Hayat küllerinden doğarken

Küllerinden doğan kuş efsanesi sadece bize ait değildir.

Birçok medeniyetin efsanesinde, Anka, Simurg, Tuğrul, Hüma, Garuda, Phoenix adlarıyla karşımıza çıkar.
Firdevsi’nin Şehnamesi’nde, Oğuz Kaan Destanı’nda, Divan-ı Lugati’t Türk’de de anlatılır bu efsane.
Bugün ne isimlerin önemi var ne de efsanelerin...
6 Şubat depremlerinde 53 bin 537 canımızı kaybettik.
107 bin 213 kişi yaralandı, ufacık çocuklar kollarını, bacaklarını kaybettiler.
Bugün deprem bölgesinde yükselen binalara bakarak sevinç duyma günü değil, beton, candan önemli olamaz.
Ama bugün kaybettiklerimizi anarken gurur da duyabiliriz.

Neyin gururu o demeden önce rakamlara bakalım:
Dünya üzerinde her yıl, 8’den büyük bir, 7’den büyük 18 deprem meydana geliyor.
9 saat arayla 7.8 ve 7.6 büyüklüğünde iki deprem görülmüş şey değil ama başımıza geldi işte.
Sonuçta 120 bin kilometrekarelik bir alanda, 11 il, 124 ilçe, 6 bin 929 köy ve mahallede yıkım yaşandı.
İstatistik dili durumu anlatmaya yetmiyor, başka örnekler vereyim:
4 yıldır Rusya ile savaşan Ukrayna’da yıkılan konut sayısı 294 bin,
6 Şubat depremlerinde 518 bin konut yıkıldı ya da ağır hasar aldı.
Depremler, Bulgaristan’dan, Azerbaycan’dan, Çekya’dan daha büyük, Hollanda ve İsviçre’den 3, Belçika’dan 4, İsrail’den 6 kat büyük bir alanı vurdu.
Sadece felaketin boyutuyla değil sonrasında da sadece Türkiye’de olur dediğimiz manzaralar yaşadık:
Afet bölgesine inşaat makinesi götürürken, karlı yollarda bile ayağını gazdan çekmeyen treyler şoförleri,
İstanbul’da nöbetini tuttuktan sonra deprem bölgesindeki sahra hastanelerine koşan gönüllü doktorlar, hemşireler,
Dizi setlerinden afet bölgesine taşınan dev projektörler,
Kendine pirinç alırken, depremzedelere de alan asgari ücretliler,
İki kazağından birini depremzedelere yollayan üniversite öğrencileri.
Irak’ın kuzeyindeki operasyon bölgesinden geldikten hemen sonra 650 personeli depreme yakalanan 8. Komando Tugayı, Hatay’ın Türkiye’ye katıldığı anlaşmanın imzalandığı 2. Hudut Komutanlığı bahçesinde, bebeklerine süt veren anneler için yan yana dizilmiş ve kliması açılmış askeri minibüsler, Defne’deki çadır kentte açılan okul, çocuklar eğitimsiz kalmasın diye bölgeye koşan öğretmenler.

Acının tutanakçısı olmaktan öteye gidemediğimiz zamanlardı.
Aklımda en fazla yer eden karelerden birisi, devlet envanterindeki uçaklardan birinin içerisinde hemşireler ve hepsinin kucağında, enkazdan çıkarılmış, o an anne ya da babasına ulaşılamayan kundaktaki bebeklerin fotoğrafıydı.
Kanserle mücadele ederken, Koordinatör Vali olarak atanan, enkaz arasında kemoterapi alan bir bürokratı başka bir ülkede görmek mümkün olabilir mi?
Zengin, bütçesi fazla veren bir ülke değiliz biz ama ülkeyiz, milletiz.
Bu sayede 3 yılda ayağa kalktık.
Kaybettiğimiz canları geri getirme şansımız yok ama en azından kalanları kaderine terk etmedik.
Başka coğrafyalarda işler böyle yürümüyor:
En yakın örnek, 2025’te, ABD’de Kaliforniya yangınlarında 13 bin ev kül oldu, devlet bırakın ev yapmayı, sigorta şirketleri batmasın diye tazminat oranlarını düşürdü.
Türkiye olarak en düşüğü 104 ama ortalaması 150 milyar dolar olarak hesaplanan zararı tek başımıza karşıladık.
Dedim ya, bugün sevinç duyma günü değil ama kaybettiklerimizi anarken gurur duymamıza da bir engel yok.
Tarih boyunca neden hep devletler kurduğumuzun cevabı şu geçen 3 yıldaki millet olma refleksimizde saklı.
Eşi benzeri olmayan bir felaketin üzerinden ancakeşi benzeri olmayan bir çabayla kalkabilirdik,
Türkiye olarak tam da bunu başardık...
Categories: Hayat küllerinden doğarken
Sende Yorum yap