Merve Arkas: İzmir muazzam bir hazine
Yaratıcısı olduğu Monreve Group ile bugün konaklamadan gastronomiye, sanattan seyahate kadar pek çok alanda başarıyla hizmet veren Merve Arkas “Hayalim Monreve’yi uluslararası büyük bir marka haline getirmek” dedi.
Merve Arkas, sadece hayalleri olan değil onları gerçekleştirme cesaretini de gösteren girişimci bir iş kadını. Kurduğu Monreve markası başta gastronomi ve turizm olmak üzere pek çok alanda başarıya imza atıyor. Mistral’in 43’üncü katındaki İzmir manzaralı ofisinde hem yeni yıl projelerini anlatıyor hem de kendisine yönelttiğimiz özel sorulara içtenlikle yanıt veriyor.

Üç yılda böylesine hızlı büyüyen bir yapı kurdunuz. Bu başarınızın sırrı nedir?
Bu başarıyı tek bir sırrın üzerine kurmadık. Monreve Group’u hayal ederken Ege’nin sadece doğal güzelliğini değil, hafızasını, kültürünü, gastronomisini, sanatını ve insanının sıcaklığını birlikte taşıyan bir yaşam kültürü oluşturmak istedik. Bugün Monreve Alaçatı’dan Montiano restoranlarına, La Mahzen’in ödüllü gastronomi kimliğinden Les Bungalows’un doğayla bütünleşen konaklama deneyimine kadar her markamızın ortak noktası, bu bölgenin ruhuna gerçekten dokunuyor olması.
Benim için önemli olan şey yeni bir mekân açmak değil. Misafirlerin hafızasında hoş bir yer edinen deneyimler oluşturmak ve bunu her mekânın kendi ruhuyla kurduğumuz güçlü bağ üzerinden şekillendirmek. Projelerimizin geniş kitleler tarafından benimsenmesinin nedeni, her birine yalnızca bir iş olarak değil, yaşayan bir hikâye olarak yaklaşmamız.
Ve elbette güçlü bir ekip… Arkamda alanına hâkim, özveriyle çalışan bir ekip olmasa; bu projelerin hiçbiri bu kadar kısa sürede bu niteliğe ulaşamazdı.

Anne olmak, yoğun iş trafiği ve İzmir’in önemli bir ailesinin parçası olmak… Bunların hepsine birden nasıl yetişiyorsunuz?
Aslında hayatımın hiçbir alanını birbirinden ayırmaya çalışmıyorum. İş yaşamım, ailem, sosyal sorumluluk projelerim; hepsi benim aynı hikâyemin parçaları. Güne mutlaka ajandamı kontrol ederek başlarım; yapacaklarımı netleştirmek günün temposunu çok daha sağlıklı yönetmemi sağlıyor. Sonrasında genelde sahada olmayı tercih eden biriyim; masadan yönetmek hiç bana göre olmadı. Bir günümü otelde başlatıp bağda veya La Mahzen’de bitirdiğim çok olur. Çünkü dokunduğumuz her yer yaşayan, nefes alan yerler. Başarımızın sürdürülebilir olması için sürekli gözlem, takip ve iyileştirme gerekiyor.
Akşamları mümkün olduğunca aileme zaman ayırırım. İşten tamamen kopmak elbette zor ama kızımla geçen yarım saat bile tüm günün stresini unutturuyor. Kendime nefes alanı yaratmayı da sonradan öğrenmiş biriyim. Bazen kısa bir yürüyüş, bazen ilham veren bir film… Bir de iş hayatıma katkı sağlayan biyografi kitapları ve makalelerle geçirdiğim kısa okumalar var. Bu küçük molalar, günün temposunu dengelememe gerçekten yardımcı oluyor.
En son hangi biyografiyi okudunuz? Hangi filmi izlediniz?
Suat Çağlayan’ın Yılmaz Büyükerşen’i anlattığı kitabını okuyorum. Yılmaz bey hem Eskişehir hem de ülkemiz için çok önemli biri, örnek aldığım bir lider. Kendisiyle ailece de görüşüyoruz. Önümüzdeki haftalarda eşimle birlikte sanat alanında neler yapacağız değerlendireceğiz. Uzun zamandır film izleyecek kadar vaktim olmuyor. Patron olduktan sonra spora da zaman bulamıyorum. Ancak bir yerli dizi izledim; Kral Kaybederse. 1990’ları da özlemişiz sanırım iyi geldi.
İlham aldığınız biri var mı?
Eşim Lucien Arkas… Kendisi, bir İzmirli olarak hepimiz için örnek alınması gereken bir rol model oldu. Tabi, hayatında da olunca daha yakından tanıyor, daha çok şey öğrenebiliyorsun.
Hem iş hem özel yaşamınızda sizin için adeta bir öğretmen gibi olduğu da söylenebilir mi?
Elbette. Mesela bazen direttiğim konularda bana, “İleride daha iyi anlayacaksın. Durduğun nokta şurası. Ama şu noktadan bakarsan daha verimli olacak ve şirketini büyütebileceksin” der. Onun fikrini bir yerde tutarım hep, bu açıdan çok şanslıyım.

