Dışişleri Bakanı Hakan Fidandan Yunan gazeteciye Netanyahu yanıtı! Belki oraya gelir

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul’da düzenlenen yıllık değerlendirme toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "SDG meselesi ise yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz." dedi.
Fidan, Türkiye'de yerleşik ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle İstanbul'daki otelde bir araya gelerek bilgilendirme toplantısı düzenledi.
Uluslararası sistemin içinde bulunduğu tıkanmışlığın 2025'te daha ileri boyuta taşındığına ve bu tıkanmışlığın adeta kanıksandığına şahit olunduğunu belirten Fidan, "Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi, onarılması güç bir tahribata uğradı. İnsanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizler, art arda yaşanmaya başlandı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük." değerlendirmesinde bulundu.

'2025 TÜRK DIŞ POLİTİKASI AÇISINDAN SON DERECE YOĞUN GEÇTİ'
Fidan, çatışmalar, ekonomik dalgalanmalar ve teknolojik dönüşümlerin, ülkelerin önceliklerini, yeteneklerini ve stratejilerini gözden geçirmelerine sebep olduğunu ifade ederek, "Öte yandan sorumluluk ve irade sahibi ülkeler açısından diplomasi, sorunların barışçıl çözümü yönünde yegane araç olarak öne çıktı. Tüm bu sebeplerle 2025 senesi, uluslararası sistemde kalıcı izler bırakan ve Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçen bir yıl oldu." diye konuştu.
Gazze'de yaşanan soykırımın, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil ettiğini vurgulayan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
Fidan, Türkiye olarak ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imarı ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

"BARIŞIN TESİSİ YÖNÜNDE ADIMLAR ATILMASINI SAĞLAMAK İÇİN YOĞUN ÇABA GÖSTERDİK"
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdiğine işaret eden Fidan, "Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için başta Cumhurbaşkanı'mız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik." ifadesini kullandı.
Fidan, 2026'da savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretlerin, ideal ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacağına dikkati çekerek, "Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün." dedi.

'İSRAİL'İN BÖL-PARÇALA-YÖNET POLİTİKASI'
Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonunun 2025'in olumlu gelişmelerinden birini teşkil ettiğinin altını çizen Fidan, şunları kaydetti:
İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığının ve Somaliland'den İran'a uzanan geniş coğrafyadaki "böl-parçala-yönet" faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olunduğunun altını çizen Fidan, "Bu politika, İsrail'in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğuna her fırsatta dikkat çekiyoruz." diye konuştu.

'TEMENNİMİZ 10 MART MUTABAKATI'NIN UYGULANMASI'
Olumlu bir aşamaya geliyoruz, ama riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada. Bunu çözmede, sınırların neler olduğunu biliriz. 4 ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG/YPG olması çok büyük bir gerçeklik. SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde. İşler zora da girse, temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın tamamlanması
"BÖLGEMİZ İÇİN BARIŞ, İSTİKRAR VE REFAH ÜRETMEK, ÖNCELİĞİMİZ OLMAYA DEVAM EDECEK"
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğindeki dış politikanın 2025'te etkin ve pratik sonuçlar ürettiğinin ortada olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
Fidan, Afrika ülkeleri ile ilişkilere de özel emek sarf edildiğini belirterek, "Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük. Ülkemize savunma sanayisi konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik. Enerji ve bağlantısallık konularında diğer kurumlarımızla beraber kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik." bilgisini paylaştı.
Artık hiçbir ülkenin dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda olmadığını ifade eden Fidan, "Çünkü belirsizlik, artık daimi hale gelmiş durumda. Bugünün uluslararası ortamı, kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir. İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorundayız. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahiptir ve bu rolü oynamaya da devam edecektir." diye konuştu.
'TÜRKİYE ÖNEMLİ ZİRVELERE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK'
Fidan, Türkiye'nin kriz anlarında tavsiyesi aranan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen konuma gelmesinin, hem devlet aklının hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucu olduğuna işaret ederek, "2026 yılında da yoğun bir takvim bizi bekliyor. Yeni yılda dış politika önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz. NATO Zirvesi'ne, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne ve BM İklim Değişikliği Zirvesi'ne inşallah bu yıl ev sahipliği yapacağız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, ideal ile gerçeklik, değerler ile menfaatler arasındaki dengeyi gözeterek ilkeli duruşuyla, kararlılıkla, öz güvenle ve kesintisiz çabayla yoluna devam edeceğini vurgulayan Fidan, "Bu anlayış temelinde, 2026 yılında da Balkanlar'dan Latin Amerika'ya, Orta Asya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada inisiyatif almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi sürdüreceğiz. Bölgemiz için barış, istikrar ve refah üretmek, önceliğimiz olmaya devam edecek." dedi.

