s

Crans Montana ve ‘artırılmış gerçeklik’ yanılsaması

2026 yılına kutlamalarla, umutla girmek istiyorduk. Elbette yılın getireceği zorluklar, acılar ve felaketler kaçınılmazdı; ancak bu tatsız sürprizler kapımızı ne kadar geç çalarsa o kadar iyi olur diye düşünüyorduk. Zira geride bıraktığımız yıl, hafızalarımızda yeterince kaotik ve yorucu bir iz bırakmıştı.

Ne var ki, yeni yılın ilk saatlerinde, rehavetin yerini üzüntü aldı. İsviçre’den gelen o “elim” yangın haberiyle uyandık. Crans Montana’nın son dönemde popülerleşen gece kulübü Le Constellation’da yaşanan facia, sadece bir yangın değil, bir insanlık dramıydı. İlk bilgilere göre bodrum katında bir patlamayla başlayan yangın, 10 can almış, 100’e yakın insanı yaralamıştı. İşin tuhaf yanı, yerel makamların kriz yönetimindeki bocalamasıydı. Sözlü olarak önce “patlama” diyen polis, sonra yazılı açıklamasında sadece “yangından “ bahsetti. Savcılık ise yangının sebebinin henüz bilinmediğini duyurdu. Ancak asıl trajik olan, resmî kurumların açıklamalarından ziyade, o binanın içindekilerin tavrıydı.

Kaydetme ‘tutkusu’

Yangın anında, alevlerden kaçıp canını kurtarmak yerine cep telefonuna sarılanlar; o anı “ölümsüzleştirmek” adına ölüme yürüyenler... Bu kişiler artık birer izleyici değil, adeta kontrast arayışına müptela olmuş “sürüler” haline geldi. Sosyal medyada paylaşılacak bir fotoğrafın renklerini abartmak, gerçekliğin dozunu artırmak için gösterilen o yapay çaba, bu kez bir felaketle sonuçlandı.

Doğal renkler artık topluma sönük geliyor. “Normal” bir eğlence yetmiyor; yanar döner maytaplar, meşaleler ve efektlerle gerçeği “daha gerçek” kılma çabası içerisine girildi. Aslında olmayan bir gerçeklikte yaşamak için dürüstlük kavşağından sapıp, hızla yapay bir dünyaya sürükleniyor insan. Mış gibi yaparak, sankiler dünyasında yaşanıyor artık.

Eğer o gece insanlar, ellerindeki telefonları havaya kaldırmak yerine yangın çıkışına yönelselerdi, o hayatın doğal akışına sürükleselerdi kendilerini, belki de bugün bambaşka bir tabloyu konuşuyor olacaktık. Trajedi artık bugünün “içeriği” haline geldi. Sel, yangın, ölüm... Hepsi “like” sayısı, görüntülenme ve yorum trafiğiyle ölçülen birer veriye dönüştü. Yangınları önlemek yerine kaydetmek için telaş ediyoruz; kazaları kaydediyoruz ama sorumluları değil. Bu bir duyarlılık değil, bir tüketim hastalığıdır.

‘Kusursuz’ maske düştü

Crans Montana’daki bu facia, sadece bireysel bir yozlaşmayı değil, İsviçre’nin o kusursuz görünen “artırılmış gerçekliğini” de sarstı. Jet sosyetenin gözbebeği olan bir kasabada, kapasitenin çok üstünde müşteri alınması, yerel yönetimle esnaf arasındaki “ahbap-çavuş” ilişkileri ve 160 yaralı karşısında koca bir ülkenin hastane kapasitesinin yetersiz kalması... Meğer o hayranlıkla baktığımız standartlar da bir nevi vitrin süsüymüş.

Bu “artırılmış gerçeklik” sendromu adeta bir uyuşturucu gibi. Doğal olan artık tatmin etmiyor, beyindeki dopamin dengesi bozuluyor ve daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. Sonuç ise tam bir bağımlılık ve gerçeklikten kopuş.

Sadece bireyler değil, devletler de bu sendromun pençesinde. Rusya kendisini olduğundan büyük görüyor, İran rejimi halkına karşı güç gösterisiyle dev aynasında devleşiyor. Avrupa Birliği ise gerçeklikten uzak bir büyüklük illüzyonu yaşıyordu. Uyandı biraz geçde olsa. Benzer misaller ziyadesiyle verilebilir.

Gerçekte ise “kral çıplak.” Artırılmış gerçeklik bizi kandırıyor, değerlerimizi söküp alıyor. Korkarım ki 2026, bu yapaylık sancısının daha da derinleştiği bir yıl olacak.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.