Yeni yıl, yeni bir ben mi?
Yeni bir yıla girerken kendimizi yenilemek için kararlar almak neredeyse otomatik bir refleks. Kas yapmak, kilo vermek, daha sosyal olmak, hobi edinmek… Takvimdeki son sayfayı kopardığımızda sanki sihirli bir eşiği geçerek yepyeni bir insana dönüşeceğimize inanıyoruz.
Bazı anketlere göre insanların üçte ikisi yeni yıl kararları alma baskısı altında hissediyor. Ancak kulağa makul gelen hedeflere çoğu zaman ulaşılamıyor. Bu yüzden internet “yeni yılda nasıl doğru hedef belirlenir, hedeflere nasıl ulaşılır” içerikli yazılarla dolu.
Belki de mesele hedeflerde değil, değişim baskısında.
■ Değişim baskısı direnç yaratır
Yeni yılda kendini yenileme fikri motive edici gibi görünse de bu çoğu zaman kişinin kendisini beğenmeyerek eleştirmesinden kaynaklanır.
“Olduğum hal istediğim halim değil” düşüncesiyle başlayan değişim çabası nadiren kalıcı olur. Çünkü beyin bu düşünceyi dışarıdan gelen bir tehdidi nasıl algılıyorsa o şekilde işler. Zihin tehdit altında hissettiğinde hayatta kalma moduna geçer, değişime direnir ve artık faydalı olmasalar bile, tanıdık davranış kalıplarına tutunur. Bu nedenle birçok karar haftalar içinde çöker ve geride gelişim yerine suçluluk duygusu bırakır.
Yeni yıl için aslında değişimden çok sürekliliğe ihtiyacımız var. Ocak ayına adım atan kişi, geçen yılı tüm zorluklarıyla atlatan, uyumlanan, başa çıkan ve yoluna devam edenle aynı kişi. Bu süreklilik bir zayıflık değil, aksine sürdürülebilir gelişimin üzerine inşa edilebileceği sağlam bir zemin.
■ Sürdürülebilir gelişim kendini kabulle başlar
Araştırmalar, kendini kabulün psikolojik ve fiziksel esenliğin en güçlü dayanaklarından biri olduğunu tutarlı biçimde ortaya koyuyor. Kendini kabul en yalın haliyle bir kişinin kendisini ve geçmiş yaşantılarını güçlü ve zayıf yönleriyle tanıması ve sahiplenmesidir. Kendisiyle memnun olmayan, kişisel özelliklerini sorun eden, olduğundan farklı biri olmak isteyen, geçmişine hayal kırıklığıyla bakan kişiler kendilerini kabul edemeyenlerdir.
Kendini kabul, kişinin içsel deneyimleriyle sürekli mücadele etme ya da savunmaya geçme ihtiyacını azaltır. Kendini kabul edenler yaşamda daha fazla anlam ve doyum bulurken, bu alanda zorlananlar kendilerini olumsuz bir pencereden değerlendirerek utanç, kaygı, üzüntü gibi duygulara sürüklenirler.
Kendini olumlu ve olumsuz yönleriyle bir bütün olarak kabul etmek atalete yol açmaz. Aksine, geçmişten utanmadan ders çıkarabilmeyi mümkün kılar ve kalıcı değişimi destekler. Bilimsel bulgular gelişimin, geçmişte olduğumuz kişiyi reddetmekten değil, onu bütünleştirerek ilerlemekten geçtiğini gösteriyor.
Peki bu kadar hayati bir beceriyi neden bu kadar zor öğreniyoruz?
■ Neden kendimizi olduğumuz gibi kabul edemiyoruz
Popüler kültür kendini kabulün önündeki en büyük engellerden biri. Çünkü her gün kendimizi geliştirme, kapasitemizin en üst noktasına ulaşma beklentisini neredeyse bir zorunluluk olarak önümüze koyuyor. Bu bir akıma da döndü: maksimize et. Neyi? Görünümünü, tarzını, kişiliğini, statünü…
Bu tür mükemmeliyetçiliğin doğal sonucu artan yetersizlik algısı: beğenilmiyorsan yeterince çaba sarfetmiyorsun, kendini geliştirmiyorsun, sosyalleşmiyorsundur...
Hedefler çoğu zaman bu yetersizlikten doğuyor. Bir gelişimi değil, değişim baskısını zorluyor.
■ Kendinizle yeni bir ilişki kurun
Belki de bu yılın en gerçekçi hedefi, kendinizi eksik bir proje gibi görmekten vazgeçmektir.
Daha fazla hedef, disiplin ya da kontrol yerine; içinde var olduğunuz kültürel bağlamın üzerinizdeki etkisini fark etmeye, davranışlarınızın neye hizmet ettiğini anlamaya ve artık işe yaramayan davranışlarla vedalaşmaya alan açmak gelişimin önünü açar. Kendinizi reddederek değil, olduğunuz yerden sessiz bir rota düzeltmesiyle devam edebildiğinizde sürdürülebilir adımlar atmak mümkün olur.
Çünkü unutmayın: farkındalıkla gelen davranış değişimi iyileştirir.
Sende Yorum yap