s

ABD artık rol yapmıyor!..

Artık bir devlet, başka bir ülkeye gizlice müdahale etmiyor; resmen el koyuyor.

Ekonomisine, yönetimine, geleceğine.

Ne gerekçe sunuyor ne hukuka yaslanıyor ne de hesap verme ihtiyacı hissediyor. Gizleme ihtiyacı bile duymuyor!

Çünkü karşısında artık onu durduracak bir ahlaki, hukuki ya da siyasal eşik kalmadı.

Bir ülkenin iç dengeleriyle açıkça oynanıyor. Yaptırımlar ilan ediliyor. Tehditler gizlenmiyor. Petrol gelirlerine el konuluyor.

Ardından tek bir cümle dolaşıma sokuluyor: “Ülke yönetilemiyor.” Tabii, yönetilemez hale getirilinceye kadar.

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya en kaba deyimiyle ‘çökünce’, dünya sanki mümkün olmayan bir şey olmuş gibi sarsıldı.

Venezuela’da olan tam olarak bu.

★★★

Amerika’nın başka ülkelerin kaynaklarına el koyması, ekonomilerine müdahale etmesi, siyasal kaderlerini belirlemeye çalışması yeni değil. Yeni olan, bunun artık gizlenmiyor oluşu.

Siyaset bilimci Lindsey O’Rourke, geçmişte ABD’nin karıştığı 64 gizli rejim değişikliğini belgeleyerek, meselenin süreklilik taşıyan bir devlet pratiği olduğunu kanıtladı.

Onlarca ülke, Amerika’nın karıştığı darbelerle, örtülü operasyonlarla, ekonomik, siyasal müdahalelerle yeniden şekillendirildi.

O dönemlerde bu müdahaleler gizliydi. Başarısız olursa inkâr edilir, başarılı olursa yerel dinamiklere bağlanırdı.

Bugün ise rejim değişikliği artık açıktan yürütülüyor. İnkâr edilmiyor.

Üstelik bu tablo yalnızca Venezuela’yla sınırlı değil. Venezuela, İran, Grönland, Kanada…

Aynı modelin tekrarları.

Ülkeler kendiliğinden yönetilemez hâle gelmiyor.

İran’a yine “demokrasi” başlığı altında müdahale ihtimali, Grönland’ın, Kanada’nın bir mülk gibi telaffuz edilmesi, enerji ve maden havzalarına yönelik iştah da bu gelişmelerin dışında değil.

★★★

Bugün bütün hikâye Donald Trump’ın kişiliğine, hoyratlığına, pervasızlığına bağlanıyor.

Oysa Trump, ABD’nin bu karanlık yüzünün en görünür hâli. O sadece Amerika’nın gizli rüyasını teşhir etti.

Eğer bu yalnızca bir başkanın kontrolsüzlüğü olsaydı, Trump bu kadar pervasızca konuşabilir miydi?

Pentagon yerindeyken, istihbarat kurumları çalışıyorken, devlet mekanizması ayaktayken neden durdurulmadı?

Demek ki mesele Trump değil. Denetimsizlik de değil. İşine yaradığı sürece bu açıklığı tolere eden bir sistem var.

Trump’ı sahneye süren Amerika’nın gerektiğinde ondan da vazgeçmeyeceğini kim söyleyebilir?

Gizli operasyonların maliyetinden kurtulmak için Trump’ı öne süren aynı sistem, yarın işi bittiğinde sorumluluğu ona yükleyip kendini temize çekebilir.

Oysa biliyoruz ki, bu düzeni Trump kurmadı. Sadece ABD artık rol yapmıyor. Gücünü gerekçelendirmeye de ihtiyaç duymuyor.

★★★

Bu noktada ABD dış politikası kişilere indirgenemeyecek kadar köklü ve yerleşik olduğunu hatırlatan Amerikalı ekonomist Jeffrey Sachs’ın şu tespiti önemli:

Amerika’da Anayasa yerinde duruyor ama işlemiyor. Ülke kararnamelerle yönetiliyor.

Güç, kendi kendini meşrulaştırıyor.

Trump dönemini “Tiberius’un saltanatı” olarak yorumlayan Sachs’a göre; bütün bu trajik tabloyu Trump’a bağlamak büyük bir kolaycılık olur.

ABD’nin “kurtarma operasyonu” dediği her şey, el koyma, gasp ve satın alma modeline dönüşmüş durumda.

Asıl rahatsız edici olan ise bu kadar açık bir müdahale karşısında dünyanın izlemekle yetinmesi.

Rejimler her zaman darbelerle değişmez. Bazen en köklü dönüşümler, herkesin gözü önünde, sessizce gerçekleşir.

Bugün yaşanan tam olarak budur.

Bu artık dış politika değil. Bu, hukukun askıya alındığı bir güç yönetimi biçimi.

Devletler hedef alınmıyor zayıflatılıyor. Kurumlar yıkılmıyor işlevsiz bırakılıyor. Toplumlar ikna edilmiyor yorgun düşürülüyor.

Ve dünya bunun etrafında dönüp duruyor.

Categories: ABD artık rol yapmıyor!..

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.