s

Teknoloji bizi susuz bırakacak

1980’li yılların İstanbul’unda pazar banyoları bizler için haftanın en önemli ritüellerinden biriydi. Sularımız doğru düzgün akmadığından, aksa da tazyiki şofbeni ateşlemeye yetmediğinden, haftada bir gün yıkanabilirdik. Emaye tencerelerde kaynatılan suları özenle kovalara boşaltır, maşrapayla dökerek yıkanırdık. Suyun her damlası çok kıymetliydi. Zorunluluktan doğan bir disiplinle idareli kullanırdık.

O günlerde sorunu herkes bilirdi: Altyapı yetersizdi, borular eskimişti, şehir büyümüştü.

Bugün ise manzara çok daha ironik ve bir o kadar karanlık. 80’lere kıyasla çok daha geniş bir şebekeye, şehre kilometrelerce öteden su taşıyan devasa isale hatlarına ve modern tesislere sahibiz. Yani altyapı sorununu büyük ölçüde çözdük. Ama bu sefer teknolojinin çözemeyeceği çok daha ürkütücü bir gerçekle karşı karşıyayız. Musluğumuzu besleyen kaynaklar tükeniyor. Gezegenin damarları kuruyor.

Artan nüfus, yanlış tarım politikaları ve iklim değişikliğine olan küresel kayıtsızlığımız bizi geri dönülmez bir eşiğe sürüklüyor. Kurak periyotlar uzuyor, yağışlar düzensiz ve şiddetli geliyor.

Kentler kuruyor

Sizi rakamlara boğmak istemiyorum ama sorumsuzluğumuzun bizi getirdiği noktayı anlamak için bir iki veriye bakmak zorundayız.

Geçen hafta yayınlanan çarpıcı bir harita ve analiz, bu karanlık tabloyu tüm çıplaklığıyla önümüze serdi. Dünyanın en kalabalık 100 kentinin yarısı “yüksek su stresi” altında. 38’i ise en riskli kategoride, yani tam anlamıyla bir su iflasının eşiğinde.

Su stresi dediğimiz şey, artık evlerde, sanayide ve tarlalarda kullandığımız suyu, doğanın karşılayamaz hale gelmesi demek. Basitçe söylersek, talebi, kaynak artık karşılayamıyor.

Dünya Bankası rakamları, bu küresel iflası doğruluyor. Küresel tatlı su rezervleri son 20 yılda keskin biçimde azaldı. Her yıl 324 milyar metreküp tatlı su kaybediyoruz. Bu miktar, Türkiye’nin yıllık ihtiyacının 3 katından fazlasının her yıl buhar olup uçması demek.

Peki, bu haritada biz neredeyiz? Yanı başımızda, Tahran, derin bir kuraklığın altıncı yılını yaşıyor. Durum o kadar vahim ki, koca şehrin tahliye edilmesi konuşuluyor. Ve maalesef kuraklık sınırlar, rejimler veya ideolojiler tanımadan yayılıyor. Öncelikle şu yanılgıyı kıralım: Türkiye, birçok kişinin düşündüğü gibi su zengini bir ülke değil. Dijital platform Felt’in Su Güvenliği Atlası’na baktığımızda, ülkemizin önemli bir bölümünün, ‘yüksek stres’ bandında olduğunu görüyoruz. İstanbul’da, nüfusun seyrek olduğu Kuzey Ormanları hariç, durum alarm veriyor. Avrupa yakası en koyu kırmızı renkte, yani en kritik seviyede. Anadolu tarafı bir tık daha iyi.

Sanal dünyanın gerçek bedeli

Küresel sistem, iki temel yanılgı üzerine kuruldu: Kaynakların sonsuz olduğu ve teknolojik ilerlemenin her sorunu çözeceği... Su tüketiminde küresel suyun yaklaşık yüzde 70’ini yutan tarım ve onu takip eden geleneksel sanayi gibi olağan şüpheliler zaten biliniyor. Ancak şimdi, bize daha verimli bir dünya vaat eden bu teknolojinin kendisi, hızla ilerleyerek su kaynaklarımızı sömürenler listesinde yer almaya başladı.

Evet, yanlış duymadınız. Bir Google araması yaptığımızda, bir çevrimiçi film izlediğimizde, ya da yapay zekayla sohbete daldığımızda muazzam miktarda su tüketiyoruz.

Bu devasa veri merkezleri, saniyede trilyonlarca işlem yaparken aşırı ısınıyor. Onları soğutmak için kullanılan su miktarı, birçoğumuzun tahayyül sınırlarını zorluyor. Orta ölçekli veri merkezi günde yaklaşık bir milyon litreye su harcıyor; çok büyük tesislerde ise bu rakam onlarca milyon litreye kadar çıkıyor.

Yapay zekâ ve Bitcoin madenciliği gibi enerji canavarına dönüşen işlemler, bu tüketimi katlanarak artırıyor. Bulutta sakladığımız her fotoğrafın, her videonun, her işlemin bir “su ayak izi” var. Bu, sanal dünyanın gerçek dünyaya ödettiği susuzluğun faturasıdır.

Başka dünya yok

1980’lerde çocuk aklımızla bile maşrapadaki suyu tasarruflu kullanmayı öğrenmiştik. Bugün ise bireysel çabaların kıymetli ama yetersiz olduğu bir noktadayız. Tarımdan teknolojiye, yönetimden tüketime uzanan ortak bir akla ve vicdana ihtiyacımız var. Unutmayalım ki; çocukluğumuzda sular kesildiğinde komşunun kapısını çalar, bir kova ödünç su alabilirdik. Ancak gezegen ölçeğinde bir iflas kapıya dayandığında, kapısını çalabileceğimiz başka bir dünya yok.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.