Hedef İran değil aslında…

ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği stratejinin ardındaki akıl son dönemde iyice belirgin hale geldi.
Önce Venezuela şimdi de İran’ı hedef alan gelişmeleri konuşuyoruz ama ABD’nin attığı adımlar en çok Çin’i etkiliyor.
Çin dünyada en çok petrol tüketen 2. ülke.

Günlük ihtiyacı 16 milyon 370 bin varil, günlük üretimi de 5 milyon 330 bin varil.
Yani Çin’in üretim gücünü sürdürebilmesi için her gün 11 milyon varil petrol ithalatı yapması gerekiyor.
2025’in son dönemine dair rakamlara göre Çin, Venezuela’dan günde 300 bin ile 470 bin varil arası petrol ithalatı yapıyordu, şimdi ithalat durdu.
Buna karşın İran’dan alınan petrol günlük 1 milyon 350 bin varille, 2 milyon varil arasında değişiyor.
İstatistiklere göre son 3 ay içerisinde Çin’in İran’dan aldığı petrol rekor seviyeye ulaştı.
Venezuela ve İran’dan alınan petrol eksi 11 milyon varillik hesabın yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor.
Bu yüzde 20 önemli zira ABD yaptırımlarının hedefinde olan 2 ülkeden gelen petrolün maliyeti, Pekin’in petrol ithal ettiği diğer ülkeler, Brezilya, Rusya, Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden ithal ettiği petrolden daha ucuz.
Çin’in talebi öyle büyük ki, oransal olarak az olmakla birlikte Meksika’dan tutun da Avustralya’ya kadar ithalat yapıyor.
Rusya’nın petrol ihracat kapasitesi Çin için iyi bir alternatifti ama ABD’nin Moskova’nın iki büyük petrol devi Rosneft ve Lukoil’e yaptırım uygulamasından sonra Ekim 2025’te, Çin, Rusya’dan deniz yoluyla ithalatı durdurdu.
Ortaya çıkan manzara gayet açık aslında, ABD’nin farklı kıtalarda attığı adımların ortak noktası Çin’in enerji maliyetini yükseltmeyi amaçlıyor.
Çin, 2035 yılına kadar nükleer başlık sayısında ABD’yi yakalayacak.
Çin’in denize indirdiği 3. uçak gemisi Fujian ile kazandığı elektromanyetik fırlatma rampasıyla bu alanda ABD ile durumunu eşitledi.
ABD makamlarına göre 2035’e kadar Çin’in uçak gemisi sayısı 9’a çıkabilir ki şu an inşası süren Tip-004 büyüklük olarak ABD’nin Ford Sınıfı devasa uçak gemilerinden yüzde 20 daha büyük olacak.
Özetle ABD, attığı adımlarla Çin’in devasa enerji talebine darbe vurmaya, en azından katlandığı maliyeti arttırmaya çalışıyor.
Yani mesele Başkan Trump’ın ruh hali ile açıklanamayacak bir stratejiye dayanıyor…

Silahlı Kuvvetler çekildi mi?
Barzanilerin resmi yayın organı Rudaw, dün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Resulayn’dan çekildiğine dair bir haber yayımladı.
Suriye içerisinde birlikler zaman zaman yer değiştiriyor ama Ceylanpınar’a komşu ve sınır kapısı bir alandan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamen çekilmesi beklenen bir durum değildi.
Acaba ne oluyor diye Ankara’yı arayınca anladım ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Resulayn’dan çekildiğinden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de haberi yokmuş.
At izinin it izine karıştığı dönemler, kimileri için haber olarak ne versek gider denilen dönemlerdir ama bu basit durumlarda geçerlidir.
Terör örgütünün Suriye kolundan gelen bilgilere dayanarak Türkiye bayrakları indirdi, öğretmenler ayrıldı sadece şehir dışında iki askeri nokta kaldı dendiği an, bu uydurulmuş haber kısa sürede çöküp gider.
Psikolojik savaşın da bir adabı vardır, o adabı bu kadar zorlamamak lazım…
Cumhurbaşkanlığı meşruiyeti cümleleri
Suriye’de yaşanan gelişmeler nedeniyle üzerinde yeterince konuşmadığımız bazı önemli gelişmeler oldu, açıklamalar yapıldı.
Bu süre zarfında Ekrem İmamoğlu’nun dava dosyasına dair çok şey konuşuldu ama asıl konuşmamız gerekeni konuşmadık.

Ekrem Bey, T24’e verdiği röportajda, “Ekrem İmamoğlu’nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur” cümlesini kurdu.
Bu cümlenin kurulduğu günler, AB fonlarını uygunsuz kullanmakla suçlanan Ulusal Birlik Partisi Lideri Marine Le Pen’in yüksek yargıdaki davasının başladığı günlere denk geldi.

2027 yılındaki seçimler öncesinde kamuoyu yoklamalarında açık ara önde gelen Marine Le Pen’e verilen hapis cezası ve hemen uygulanmaya başlanan 5 yıllık siyaset yasağı cezasının kaderi bu duruşmalarda belli olacak.
Yüksek Yargı siyaset yasağı cezasını indirebilir, yürürlük tarihini erteleyebilir ya da onama kararı da verebilir, orası bilinmiyor.
Bildiğimiz, şey, Marine Le Pen’in kendi durumuna bakarak 2027’de seçimlerinin meşruiyetini tartışmaya açmadığı.
Sonuçta Ulusal Birlik Partisi Marine Le Pen olmasa da bir aday çıkaracak ve tahminen Jordan Bardella seçimlerde yarışacak.
Marine Le Pen sonuçta partisinin de yarışacağı bir seçimin meşruiyetini sorgulamayarak yine partisi için doğrusunu yapıyor.
Ekrem İmamoğlu, ben aday olamazsam, Özgür Özel ve Mansur Yavaş gibi aday olacak isimler var diyor ama ilk kurduğu cümleyle CHP adına yarışacak adayları da aslında izahı zor bir pozisyona sokmuş oluyor.
Ekrem İmamoğlu, son ana kadar teamül yoklaması sayılacak oylamaya sahip çıkma ve adaylığının sürdüğünü söyleme hakkına elbette sahip.
Yargılaması devam ederken, aksini düşünmek, söylemek haksızlık olur ama İmamoğlu da seçimlere katılamama ihtimalini bir şık olarak en azından aklında tutmalı ve CHP adına yarışacak adayı zora sokacak açıklamalar yapmamalı.
Sende Yorum yap