Türkiye'nin en başından beri "bölgesel istikrar ve güvenlik" konularına önem verdiğini hatırlatan Bakan Fidan, bölgede geçmişten tevarüs edilerek, evrilip gelen çok sayıda sorunlar olduğunu söyledi.
Fidan, bunlardan birinin de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluk olduğunu belirterek "Biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar, samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Bizim sınır komşumuz yüzyıllara dayanan, değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden, bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınmasının, Türkiye’nin de menfaatine olduğunu vurgulayan Fidan, Türkiye’nin önceliğinin hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek olduğunu kaydetti.
Hakan Fidan, "Ama maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük, 12 gün savaşlarında, önce İsrail'in, sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya çıkması, bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika'yla İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Gazze planında ikinci aşamaya geçilmesine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakan Fidan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un ilanıyla Gazze’de artık ikinci aşamaya geçildiğinin duyurulduğunu söyledi.
Fidan, "Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada, soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanı çok derinden yaralamakta.” ifadelerini kullandı.
İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığının bilindiğini söyleyen Fidan, şunları kaydetti:
"İsrail, uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planını (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümetinin esas itibarıyla çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika'nın şu anda ağırlığını koymasıyla, bu barış aşamasını bu noktaya getirdi. İkinci aşamada, geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci önceliği taşıyor. Daha sonra barış kurulunun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var.
Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada.”
"DİPLOMASİYE DAYALI, DİYALOĞA DAYALI, SORUN ÇÖZME TEKNİĞİNE GİRMELERİ LAZIM"
Suriye'deki genel durum ve 10 Mart mutabakatı hakkında sorulan soruya, "SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman özellikle Batılı muhataplar tarafından karşılanması, bizim de hayret ettiğimiz bir konu." yanıtını veren Fidan, bunun net bir bilgi olduğunu söyledi.
Hakan Fidan, Türkiye’nin terör örgütü SDG ile en başından beri probleminin bu olduğunu en başından beri söylediğini aktararak "Suriye Kürtlerinin, kendi, otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has, Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye'yle tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz. Belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmeden sınırlarının neler olduğunu biz biliriz ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik.” diye konuştu.
Herkesin, terör örgütü SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin bilincinde olduğunu söyleyen Fidan, bunun işleri zora sokan bir husus olduğunu ama bir an önce 10 Mart mutabakatının uygulanarak ülkede istikrarın sağlanmasının temenni edildiğini aktardı.
Fidan, Halep konusunda da geçmişte Türkiye’nin uyardığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
"Fırat'ın batısında özellikle 8 Aralık 2024'ten sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Bu film tekrar tekrar oluyor. Biz Afrin'den, Resulayn'dan itibaren, Tel Rıfat’tan itibaren Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki, bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıları, şu unsurları şu şekilde olmaması lazım. Yok, direniyorlar. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyor. Bu şablondan çıkılması lazım artık. Gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa, bir diplomasiye dayalı, diyaloga dayalı, artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp, dünyaya böyle bir imaj verip, zaman kazanıp, bölgede hani daha da fazla ispat edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp, belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip, bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var, ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. ‘Biz Suriye'de istikrarı istiyoruz.’ ‘Suriyeli Kürtlerin müreffeh olmasını istiyoruz. Emin olmasını istiyoruz.’ Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur. Çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür."
Bakan Fidan, 10 Mart mutabakatı çerçevesinde "Tüm Suriyelilerin siyasi süreçlerde temsil edilmelerinin güvence altına alınacağı ve Kürtlerin anayasal haklarının temin edileceği" maddelerinin uygulanmasına ilişkin soruyu Fidan, 10 Mart mutabakatının genel olarak uygulanmasında sorun olduğu şeklinde yanıtladı.
Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart mutabakatında yer alan hususlara ihtiyacı olmadığını vurgulayan Fidan, bu konuda hem bölge ülke olarak Türkiye'nin kendisinden talebi olduğunu hem kendilerinin programında olduğunu aktardı.
Dışişleri Bakanı Fidan, "Ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak hani dışlayarak bir yere gitme şansınız yok ama burada altın oran şu; anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıklarının yönetime dahil olmasıyla, kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması... Bunun ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası." dedi.
Bakan Fidan, insanların kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı olduğu ülkenin gücünden refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları yapının, istikrara, barışa, refaha daha yakın bir yapı olduğunu belirtti.
Ülkeyi inanca göre entitelere bölmenin, adacıklar oluşturmanın bölünmeye davetiye çıkardığını söyleyen Fidan, "Bölünmeyi burada bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor." görüşünü dile getirdi.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Yakın zamanda Fransa'nın başkenti Paris'te Rusya-Ukrayna konulu liderler toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Fidan, bu toplantı öncesinde, bakan düzeyinde defalarca toplantı olduğunu belirtti.
Fidan, yapılacak barışın sadece Ukrayna-Rusya arasında olmayacağını, Avrupa ile Rusya arasında da olacağını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın, iktidara gelmesinden sonra, ABD’nin Rusya-Ukrayna Savaşı'nda öncü rolünü değiştiğini ve nötr pozisyona geçtiğini belirten Fidan, başka sorunların ortaya çıkmasına neden olduğunu ifade etti.
Fidan, "Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorunken Amerika'nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkardı, sorun içinde sorun çıktı. Aslında ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu, askeri stratejiler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz." diye konuştu.
Gelinen noktada, barış anlaşması olursa askeri boyutu olan üç hususun mevcut olduğunu söyleyen Fidan, birincisinin "anlaşmanın takibi, doğrulanması ve izlenmesi" olduğunu belirterek buna ilişkin çalışmaların olduğunu ifade etti.
Fidan, ikincisinin “Ukrayna'nın caydırıcılık gücünün nasıl devam edeceği” olduğunu ve buna ilişkin çalışmalar bulunduğunu, üçüncüsünün ise "bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirlerin hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacağı" olduğunu kaydetti.
Bakan Fidan, şöyle devam etti:
"Barış anlaşması olduktan sonra, askeri unsurların, bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane klasikleri yeri var. Deniz, kara, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz, bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye'nin yer aldığı bir yer. Deniz gücünün komutasını Cumhurbaşkanımızın müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa'nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek."

