Yeni yılda kendimi ve ailemi kanserden nasıl korurum?

Yeni yıla merhaba diyeli birkaç gün oldu ve herkes kendine benzer sorular soruyor:
Daha mutlu olabilir miyim? Daha başarılı olabilir miyim?
Ama sağlık söz konusu olduğunda çoğumuz şunu varsayarız:
Sağlık, bireysel bir meseledir.
Oysa mutluluk gibi, başarı gibi, sağlık da tek başına yaşanmaz.
Evde biri mutsuzsa, kimse gerçekten mutlu olamaz.
Evde biri tükenmişse, kimse kendini “başarmış” sayamaz.
Sağlık da böyledir.
Kendiniz iyi olsanız bile, aileniz sağlıksız bir yaşamın içindeyse, o sağlık uzun süre sizinle kalmaz.
Bu yüzden doğru soru şudur:
“Ben sağlıklı mıyım?” değil.
“Biz sağlıklı bir hayatın içinde miyiz?”

Kanser: En eski hastalıklardan biri
Kanser, modern çağın hastalığı değildir.
Dinozor fosillerinde bile izleri bulunmuştur.
Antik Mısır papirüslerinde tanımlanmıştır.
Yeni olan şey kanser değil.
Yeni olan, bizim onunla yaşama süremizdir.
Son iki yüz yılda insan ömrü dramatik biçimde uzadı. Aşılar, antibiyotikler, cerrahi ve modern tıp sayesinde ömre yıllar ekledik.
Ama bugün çok daha zor bir soruyla karşı karşıyayız:
Bu yılların kaçı sağlıklı?
Artık insanlar daha uzun yaşıyor, evet. Ama daha uzun süre hastalık riskiyle yaşıyorlar. Kanser de bu uzun hayatın içine daha sık giriyor.
Bilgi var, katılım yok
Bugün birçok kanser türü için elimizde etkili bir yöntem var: Erken tarama.
Meme, rahim ağzı, kalın bağırsak, prostat…
Bilim açık.
Erken yakalanan kanser, çoğu zaman hayat kurtarır.
Ama gerçek hayat başka bir şey söylüyor:
Tarama programlarına katılım hâlâ düşük.
Çünkü çoğumuz kanserden değil, kanser ihtimalini öğrenmekten korkuyoruz.
Bilmek istemiyoruz.
Ertelemeyi tercih ediyoruz.
“Şimdilik bir şeyim yok” demek daha kolay geliyor.
Oysa erken tanı, korkuyu değil, kontrolü artırır.
Çocuklarımıza ne bırakıyoruz?
Sağlık ailede başlar.
Ama çoğu zaman ailede bozulur.
Çocuklarımıza genetik mirastan çok daha fazlasını bırakıyoruz:
4 Hareketsiz bir yaşamı,
4 Düzensiz uykuyu,
4 Aşırı kaloriyi,
4 Stresi normalleştirmeyi.
Bilim artık çok net şunu söylüyor:
Obezite, hareketsizlik ve kötü beslenme sadece bizi değil, bizden sonrakileri de etkiliyor.
Epigenetik çalışmalar gösteriyor ki, bizim yaşam tarzımız, çocuklarımızın hastalık risklerini şekillendiriyor.
Yani mesele sadece “Ben ne yiyorum?” değil.
“Biz nasıl yaşıyoruz?”
Akdeniz diyeti bir liste değil, bir hayattır
Akdeniz diyeti, bir mucize menü değildir.
Bir yasaklar listesi hiç değildir.
Akdeniz diyeti;
- Birlikte yemek yemektir,
- Acele etmemektir,
- Yürümektir,
- Sohbettir,
- Hayatla temas hâlinde kalmaktır.
Bu yüzden işe yarar.
Çünkü yalnızca bedeni değil, hayatın ritmini değiştirir.
Ve bu yüzden pahalı değildir.
Takviye satmaz.
Mucize vaat etmez.
Sadece şunu söyler:
Biraz yavaşla.
Yeni yıl için gerçekçi bir davet
Yeni yılda kendimize “daha sağlıklı olacağım” demek kolay.
Zor olan, bunu aileye yaymaktır.
Ama belki de bu yıl şu küçük ama gerçek adımlarla başlamak yeterlidir:
- Yaşımıza uygun taramaları yaptırmak,
- Ailece hareketi artırmak,
- Sofrayı paylaşmak,
- Çocuklara söylediklerimizden çok, yaptıklarımızla örnek olmak.
Çünkü çocuklar nasihatleri değil, alışkanlıkları devralır.
Son Söz
Kanser tamamen önlenebilir bir hastalık değildir.
Ama neredeyse yarısı önlenebilir.
Ve belki de en büyük yanılgımız şudur:
Sağlığı tek başımıza kurtarabileceğimizi sanmak.
Sağlık, bir kişinin değil, bir ailenin ortak yolculuğudur.
Yeni yıl için en gerçekçi dilek belki de şudur:
Sadece kendimiz için değil, sevdiklerimiz için de sağlıklı bir hayat kurmak.
Bu bir yük değil.
Bu, gerçek sorumluluktur.
Sende Yorum yap