Sessiz lüks ve köklere dönüş
Her yılbaşında yeni yılın çeşitli konularda öngörüleri açıklanır. Yiyecek dünyasında da her yıl nelerin gündemde olacağı tartışılır, öngörülerde bulunulur, bir anlamda gelecek yılın gastronomi modasının çerçevesi çizilir. Eski yılların gözde trendleri hâlâ geçerli mi? Yeni akımlar var mı? Öne çıkan başlıklara bakalım.

Gastronomi yemek ve kültür arasındaki ilişkiyi tanımlayan bütüncül bir kavram. Geniş anlamıyla yediğimiz içtiğimiz her şeyin üretimini, hazırlanmasını, pişirilmesini, sunulmasını kapsıyor, elbette buna yeme içme eylemi de dâhil. Bu noktada lezzet algısı, duyusal nitelikler de devreye giriyor. Dünyadaki farklı kültürlerdeki yiyecek hazırlama ve pişirme yöntem ve teknikleri, yeme içmeye dair ritüeller, gelenekler de gastronomi kavramının kapsamında. Bir anlamda gastronomi sözcüğünün yeme içmeye dair her şeyi kapsayan bir yönü var.
Trend tekrarları
Her yılbaşında gelecek yılın kavramları listeleniyor. Artık bazı kavramlar tekrar ede ede son yılların listelerinin demirbaşı olmuş durumda. Sürdürülebilirlik kavramı her zaman başı çekiyor. Çevre dostu tarım ve üretim gibi sürdürülebilirliğin temel taşları olan her tür uygulamanın artık bir trend gibi değil, bir yaşam biçimi gibi kabul edilmesi gerekiyor. Atıksız mutfak gibi yaklaşımlar da buna dâhil. Bunlar artık sorumluluk taşıyan bilinçli insanların olmazsa olmazı.
Diğer çok tekrarlanan ve her yıl gündeme gelen kavramlar ise sağlık etrafında şekilleniyor. Lifli gıdalar, bitki temelli beslenme, bitki bazlı proteinler, süper yiyecekler her yıl biraz kılık değiştirerek gündeme oturuyor. Her yıl bir başka tahıl süper gıda olarak tanıtılıyor ya da yeni bir meyve mucize meyve olarak lanse ediliyor. Örneğin global baharat markası McCormick, bu yılın lezzetini siyah Frenk üzümü olarak ilan etmiş. Zaten her yıl koyu mavimsi mor renkli bir yiyecek en faydalı gıda olarak gündeme oturuyor. İlginç bir şekilde bu süper faydalı yiyeceklerin dünyada pek az yerde yetişiyor olması, sadece sınırlı coğrafyalarda bulunabilmesi, pek çok ülkenin yemek kültüründe yer almaması, kimsenin umurunda bile olmuyor. Hâlbuki pek çok ülkenin mutfağında o coğrafyaya özgü süper gıdalar bulunuyor.

Sessiz lüks
Moda dünyasında son birkaç yılda giderek daha çok konuşulan bir kavram var: Sessiz lüks. Kaliteli malzeme, mükemmel işçilik ve zamansız tasarım, sessiz lüksü tanımlayan temel kavramlar. Sadeliğin ön plana çıktığı sessiz lüks, özellikle gösterişten kaçınmayı öngörüyor. Yemek dünyasında gösterişli mekânlarda altın varaklı, havyar veya trüf mantarı gibi az bulunur pahalı malzemelerle süslenmiş tabaklar, gösterişli ve abartılı sunumlar, nitrojenle yaratılan dumanlı servisler artık gözden düşüyor, hatta giderek görgüsüzlükle eş tutuluyor. Şeflerin tadım menülerinde de giderek bir sadeleşme zorunlu hâle geliyor. Öyle ki artık birbirinin tekrarı gibi duran bir zamanların moleküler mutfak mucizesi numaraları eskisi gibi heyecan uyandırmıyor, aksine bu numarayı daha önce görmüştük duygusu yaratıyor. Kimse tabaklarda daha fazla köpük, jel, boncuk gibi havyara benzetilmiş oyuncaklı jöleler görmek istemiyor. Onun yerine öze dönüş ve sadelik ön plana çıkıyor. Sessiz lüksün gastronomideki karşılığı özenle seçilmiş en kaliteli malzemenin ustalıkla pişirilmesi ve süsü püsü olmadan sunulması olarak görülüyor. Örneğin taze tutulmuş bir balığın ızgarada tam kıvamında pişirilmesi gibi. Tam da bizim salaşından lüksüne bütün klasik balık lokantalarında olduğu gibi. Zaten mutfağımız her anlamda az malzemeyle çok lezzet yaratan sade bir mutfak.

Gelenekselin yükselişi: Anne reçeteleri
Moleküler mutfak akımının pek çok şefi etkisi altına aldığı İspanya’daki Katalonya bölgesinde tam tersine geleneksel mutfağa dönüş akımı başlamış durumda. İngiliz Guardian gazetesinde yayınlanan bir yazıda ‘Gastrosàvies’ girişimi anlatılıyor. Bölge yönetiminin başlattığı bu girişimle anneanne reçeteleri toplanmış, 300’ün üzerinde anne tarifi videolara kaydedilmiş. Böylece hem geleneksel mutfak gelecek nesillere aktarılıyor hem de bir kültür mirası olarak korunmuş oluyor. Nitekim İtalya’daki ‘Slow food’ akımı ile de benzer projeler oluşturuluyor. Hızla değişen dünyada, genç nesillerin hızlı yemek peşinde olduğu düşünülürse geleneksel yemek kültürünün geleceği tehdit altında. Sürdürülebilirlik kavramına aynı zamanda bilginin devamlılığı olarak bakarsak 2026 yılının en geçerli akımı sessiz lüks ve geleneğe, köklere dönüş olmalı. Zaten birbirinden ayrılamaz bu ikilide eskinin tadı iyi malzemeyi doğru pişirmekte gizli!
Sende Yorum yap