F-35 KONUSU VE CAATSA YAPTIRIMLARI
F-35'lerle ilgili soruyu yanıtlayan Fidan, bunun CAATSA'nın yaptırımlarının uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun olduğunu, olaya sadece F-35 olarak bakılmadığını, genel olarak CAATSA'nın kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çabalar olduğunu belirtti.
ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke arası gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştuğunu kaydeden Fidan, "Şimdi bu iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların problemlerinin ortadan kaldırması için çalışıyoruz. Bu irade mevcut. Biz bunu inşallah CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz." ifadelerini kullandı.
VİZE
Avrupa ülkeleri ile vize meselesine ilişkin Hakan Fidan, Avrupa'da esas itibarıyla iki husus bulunduğunu; ilkinin Avrupa Birliği'nin (AB) giderek daha da merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürü haline getirmesi olduğunu belirtti. Fidan, "Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman, tek bir ülkeye müracaat ediyorsunuz. İşlem olarak giderek daha merkezileşiyor. Kriterler aynı." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, ikinci olarak da bir idari sorun olduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
"Bunlar uzun süre pandemide kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı ve şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor ama bu biraz daha olayın daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, değerli arkadaşlar bildiğiniz gibi, Avrupa'da aslında göçten dolayı göçmenlik meselesinden dolayı, son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun, siz doktor mühendis diyorsunuz, fark etmiyor. Onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor. Tipine, rengine ve duruşuna bakıyor."
Bakan Fidan, Avrupa'nın bu noktaya gelmesinin insanlık adına başka bir sorun alanı olduğuna dikkati çekerek "Siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu, başka bir konu ama realiteyi ifade etmek gerekirse ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışardan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir." diye konuştu.
Merkezi sol ve sağ hükümetlerinin çok ciddi vize ve göç politikaları geliştirdiğini ve aşırı sağın siyasi olarak o konulardan fayda sağlayamadığını kaydeden Fidan, "'Remigration' dedikleri kavramlar, yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz." ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Fidan, AB'ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime giren Türkiye'nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olmasının Avrupa ülkelerinin defaatle söylediği bir problem alanı olduğunu vurgulayarak "Bunun ortadan kaldırılmasının çözümü, vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın olması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti ve iradesi çok muhkem." dedi.
TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİ
Çin vatandaşlarına vize muafiyetinin hayata geçtiğini anımsatan Fidan, ticaret, yatırım ve bağlantısallığın öne çıktığı bir ilişkinin sürdürüldüğü Çin ile bu süreci ilerletmek istediklerini dile getirdi.
Fidan, Türkiye'nin en fazla ticaret yaptığı ülkelerden birinin Çin olduğuna ve yaklaşık 50 milyar dolarlık bir ticaret hacminin bulunduğuna değinirken, taraflar arasında çok büyük bir dış ticaret açığı olduğuna işaret etti.
Bu sorunun giderilmesi için görüşmelerin devam ettiğini aktaran Fidan, yaklaşık 230 milyar dolarlık ticaretin sürdürüldüğü Avrupa Birliği (AB) ile bu ilişkinin dengeli yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bu durumun ekonomik anlamda hareketlilik yarattığını belirterek, Çin'le de aynı şekilde çalışmak istediklerini söyledi.
Çin merkezli firmaların Türkiye'deki yatırımlarını artırmasını memnuniyetle karşıladıklarını bildiren Fidan, "Çinlilerin tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz, Türkiye'ye belli yatırımları getirmek konusunda. Bunun da belli politik tavırlardan olup olmadığı konusunda da zaman zaman endişemiz olmuyor değil." dedi.
TRIPP (ZENGEZUR KORİDORU) HAKKINDA
Cumhurbaşkanımıza bu konuda bilgi verdik. Bizim amacımız şu, biz Azerbaycan ve Ermenistan arasında paraflara atılmış anlaşmanın nihai yola gelmesi ve Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin sağlanarak bir an önce artık yolumuza bölgede istikrar ve refahla devam edelim. Üç ülkede de siyasal liderlik iradesi var. Ermenistan'ın yapması gereken birkaç konu var. Biz sayın Paşinyan'ı şu anda komuoyu yoklamalarında oradaki gelecek seçimde önde gittiğini görüyoruz. İran için Trump'ın deklare ettiği vergi gümrükler vergileri haberi ile ilgili biz Abu Dhabi'deydik. Bu bir deklarasyon, bir karar ya da hangi ülkeler nasıl etkilenecek bir çalışma yapılmış değil. Başka bir şey yok. Ortada somut bir başkanlık kararı yok.