İş yaşamınızda zorlandığınız dönemlerde sizi ne motive ediyor?
Zorluklarla karşılaştığımda kendime hep şunu söylerim: Bir şeyler inşa ediyorsun ve bunu kendi değerlerinden ödün vermeden yapıyorsun. Bu düşünce, vazgeçmemi değil, bir adım daha ileri gitmemi sağladı. Beni en çok motive eden şey üretmek; ortaya gerçekten bir değer koyduğumu görmek.
Bir projenin hayata geçtiğini görmek, insanların orada geçirdiği güzel anlara tanıklık etmek ise bütün yorgunluğun ötesinde, motive eden gerçek neden.
‘Yaşam rotası yaratmalıyız’
Art Monreve Travel’ın hikâyesi nedir?
İzmir, Türkiye’nin en özel kültürel katmanlarından birine sahip ama bu katmanlar çoğu zaman birbiriyle ilişkilendirilmeden anlatılıyor. Art Monreve Travel’ı doğuran fikir tam da buydu: Sanatı, gastronomiyi, tarihi, doğayı ve bağ kültürünü tek bir çatı altında birleştiren bir yaşam rotası yaratmak.
Metropolis Antik Kenti’nden Arkas Sanat Merkezleri’ne, Lucien Arkas Bağları’ndan Ege mutfağının özgün tatlarına kadar İzmir’i bütünüyle deneyimleten rotalar oluşturduk. Her rota aslında sadece bir gezi değil; bulunduğun yerin ruhunu hissettiğin bir hikâye.

TÜRSAB Yönetim Kurulu üyeliğiniz sürecinde amacınız nedir?
TÜRSAB’daki görevim aslında benim İzmir’e olan bağlılığımın doğal bir uzantısı. Amacım İzmir’in turizm potansiyelini ulusal ve uluslararası sahnede çok daha güçlendirmek. Özellikle gastronomi ve kültür turizminin sürdürülebilir bir modelle geliştirilmesi, bölgesel turizmin desteklenmesi ve seyahat sektörünün niteliğinin artırılması konularında çalışmak istiyorum.
Sizce İzmir turizmde hak ettiği noktada mı?
İzmir muazzam bir hazine… Doğası, tarihi, gastronomisi, kültürü… Hepsinin ayrı bir hikâyesi var.Fakat hikâye ne kadar kıymetli olursa olsun, doğru anlatılmazsa görünürlüğü sınırlı kalıyor. İzmir’in dünyaya açılabilmesi için güçlü bir gastronomi rotasına, artırılmış kültür-sanat görünürlüğüne, nitelikli konaklama yatırımlarına ve destinasyon pazarlamasına ihtiyaç var.
Les Bungalows, beklediğiniz ilgiyi gördü mü?
İlk günden itibaren beklentilerimizin üzerinde bir ilgiyle buluştuk. Geçen hazirandan bu yana 2 bine yakın kişiyi ağırladık. Yerli olduğu kadar çalışmaya başladık. Günümüzde misafirler, gürültüden uzak, doğayla uyum içinde ve detaylarıyla özenli bir konaklama arayışında. Projenin, Lucien Arkas Bağları’nın içinde yer alması bu deneyimi daha da özel ve ayrıştırıcı kılıyor. Bu ilgi, bize yalnızca doğru bir ihtiyaca cevap verdiğimizi değil, bağ deneyiminin farklı yorumlarla ne kadar zenginleşebileceğini de gösterdi.
Takvimbenim içinönemli
Kadın girişimci olarak unutamadığınız bir anınız var mı?
Kadın olarak sahada daha fazla dikkat çekiyorsunuz; bu bazen avantaj, bazen de sizi sınayan bir durum oluyor. Bir gün proje alanında çalışanlardan biri bana dönüp, “Siz gerçekten bu işlerin başındaki kişi misiniz?” diye sormuştu. Şaşırdığı şey pozisyonumdan çok, bir kadının bu ölçekte projeleri yönetiyor olmasıydı. O an, bu yolda sadece işler değil, bakış açıları da dönüştürdüğümüzü gördüm.
Peki, kızınızdan ve eşinizden öğrendiğiniz en önemli şey nedir?
Çok olgun bir çocuk yetiştirmişim bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Geçenlerde hastaydı ve iki gün birlikteydik. Bir iş görüşmem olduğunu hatırlayıp bana, “Bu senin için önemliydi, git anne” dedi. O an hem duygulandım hem de gururlandım. Lucien Bey’le ilgili ise öğrendiklerimi saymakla bitiremem. Ama en güzel sözü, “İnsanların önüne şanslar gelir, önemli olan senin onu görmen ve korkmadan değerlendirmendir” der. Ayrıca çok cesur olduğumu da söyler.

