Neden uzağı göremiyoruz?
Geçen hafta Berlin Havalimanı’nda uçağımı beklerken, yeni yılın ilk yazısına yakışır bir sahne çıktı karşıma. Koca salonda, anonsların arasında çoluk çocuk bir dolu insan aynı pozisyonda: başlar öne eğik, gözler ekranda, parmaklar kaydırıyor. Tüm dünyayı burunlarının dibine sığdırmış, oyalanıyorlar.
Bu yakına kilitlenmenin bedenimizde somut bir biyolojik faturası var: Miyopluk. Yani gözlerimizin uzağı net görememesi. Miyop olanlar gözlük ya da lens takmadığında, dünya gerçekten bulanıklaşıyor. Ama benim asıl dikkatimi çeken, bunun ötesindeki gündelik alışkanlıklar: telefonu, tableti saatlerce burnumuzun dibinde tutan bir hayat. Bana kalırsa göz ve zihin sürekli yakın mesafeye odaklandıkça uzakla kurduğumuz bağ zayıflıyor. Üstelik bu yakınlık nitelikli okumalarla değil de durmadan akıp giden içerikle doldukça yakına bakmak bir süre sonra sadece gözün alışkanlığı olmuyor; zihnin ufkunu da daraltıyor.
Miyopluğu eskiden sadece genetik bir talihsizlik sanırdık. Oysa bugün genetik yatkınlık yerinde dursa bile, yaşam tarzı bu yatkınlığı daha erken ve daha sık ortaya çıkarıyor. Japonya gibi şehirleşmenin ve eğitim temposunun çok yoğun olduğu ülkelerde çocukların ve ergenlerin miyop olma oranı yüzde 70’leri, 80’leri bulabiliyor. Buna karşılık çocukların daha çok gün ışığıyla temas ettiği, daha fazla açık havada zaman geçirdiği bazı ülkelerde oranlar yüzde 1-2 bandında kalabiliyor. Bu fark bize gözden çok toplumsal koşullara bakmamız gerektiğini söylüyor. Çünkü miyopluk bugün giderek modern yaşam biçiminin bir yan etkisi.
Dünyada bu değişimden en çok etkilenenler çocuklar ve gençler. 1990’larda dört çocuktan biri miyoptu. Bugün neredeyse üç çocuktan biri. Böyle giderse 2050’de on gençten dördü miyop olacak. Yeni yıla umutla giriyoruz ama hayat bizi sessizce uzağı net göremeyen bir toplum haline getiriyor.
Elbette çocuklarda miyopluğu artıran şey sadece ekran değil. Ekran buzdağının en görünür kısmı. Asıl sorun, çocukları gün boyu ev ya da okulun içine hapseden yaşam biçimi. Açık alanda oyun ve sosyalleşmenin giderek azalması ve yakına bakmayı dayatan eğitim temposuyla, şehir planları. Sonra da okulda “Bu çocuk niye tahtayı göremiyor?” diye şaşırıyoruz.
Çocukları nasıl koruruz?
Ama miyopluğun artışı bir kader değil. Bulgular şunu söylüyor: Haftada dışarıda geçirilen fazladan her saat, miyopluk riskini yaklaşık yüzde 2 azaltabiliyor. Mucize bir hap ya da pahalı bir çözümden bahsetmiyorum. Çocuğa her hafta bir saat daha gün ışığı, bir saat daha park, bir saat daha açık hava kazandırmak, küçük ama etkili bir başlangıç.
Ancak ne eğitim sistemi ne de kentlerimiz bu küçük adımı kolaylaştırıyor. Bazı aileler çocuklarını sınav yarışı içinde daha fazla etüde, daha fazla kapalı alana sokuyor. Çocuklar saatlerce test kutucuklarının içine gömülüyor. Bazı aileler ise güvenli park ya da açık alana erişemediği için çocuğu mecburen kapalı mekanlarda tutuyor. Hafta sonları gözlerin ufka değemediği, yapay ışıklı AVM’lerde turluyorlar. Nihayetinde çocuk gün ışığıyla, açık havayla yeterince temas etmiyor. Bunun bedelini gözler ödüyor.
Beton ve ekran arasında
Peki, bir toplum, çocuklarının gözünü bile koruyamıyorsa geleceğini hangi “uzak hedeflerle” kuracak? Çünkü miyopluk sadece bir göz kusuru değil, aynı zamanda çağın küçük bir aynası. Ufuk çizgisini, betonun ve ekranın arasında kaybettik. Kafamız ve gözümüz sürekli yakında. Büyük resmi, uzun vadeyi, toplumsal geleceği konuşmak giderek zorlaşıyor. Her şey anlık. Her şey bildirim. Her şey “şimdi”.
Peki çözüm? Elbette daha az ekrana bakmak, sık sık ara verip başı kaldırarak uzağa odaklanmak gerekiyor. Ama tek başına bireysel çabalar yetmez. Şehirleri çocukların dışarı çıkabileceği şekilde yeniden düzenlememiz lazım. Her mahallede ulaşılabilir yeşil alanlara, güvenli yürüyüş hatlarına, çocukların kendiliğinden çıkıp oynayabileceği park ve oyun alanlarına ihtiyacımız var.
Miyopluk bize şunu anlatıyor: Modern hayatı yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü mesele sadece göz değil. Mesele, bir toplumun nereye baktığı, gündelik hayatını nasıl kurduğu.
Yeni yılda başımızı daha sık kaldırıp ufka bakalım. Gözümüz için de, geleceğimiz için de.
Categories: Neden uzağı göremiyoruz?
Sende Yorum yap