s

Bebeğiniz nasıl olsun?

Sanırım benim en iyi haber kaynağım, çevremdeki fısıltıları radarına alıp bana taşıyan kulaklarım.

Geçen gün Kadıköy’de, o hiç boşalmayan kafelerin birinde bilgisayarımı açtım. Niyetim, uzun süredir notlarını tuttuğum su kıtlığı mevzusunu yazmaktı. “Gezegen susuzlukla boğuşurken biz ne yapacağız?” diye düşüncelere dalmıştım. Ancak yan masadaki genç çiftin konuşmaları zihnimi allak bullak etti ve beni adeta sandalyeme çiviledi.

Ellerinde bir tablet, yarı şaka yarı ciddi, bebek siparişi üzerine çalışıyorlardı! Merakıma yenik düşüp konuşmalarına iyice kulak misafiri oldum.

Kadın, “Bak, şu pakette risk daha düşükmüş” derken, hemen ardından erkek ekliyordu: “Bunu seçince zekâsı daha yüksek oluyormuş, odaklanma süresi artıyormuş.”

Bir ara o kelimeyi de duydum: “Premium.”

Kendi kendime “Demek bu noktaya kadar geldik?” dedim. O an su kıtlığını filan unuttum. İnternette bu mevzuya daldım.

Karşıma PickyourBaby.com (Bebeğini Seç) gibi siteler, “en iyi bebeği” vaat eden kampanyalar çıktı. Hem heyecanlandım hem de ürktüm. Galiba insanlık tarihinin en büyük kırılma anlarından birini yaşıyoruz.

Genetiği ile oynanmış insanlar

Biz yıllardır eşitsizliği; okul, iş, servet, miras üzerinden konuştuk. Ama orada tuhaf bir teselli, gizli bir umut vardı.

‘Genetik piyango’ kördü. Tanrının, isterseniz siz ona doğa deyin, kendine göre muazzam bir adaleti vardı. Zekâ da yetenek de bazen zengin konağına hiç uğramadan, fakirin evine düşebiliyordu.

Bu muhteşem denge, zengini de fakiri de o beklenmedik sürprizlerle bir yerde eşitliyordu.

Şimdi ise o sürpriz de piyasaya çıkmış gibi. Daha doğmadan ebeveynlerden gelebilecek bazı kalıtımsal hastalıkların ayıklanabileceği vaat ediliyor. Tabii ki kim çocuğunun hastalıkla boğuşmasını ister? Ama işte tam burada “sağlık” diye başlayan dil, çok hızlı bir şekilde “üstünlük” diline kayabilir.

Piyasa iyiyi sever. En iyiyi daha çok sever.

Şunu bir hayal edin:

Bir tarafta, parayı bastırıp çocuğunun DNA’sına “hiç yorulmayan odaklanma becerisi” ya da “fotoğrafik hafıza” ekleten yüzde 1’lik elit kesim.

Diğer tarafta ise, doğanın insafına, o eski tesadüflere kalmış, tabiri caizse eski model bizler. Yani Homo Sapiensler.

Düşünsenize, bir iş görüşmesine gidiyorsunuz ve karşınızdaki aday genetik olarak sıfır hata ile tasarlanmış. Hafızası bir süper bilgisayar gibi, duygusal zekâsı laboratuvarda optimize edilmiş. Sizin o doğal ve kusurlu halinizle, onunla yarışma şansınız var mı?

Meritokrasi, yani o kutsal liyakat kavramı, yerini genetik sermayenin insafına bırakıyor.

Henüz hiçbir genetik müdahale olmadan bile, durum zaten iyi değil. ABD’de en zengin %1 ile en yoksul %1 arasındaki beklenen yaşam süresi farkı, erkeklerde neredeyse 15 yıl.

Ekonomik üstünlük çoğu zaman zaten daha zinde, daha sağlıklı bir bedene sahip olmayı sağlıyor. Şimdi buna bir de biyolojik üstünlük siparişini ekleyin. O farkın 50 yıla çıkmayacağını kim garanti edebilir?

Karanlık bir hülya

İşin rengi tam bu noktada değişiyor. Bu teknoloji sadece parası olanın oyuncağı olarak mı kalacak, yoksa yarın bir gün otoriter bir siyasetçinin elinde ırk ıslahı gibi bir araca mı dönüşecek?

20 yüzyılın o karanlık sayfalarını unutmayalım. İnsanlığı mükemmelleştirme iddiasıyla yola çıkan ideolojilerin bizi hangi toplama kamplarına, hangi felaketlere sürüklediğini tarih yazdı.

O zamanlar bunu zorla, silahla yapıyorlardı. Şimdi ise tüketici tercihi adı altında, pırıltılı tabletlerin ekranlarından yapıyorlar. Eğer bu teknoloji, eşitsizliği azaltan bir sağlık politikasıyla değil de, ayrıcalığı büyüten bir ticaretle buluşursa, vay halimize!

Harari’nin korktuğu o yarın, bugün mü?

Yuval Noah Harari, Homo Deus isimli kitabında bizi uyarmıştı: “Gelecekte zenginler ve fakirler arasındaki fark biyolojik olacak” demişti.

O zaman bu bize uzak bir bilimkurgu gibi geliyordu. Bugün ise o cümle, sessizce gündelik hayata sızan bir ihtimal gibi duruyor.

İnsan kalabilecek miyiz?

Şimdi asıl soruya gelelim. O muazzam eşitsizlik bizzat kanımıza, canımıza, sinapslarımıza işlediğinde, biz hala aynı toplumun ferdi olabilecek miyiz?

Yoksa insanlar, tarihlerinde ilk kez biyolojik olarak ikiye mi bölünecek? Bir yanda, sümme haşa, Harari’nin işaret ettiği gibi “Tanrı-insan” ufkuna yaklaşanlar, diğer yanda ise sistemin gözünde yavaş yavaş “gereksiz” sayılma korkusuyla yaşayanlar.

Moralinizi bozmak istemem ama genetik butik mağazaları çoktan açıldı. Ve korkarım ki, o mağazadan alışveriş yapamayanların çocukları için hayat, hiç olmadığı kadar zor olacak.

Categories: Bebeğiniz nasıl olsun?

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.