Ege’nin ruhunu Toskana’yataşıyoruz...
Toskana Projesi ne aşamada? Tenuta Aliotti neleri kapsıyor?
Tenuta Aliotti Wine & Art Resort, bizim için klasik anlamda bir yatırım projesinden çok, kalpten bağlı olduğumuz bir gönül projesi. Montepulciano bölgesinde, 1500’lü ve 1800’lü yıllara uzanan 8 tarihi villa ve geniş bir bağ arazisi üzerinde konumlanıyor. Bu yapıların her biri yalnızca mimari değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel miras taşıyor. Amacımız, bu tarihsel dokuyu olduğu gibi koruyarak, bugünün yaşam kültürüyle uyumlu, zamansız bir deneyim alanı yaratmak. Proje tamamlandığında; konaklamadan bağ deneyimlerine, sanattan kültürel etkinliklere kadar geniş bir yelpazeyi bir araya getiren, zamansız bir yaşam ve deneyim merkezi ortaya çıkacak. Ege’nin ruhunu Toskana’ya taşırken, Toskana’nın dokusunu ve estetiğini de İzmir’le buluşturan karşılıklı bir kültür köprüsü inşa ediyoruz.
Kariyer yolculuğunuzda hedefiniz nedir? Şu an neredesiniz?
Benim hedefim hep aynı: İnsanlara iyi gelen, bulundukları yeri güzelleştiren, değer üreten projeler yaratmak. Bugün Monreve Group, konaklamadan gastronomiye, sanattan seyahate uzanan çok markalı bir deneyim ekosistemine dönüştü. Bu büyüme bana doğru yolda olduğumuzu gösteriyor ama yolun sonu yok. Her gün yeni bir fikir, yeni bir ihtiyaç, yeni bir fırsat… Şu anda hedeflerimin tam ortasındayım diyebilirim ama ileride çok daha büyük bir uluslararası marka olma yolunda yürümeye devam edeceğiz.
İş yaşamında başarı için olmazsa olmazlar nelerdir?
Bence ilk sıraya tutkuyu koymak gerekiyor. Tutkunuz yoksa hiçbir şey uzun vadede sürdürülebilir olmaz. Disiplin, ekip uyumu, işin içinde olmak ve insan odaklı yaklaşım da çok önemli. Bir mekân açabilirsiniz ama orayı ruhuyla birlikte yönetmek bambaşka bir his.
Peki özel yaşamda olmazsa olmazlar?
Özel hayatta başarı bence dengeyi yakalayabilmekten geçiyor. Aileyle geçirilen kaliteli zaman, kendine ayırdığın küçük anlar… Bunların hepsi beni hayatta en çok besleyen şeyler. İş ne kadar yoğun olursa olsun, ailemle olan küçük ritüelleri korumak benim için çok önemli.
Sizinle arkadaş olmak kolay mıdır? Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Samimi, doğal ve oldukça paylaşımcı biriyim diyebilirim. Hayatta keyif aldığım anları çoğaltmak ve bunu paylaşabildiğim insanlarla bir arada olmak benim için önemli. Bu yüzden arkadaşlıkta en çok değer verdiğim şey güven.
Stresten uzaklaşmak için neler yaparsınız?
Stresten uzaklaşmak için çoğu zaman kendimi daha fazla üretirken buluyorum. Akşamları eşimle o günü mutlaka konuşuruz hem yaşananları değerlendirir hem de yeni projeler üzerine birlikte düşünürüz. Bu sohbetler hem iyi geliyor hem de zihnimi toparlıyor.
Genç girişimcilere tavsiyeleriniz neler olur?
Tesadüflere çok bel bağlamasınlar. Şans, çoğu zaman hazır olduğunuz anda kapıyı çalar; o yüzden beklemek yerine harekete geçmek gerekiyor. Bir fikriniz varsa, “biraz daha zamanı var” diye ertelememek, küçük de olsa ilk adımı atmak çok kıymetli. Disiplin, işin en az konuşulan ama en belirleyici kısmı. İlham elbette önemli ama tek başına yeterli değil. Her gün aynı ciddiyetle devam edebilmek, zor günlerde bile masaya oturabilmek fark yaratıyor.Bir de kaybetmekten korkmamayı öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Girişimcilik hatasız bir yolculuk değil; denemeden, yanılmadan ilerlemek mümkün değil. Kaybettikçe öğreniyor, öğrendikçe güçleniyorsunuz. Cesur olun, sorumluluk almaktan çekinmeyin ve şansı beklemek yerine onu yaratmaya çalışın.
On yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
On yıl sonra Monreve Group’un Ege’den dünyaya yayılmış, çok katmanlı ve uluslararası bilinirliğe sahip bir yaşam markası olmasını hayal ediyorum. Ben de yine sahada, yine üretiyor, yine insanların hayatına dokunan projeler yaratıyor olurum. Hayal kurmak güzel, gerçekleştirmek daha da güzel...
Sende Yorum yap