s

Seyirciyi üretime tanık eden sergi

Kendisiyle yıllar önce Radikal gazetesinde beraber çalışmış ve pek çok çizim anına tanıklık etmiş olmama rağmen “Bizim çizerken tepende dikilmemiz seni rahatsız etmiyor değil mi?” diye soruyorum önce. Aradan 30 yıl kadar bir zaman geçti, o zamanlar çok yetenekli gencecik bir delikanlı olan Kutlukhan Perker bugün dünyaca ünlü bir çizer, biyografilerinde altı çizildiği gibi “çini mürekkebi ve tarama ucu sanatının ülkemizdeki az sayıdaki temsilcilerinden biri”. Değişmiş olabilir, çalışma alışkanlıkları. Belki daha yalnız üreten biridir şimdi.

Ama yok, “Hiç etmiyor” diyor. Aksine yıllarca dergilerde kolektif üretmeye alıştığı için insanlar ona bakarken çok rahat çizebiliyor ve zaten Pilot Galeri’de açılan “LIVE” adlı serginin fikri de buradan çıkmış. Bu sefer atölyesinde değil ziyaretçilerin gözü önünde üretiyor eserlerini, okurlarını / izleyicilerini üretim sürecine dahil ediyor. Gerçekten çok heyecan verici bir deneyim.

Tabii her sabah boş kâğıdın karşısına geçip “Şimdi ne çizsem?” diye bakmıyor. Beş hafta boyunca galeride canlı canlı üreteceği bütün eserleri tasarlamış, ön çalışmalarını tamamlamış. İş onların seyirci huzurunda hayata geçirilmesine kalmış. Her gün saat 12.00 gibi galerideki masasının başına oturuyor, aşağı yukarı saat 18.00’e kadar çiziyor. Gelenler, gidenler, dostlar, izleyiciler, sohbet eşliğinde çalışarak geçiyor bir gün. 28 Şubat’a kadar da böyle devam edecek. Dergi alışkanlığıyla birkaç gece çalışması yapmayı da planlıyor Perker.

Biz serginin ikinci günü gidiyoruz galeriye. Duvarlarda boş çerçeveler asılı. Ama yanlarında isim etiketleri var, hepsinin yeri belli. Kutlukhan Perker tam karşıdaki çalışma masasına oturmuş serginin ikinci eserini tamamlamakta. İlki, “He’ll Be Seeing You Shortly” adıyla duvardaki yerini almış. Kutlukhan’ın tepesinde bir ekran elinin seri hareketlerini canlı olarak aktarıyor, adı “Lulu” olan eser gözümüzün önünde adım adım tamamlanıyor.

Milliyet Sanat dergisinin şubat sayısı için Ege Işık Özatay’a verdiği röportajda “Bugüne dek yapmış olduğum sergilerde ya da periyodik yayınlardaki ya da kitap formatındaki işlerimle hep okuyucu/izleyicinin zaman diliminde yer aldım. Örneğin benim bir çizgi romanımı okuyan kişi kendi yaşam ortamında, kendi belirlediği zaman ve tarihte ve kendi koşullarında yaptıklarımı tüketiyordu,” diyor: “Şimdi ilk kez onlar benim zamanıma ve mekânıma dâhil oluyorlar.

Benim yıllardır çok heyecanla yaşattığım bu düşsel zaman ve mekânın izleyicileri de heyecanlandırmasını, günlerini güzelleştirmesini ve ilham vermesini umut ediyorum”.

Öyle de oluyor sahiden. Bir sergiye girip kendi kendine dolaşmak gibi olmuyor, daha anlamlı, o anın bir daha tekrarlanmayacak oluşundan kaynaklı, eşsiz bir deneyim oluyor. Bir kere müthiş bir lüks, üretimin aşamalarının bir parçası olmak, aklına takılanı sormak, sanatçının kafasındakilerin bir bir kâğıda dökülüşünü izlemek. Bir gün bir duvarda “Lulu”yı gördüğümde “Ben bu yapılırken oradaydım” diyebileceğim, şahane değil mi? Ayrıca yapay zekâ adlı arkadaşımızın her şeyi bir çırpıda ‘hallettiği’, sözde yaratıcılığı da taklit ettiği bir çağda gerçek yaratıcılığın, yeteneğin, insan elinin farkını görmek bir nimet. Ve her şey gibi sanat da paylaşıldıkça çoğalıyor, iki tarafın da günü güzelleşiyor.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.