savunma sanayini geliştirmek için milyarlarca dolar harcayan Türkiye, ABD’ye bu satışı yaparak yeni bir kaynak yaratacak ve aynı zamanda maliyeti çok yüksek olan mühimmat imha zorunluluğundan kurtulacak.

ABD ve Avrupa bugüne kadar Ukrayna’ya ATACMS’nin daha gelişmiş modellerinden M-39’un A1 ve M57 modellerini yolladı, bunlar da Rusya’da sivil kayıplar dahil ciddi zararlara yol açtı.

Eğer Türkiye, son kullanma tarihi geçeli uzun zaman olmamış, savaşı Rusya’nın içlerine taşıyan füze modellerine sahip olsaydı, Moskova itirazında haklı derdim.

Eğer Türkiye, M39 ATACMS’lerin yerine koyacağı yerli üretim füzelerinden Ukrayna’ya ihraç ediyor olsaydı, Moskova’nın arabuluculuk çabalarına sığmaz, güven sorunu yaratır itirazını haklı da bulabilirdim.

Ancak daha kesinleşmemiş bir satış üzerinden, sanki Türkiye, Ukrayna’ya silah satıyormuşçasına, sanki Kiev elinde hiç olmayan bir savaş imkânına kavuşuyormuşçasına tepki vermenin bir anlamı yok.

Son söylenecek şeyi ilk söylemek kimseye fayda sağlamaz...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.