İki saat
Rolex Submariner veya Squale 1521 Ocean modelleri arasında bir tercih yapmak gerekseydi hangisini seçerdiniz? Merak ediyorum, değerli okurlarım Prof. Dr. Melih Bulut ve eşi acaba hangi saati seçerdi? Bilmiyorum, belki bir gün öğrenirim. Bildiğim şey çağdaş saatçiliğin merkezinde artık görmezden gelinemeyecek bir manasızlık anıtının yükselmesi. Teknik açıdan değerlendirildiğinde ve satış grafiklerine bakıldığında saatçilik bir “altın çağ” yaşıyor gibi görünüyor ancak bence yeni saatlerin çoğu, varlık sebeplerini oluşturan o değerli ruhlarını kaybetmiş durumda.

Lüks vitrinlerde sergilenen kusursuz saatler, zamanın akışını onurlandırmak için değil artık sadece “arzu nesnesi” olmak için üretiliyor. Saat yapımı ise kadim bir zanaat olmaktan çıkarılıp soğuk bir pazarlama stratejisine ve bir “Excel tablosu başarısına” dönüştürüldü. Saatçilik dünyasını kuşatan anlam kaybı, teknoloji ve sosyal medyanın yarattığı niteliksizleşme virüsünün bir sonucu. Oysa saatler, psikolojik düzlemde insan benliği için mekanik bir araçtan çok daha fazlasını ifade ediyordu. İnsan, cansız nesnelere anlam yükleyerek o nesneleri karakterinin bir parçası haline getiren bir varlıktır. Karakterimizin bir uzantısı olan saatler, kişisel hikâyemizin taşıyıcısı, sevinç ve hüzünlü anlarımızın sessiz tanığıydı.
Güncel saat endüstrisi, yapay kıtlıklar kurgulayarak koleksiyoncuları bir saate sahip olmak için adeta aşağılayıcı “sınavlardan” geçiriyor. Markalar, “sadakat” adı altında müşterilerinden CV talep edecek kadar etik sınırları zorluyor. Ancak aynı müşteri, sahip olduğu saati bir ihtiyaç anında elden çıkarmak istediğinde ise “markaya ihanet etmiş” gibi muamele görüyor. Şişirilmiş ikinci el piyasa fiyatlarından tüm rantı toplayan endüstri devleri, bu değeri ilk başta yaratan koleksiyoncuları suçluluk duygusuna sürüklüyor.
Bu durumun istisnaları da var: Francis Ford Coppola’nın F.P. Journe FFC prototipi, 7 Aralık 2025’te Phillips New York’ta 10 milyon 755 bin dolara satılarak, herhangi bir F.P. Journe saati ve bağımsız bir üretici için dünya rekoru kırdı. (Bu saati merak edenler 8 Nisan 2022 tarihli “Zamanı göstermenin farklı bir yolu bulundu” başlıklı yazıma bakabilir.) Müzayede öncesinde François-PaulJourne ve Coppola’nın birlikte neşeyle poz vermeleri, saatçilik dünyasında özlenen bir samimiyeti simgeliyor.
Saat meraklıları topluluğunun önemli bir kısmı sadece tüketici değil, duygusal bir bağ isteyen iflah olmaz romantiklerden oluşuyor, onların sesi az çıkıyor ve daha az paylaşım yapıyorlar ama bir saatten çabuk sıkılanlar her hafta yeni bir saat paylaşıyor, bulaşıcı bir hastalık yaymak ister gibi sürekli bir arayıştalar çünkü doyumsuzlar. Çözüm basit, pazarlama departmanlarının psikolojik oyunlarından uzaklaşıp ruhumuza hitap eden o dürüst makineye yönelmek.
Zamanla olan ilişkimizi onarmak için cep telefonlarından yayılan dijital gürültüyü azaltmalıyız. Yeni saatlerin hissettirdiği anlamsızlık, markaların niyeti bozmasından kaynaklanıyor. Fabrikadan yeni çıkmış bir saatin en önemli özelliği “pahalı oluşuysa” o saat ancak değerli bir çöptür.
Peki ama saatler ne zaman tuhaflaştı? 2009 olabilir mi? O yıl reklamcı Jacques Séguéla, bir televizyon programında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yi savunurken şöyle demişti: “50 yaşına gelip de bir Rolex’in yoksa hayatını boşa harcamışsın demektir.”
Sende Yorum yap