Sleaford Mods: Bir hayatta kalma hikâyesi
Sleaford Mods, 13’üncü albümünü yayınladı. Adı “The Demise of Planet X”. Nottingham çıkışlı post-punk ekibi aslında yıllardır faal ve üyeleri çoktan 50’lerinin sonuna yaklaştı ama henüz birkaç yıldır popülerler

Ne müzikleri ne görünümleri yaşıtları grupların hâl ve tavrını yansıtıyor. Solist Jason Williamson’ın hayatı (diğer üye Andrew Fearn) tipik bir ‘yırtma mücadelesi’ hikâyesi. Nottingham’a yakın Grantham adlı küçük bir kasabada doğup büyüyor. Tek amacı kendi ifadesiyle bu sıkıcı ve tutucu yerden kurtulmak. Lisede oyuncu olma hayalleriyle tiyatro kulüplerinde boy gösteriyor. Bir süre sonra (yine kendi deyimiyle) ünlü olmaya değil ama ünlü olmak için yapılanların büyüsüne kapılıyor. Lisede dikiş tutturamayıp atılınca kendisini tavuk fabrikasında işçi olarak buluyor. Üniversiteye hazırlanmak için liseye geri dönüp oyunculuk okullarına başvurular yapıyor. Hepsinden red alıyor. 30’lu yaşlarında Sleaford Mods’u kuruyorlar. İrili ufaklı punk konserleriyle hayatta kalmaya çalışarak geçen bir 10 yılın ardından 40’larına geldiğinde yeni bir dönemeçte hissediyor kendini Williamson. Tamam mı devam mı? Tamamsa ne olacak? Devamsa nasıl devam edecek? Depresyon, parasızlık, alkol, uyuşturucular derken temizleniyor. Sağlıklı yaşama geçiyor. Evlenip baba oluyor. Buna paralel Sleaford Mods büyüyor. Bugüne geliyoruz. Anlatılmaya değer her hikâye bir noktada adresini bulur diyelim. Williamson’ın hikâyesi, zayıflığın, zaafların, mücadelenin, hayatta kalmanın ve bir noktada yapılan doğru seçimlerin hikâyesi.
Geçenlerde Observer’a verdiği röportajda Williamson büyük kızının lise giriş sınavlarına hazırlanma sürecinde ailece nasıl çalıştıklarını anlatıyordu. Her iki kızı da artık büyüdüğünden, kendi başlarına okula gidebiliyorlarmış. Bu da sabahları karısı ve kendisine kendilerine ayırabildikleri bir zaman aralığı sunmuş. Ebeveyn olanlar bunun ne kadar büyük bir lüks olduğunu hemen anlayabilir. Williamson’ı mutlu eden şeyler şu ara böyle.
Albüme gelirsek, Williamson’ın içinde bir oyuncu var. Sahnede konuşur gibi şarkı söylüyor, anlattığı hikâyeleri müzikli bir tiyatro gösterisi gibi (ama punk bir gösteri) sunuyor. Ağır Nottingham aksanından hiç utanmıyor. Andrew Fearn’ün altyapılarıyla birlikte ikili bir tür hip hop/punk partisi organize ediyor sanki. Albüm Aldous Harding ve Sue Tompkins’den vokallerde destek alıyor. “Game of Thrones”dan tanıdığımız oyuncu Gwendoline Christie açılış şarkısı “The Good Life”da şarkı söylemiş. Bas sesi ve agresif vokali etkileyici.
Sleaford Mods’un yeni albümü punk, elektro punk, hiphop, post punk ve bu alanlara giren alternatif işleri sevenleri kendine bağlayabilir. Denk gelirseniz imkânınız varsa canlı izleyin. Bir de internete girip Pet Shop Boys’un “West and Girls”üne yaptıkları yorumu dinleyin. Benim ‘en iyi cover şarkılar’ listeme girdi.
(“The Demise of Planet X” – Sleaford Mods, Rough Trade Records)

NE DİNLESEK?
■ Yakup Trana adını‘90’larda İstanbul’un rock sahnesine aşina olanlar hatırlayacaktır. Yakup, Duman’ın Mad Madame adı altında faaliyet gösterdiği dönemde grupla birlikte çalıyordu. Kaan Tangöze ile birlikte Seattle’a gittiler. Kaan, 1999’da dönerek Yakup’un kuzeni Ari (Barokas) ve Batuhan (Mutlugil) ile Duman’ı kurdu. Yakup, 2004’te döndü ve solo bir albüm yaptı. Çalışmalarına yalnız devam etti. Yeni EP’sinin adı “Binalar.” Biraz Seattle, biraz İstanbul. Türkçe sözlü grunge sevenler hemen dinlesin.
■ Arlo Parks’ın yeni albümü 3 Nisan’da yayınlanacak. Bu hafta gelen öncü parçanın adı “2SIDED”. Yeni albüm LCD Soundsystem, Burial ve The Streets etkisinde olacakmış.
■ Life Without Buildings, çok sevdiğim ama çoktan dağılmış gruplardan biriydi. Bu durum değişebilir. 2026, 20 Kasım’da Londra’da bir araya gelip Rough Trade’in 50’nci yılı konserinde çalacaklar. Kimbilir belki oradan devam ederler yollarına.
■– Flea ve Thom Yorke,“Traffic Lights” adlı bir parça yayınladı. İkisi de birbirinden garip bu iki müzisyenin ortak işinde yer alan ritim ve baslar bana ilginç bir şekilde Moğollar’ın “Iklığ”ını hatırlattı. Karar sizin.
■ Groove Armada “Do It Right” adlı yeni bir parça yayınladı. Fransa’da çiftçilikle uğraşan Andy Cato buğday yetiştiriyor ve İngiltere’de Wildfarmed markası altında un satıyor. Ama partileri de hiç ihmal etmiyorlar. Çiftçiler ‘cool’ olabilir demişti BBC’ye bir röportajda Cato. Hikâyesini “DJ’in Çiftliği” başlığıyla bu köşede 2017’de yazmıştım. Merak edenler internette bulabilirler.
Sende Yorum yap