İran üzerinde zar atmak

ABD Başkanı Trump, İran’ı vuracağını o kadar çok söyledi ki, ya bir anlaşma olacak ya da ABD, İran’ı vuracak.
Bir anlaşma olmadan operasyondan vazgeçilmesi demek Tahran rejiminin elinin güçlenmesi anlamına gelir ki bunu ne ABD kabul eder ne de İsrail.
Bu pozisyon ortaya iki önemli soru çıkarıyor:
Birincisi, Tahran ile ABD arasında bir uzlaşma ihtimali var mı?

ABD’nin İran’dan bilinen 4 talebi olduğunu biliyoruz. Bunlardan en önemlileri zenginleştirilmiş uranyum stoğunu teslim etmesi ve balistik füze üretim kapasitesi ve menzilini düşürmesi. İran bu iki taleple ilgili geçmişte ağır bedeller ödedi. Can kayıpları ve ağır bir ekonomik yaptırım zincirine maruz kaldı. Bu iki talebi kabul etmesi, bunca yıllık iktidarını reddetmesi anlamına gelecektir. Diğer iki talep, uranyum zenginleştirmesinden vazgeçilmesi ve vekil güçlerin tasfiyesi, kontrolü pek mümkün maddeler olmadığı için Tahran adına konuşulabilir maddeler.
Kilit nokta bugüne kadar zenginleştirilmiş olan uranyum stoğunun durumu.
★ ★ ★
Uranyum zenginleştirme lafını çok duyuyoruz ama detayını pek bilmiyoruz, açayım:
Nükleer fizyon sırasında en iyi sonucu veren U-235 izotoplarının miktarını arttırmaya uranyum zenginleştirme diyoruz.
Doğal uranyumun içinde binde 7 oranında bulunan U-235 izotopu, yüzde 2 ila yüzde 5 zenginleştirildiğinde nükleer reaktör yakıtı oluyor; yüzde 90 zenginleştirildiğinde nükleer silah haline geliyor.
Burada dünyayı endişelendiren nokta, zenginleştirmenin takvimi.
Uranyum zenginleştirmede en fazla zaman alan iş, emeğin yaklaşık yüzde 83.5’i uranyumu yüzde 4 zenginleştirmek için harcanıyor. Yüzde 4 zenginleştirilmiş uranyumun yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum haline gelmesi için harcanan çaba tüm çabanın yüzde 8.5’i. Yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyumu yüzde 90 zenginleştirilmiş uranyum haline getirmek için de yüzde 8 çaba yeterli oluyor. Yani bu açıdan baktığımızda İran, en zahmetli süreci tamamlamış durumda. Mayıs 2025’te İran’ın elinde yaklaşık yüzde 60 zenginleştirilmiş 409 kilogram, yüzde 20 zenginleştirilmiş 274.5 kilogram uranyum stoğu vardı. Bugün ne kadar olduğu, ABD’nin ilk saldırısında kayıp yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor.
Sonuçta, İran’ın nükleer silah yapımına yetecek kadar zenginleştirme işlemi yaptığını varsaymak hata olmaz.
★ ★ ★
İran bu stoğu teslim etmeyeceğine göre cevabını aramamız gereken soru, ABD saldırısının boyutunun ne olacağı?
Sadece nükleer tesislerin vurulması rejimi değiştirmez, aksine güçlendirir ki, Washington da bunu iyi biliyor.
Eğer Trump, rejim değiştirecek bir harekâta karar verirse, bu İranlıların günlük yaşamlarını daha da zor hale getirecek bir saldırıyla olabilir. Bu da şehirlere elektrik, su sağlayan şebekelerin, petrol ve gaz çıkarılan tesislerin, devlet binalarının, televizyon ve radyonun hedef alınması anlamına gelir.
Rejimi felç edip sonra da kırılganlıkların olduğu yerlerde halk ayaklanmaları çıkarma planı yapılmış olabilir.
Böyle bir tablo ne İran’ın ne bölge ülkelerinin ne de Türkiye’nin işine gelir.
En iyi ihtimalle sınırlarımızda yeni bir göç dalgası görürüz; daha da riskli olan İran’da yaşayan Türklere yönelik başka gruplardan gelebilecek saldırılar karşısında başka aksiyonlar almamız gerekebilir.
★ ★ ★
İran’ın elinde ne menzilde ne kadar füze olduğu bilinmiyor. İsrail’in her gerginlikte devlet uçağı Sion Kanadı’nı Kıbrıs Rum Kesimi ya da Atina’ya kaçırmasının sebebi de bu zaten.
Tahran rejimi böyle bir saldırıya mutlaka yanıt verir ama asıl tehlike başka.
Eğer rejim geri dönülmez yola girdiğini ve çöktüğünü fark ederse, çöküşü global çöküş haline getirebilir.
Bunu yapmak için Hürmüz Boğazı’nı kapatması yeterli olur.
Boğazın en dar yeri yaklaşık 50 kilometre genişliğinde ama ağır yük gemilerinin geçiş koridoru genişliği sadece 10 kilometre. İran’ın Lark Adası’yla Umman’ın Kumzar Yarımadası arasındaki bölgedeyse 3 kilometre eninde gidiş, 3 kilometre eninde geliş koridoru var. İran, Hürmüz Boğazı’nı mayınlayarak da kapatabilir; ya da en dar noktada kendi gemilerini batırarak trafiği tamamen durdurabilir.
Bu ne demek söyleyeyim: Hürmüz Boğazı’ndan günde 20 milyon varil petrol geçiyor. Böyle bir durumda Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar’ın petrol ihracatı durur; Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi enerji talebi yüksek ülkeler zora girer. Avrupa sadece petrolden değil ama dondurulmuş doğalgazın da tıkanmasından büyük zarar görür. Petrol fiyatlarındaki ani bir artış enflasyonu ve enerji maliyetlerini artırır ve Avrupa genelinde sektörleri sekteye uğratır. İmalat, ulaşım ve tarım sektörleri özellikle kırılgan olabilir. Piyasa tepkileri ve Avrupa borsalarındaki dalgalanma zincirleme bir etki yaratabilir.
★ ★ ★
İran’a yapılacak bir operasyon satranca değil; olsa olsa zar atılarak oynanan kumara benziyor.
Düşük dozda bir saldırı Tahran’da rejimi güçlendirmeye yarar.
Şiddetli ve rejimi sarsacak bir saldırı, global bir krizin tetikleyicisi olabilir.
Türkiye, Tahran ile Washington arasında uzlaşı arayarak hem kendisi hem de dünya açısından oldukça önemli bir görevi yerine getiriyor. Bu konuda atılan her adım, uzlaşıya yaklaşan her formül, sadece bugünü değil gelecek 10 yılı da yakından etkileyecek...
Sende Yorum yap