Akıllı sözleşme nedir?

Son zamanlarda iki kelime kulağımıza daha sık çalınıyor: “Akıllı sözleşme.”
Kulağa hoş geliyor. Hatta biraz iddialı. Sözleşme akıllıysa, insan neden uğraşsın? Madem akıllı, anlaşmazlık da çıkmaz, mahkeme de olmaz… Öyle mi?
Keşke.
Ama yine de bu kavramın hayatımıza girmesi boşuna değil. Çünkü akıllı sözleşme dediğimiz şey, aslında çok basit bir ihtiyacın sonucu: İnsanlar artık “anlaştık” demekle yetinmiyor. Anlaşmanın bir de otomatik şekilde uygulanmasını istiyor.
Şimdi bir adım geri gidelim.
Biz sözleşmeyi nasıl biliyoruz?
Bir kâğıt düşünün. İmzalar atılmış. Bir taraf “şu tarihte ödeyeceğim” demiş, diğer taraf “şu hizmeti vereceğim” demiş. Güzel. Fakat hayatın gerçeği şu: Sözleşme imzalamak, her zaman sorunu çözmez. Asıl mesele, o sözleşmenin günü geldiğinde yerine getirilmesi...
Ödeme gününde para gelmezse, teslim günü mal gelmezse, işte o zaman sözleşme “gerçek hayatla” tanışıyor. Ve çoğu zaman sorun da tam orada başlıyor.
Akıllı sözleşme denen şey, tam olarak bu noktaya müdahale etmeye çalışıyor. Akıllı sözleşme, en sade ifadeyle, “şart gerçekleşirse işlem otomatik yapılsın” mantığı olarak karşımıza çıkıyor.
Yani bir anlamda şöyle diyor: “Eğer bu olduysa, o zaman şu olsun.”
Kargo teslim edildiyse ödeme açılsın. Vade geldiyse ve ödeme yapılmadıysa sistem bunu kayda alsın. Şartlar tamamlanınca işlem kendi kendine yürüsün.
Bu fikrin cazip gelmesi çok normal. Çünkü insan aklındaki o klasik sorudan kurtulmak istiyor: “Ya sözünü tutmazsa?”
Tam da bu noktada, meselenin yalnızca “teknoloji heyecanı” olmadığını hatırlamak gerekiyor. Dr. Öğr. Üyesi Mükerrem Onur Başar, İstanbul Hukuk Mecmuası’nda yayımlanan çalışmasında akıllı sözleşmelerin “kendiliğinden işleyen” yapısının pratik cazibesini ortaya koyarken, aynı zamanda bu otomatikliğin hukuk düzeni açısından yeni soruları da beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor. Bir cümleyle: Sözleşmenin hızlı çalışması güzel; ama yanlış çalışırsa ne olacağı meselesi hâlâ hukukun alanında.
Çünkü akıllı sözleşme dediğiniz şey, çoğu zaman bir yazılım gibi çalışır. Kodu neyse, sonucu odur. Yanlış yazıldıysa, yanlış çalışır. Ve bazen geri dönüşü kolay olmaz.
Biz hukukta sadece “ne yazdığına” değil, “ne amaçlandığına” da bakarız. Tarafların iradesi önemlidir. Hata, yanılma, gabin, haksız şart… Bunların hepsi insanın, yani hayatın gerçekliğinin içinden çıkar.
Oysa akıllı sözleşme dediğiniz şey, bazen niyeti de değil, yalnızca mekanizmayı okur.
Bir de insanların aklına şu soru geliyor: “Madem bu sözleşme kendi kendine çalışıyor, o zaman mahkeme işi bitti mi?”
Hayır. Bitmedi.
Çünkü hâlâ temel bir mesele var: Bu düzeni kim kurdu, taraflar gerçekten neye rıza gösterdi, işlem hukuka uygun mu, tüketici korunmuş mu, haksız şart var mı, irade sakatlandı mı?
Teknoloji, hukuku ortadan kaldırmaz. En fazla, bazı süreçleri hızlandırır. Bazı işleri otomatikleştirir. Ama hukuk dediğiniz şey sadece hız meselesi değildir. Adalet, denge ve korunma meselesi...
Üstelik şunu da unutmamak gerekiyor: Bugün akıllı sözleşmeler en çok kripto paralarla, dijital varlıklarla birlikte anılıyor. Bu da “herkesin her an güvenle kullanacağı” bir alan olmaktan hâlâ uzak. Bir yandan heyecan var, bir yandan büyük bir belirsizlik.
Belki de bu yüzden, akıllı sözleşmeleri konuşurken doğru cümle şu olmalı: Akıllı sözleşme, sözleşmenin yerine geçmez. Sözleşmenin uygulanış biçimini değiştirmeyi vaat eder.
Bu vaat bazen çok işe yarar. Özellikle basit, tekrarlanan, yoruma kapalı işlerde. Ama her ilişki basit değildir. Her sözleşme yoruma kapalı değildir. Bazı anlaşmaların ruhu vardır. Pazarlığı vardır. İyi niyeti vardır. İnsani tarafı vardır. Ve insanın olduğu yerde her zaman bir ihtilaf ihtimali de vardır. O yüzden bugün “akıllı sözleşme” dendiğinde benim aklıma şunlar geliyor: Evet, yeni bir dönem geliyor. Ama bu dönem, “sözleşmeler bitti, hukuk da bitti” dönemi değil.
Tam tersine…
Bu dönem, hukukun teknolojiyle daha yakından konuşacağı bir dönem.
Ve belki de asıl soru şu: Bir sözleşme kendi kendine işleyebilir. Peki bir haksızlık olursa, kendiliğinden durabilir mi?
Sende Yorum yap