YUNAN GAZETECİYE NETANYAHU YANITI: BELKİ ORAYA GELİR
Yunan gazetecinin "ABD'li haber ajanslarının aktardığına göre Amerikan yetkililer, Washington'ın Türkiye ile İsrail'in yeniden ikili ilişkileri kurmasını istediğini dile getiriyor. Türkiye bu hususta ne düşünüyor ve buna hazır mı? Evetse ne koşullar altında olacak?" sorusuna Fidan, "Bu konuda Cumhurbaşkanımızın iradesi ve vizyonu son derece net. Biz İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımış bir ülkeyiz. Şu anda İsraille biz neden ilişki ve ticareti kesiyoruz? Bunu defalarca söyledik. 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım... Bundan dolayı biz ilişkileri bu noktaya getirdik. İsraillerin Filistinililere yönelik baskı ve zulmü durduğu zaman, Türkiye'nin de kendi ilişkilerinde bir normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Ama bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece, şu anda uçaklardan atılan bomba yoluyla, her gün ekranlarda ölen çocukları, kadınları görüyoruz. Bunlar olduğu sürece, birçok ülkenin İsraille ilişkilerin normalleşmesi mümkün değil. Yunanistan Başbakanı dışında herhangi bir başbakanın Tel Aviv'e gidip poz verdiğini görmüyorsunuz. Kimse gitmiyor. Niye gitmiyor? Avrupalı liderler biliyor ki bugünlerde onunla resim vermek bugünlerde hoş olan bir şey değil. Kendisi de (Netanyahu) bir yere gidemiyor. Belki Yunanistan'a gidebilir." ifadeleriyle cevap verdi.
Sende Yorum yap