Spor apolitik olabilir mi?
“İnsan politik bir hayvandır” -Aristoteles
Spor ile siyasetin ilişkisi hep tartışma konusu olmuştur. Spora siyaset karışmamalı kalıplaşmış bir söylemdir, fakat siyaset ile spor etle tırnak gibidir. Yukarıda alıntı yaptığım Aristoteles’in ünlü sözünün manası aslında biraz yanlış anlaşılır. Filozofun politikten kastı tam olarak siyasi partiler, ideolojiler değil, kamusal alanda ortak yaşamdır. İnsan doğası gereği, toplu bir yaşamda siyasete karışmamak imkansızdır. Hatta Aristoteles siyasete hiç karışmayan birinin anca ya tanrı ya da vahşi bir hayvan olabileceğini söyler. Spor da insanların bir araya gelerek yaptığı ya da izlediği bir şey olduğundan ötürü siyasetten tamamen ayrıştırılamamıştır. Antik Mısır, Roma, Yunan, Çin uygarlıklarında spor hem bir asker yetiştirme hem de toplumu kontrol etme aracı olarak kullanılmıştır. O kadar geriye gitmeye de gerek yok, 1936 Berlin, 1980 Moskova, müteakiben 1984 Los Angeles olimpiyatları siyasetin zirve yaptığı spor organizasyonlarına sadece bir kaç örnektir.
Kış Olimpiyatları protestolarla başladı
Milano Cortina Kış Olimpiyatları devam ederken bu konuya değinmek istedim. Olimpiyatlar protestolarla başladı. Amerikan ICE ajanlarının İtalya’da oyunlar süresince görev yapacak sert eleştirilere sebebiyet verdi. Açılış töreninde İsrail protesto edildi. Öte yandan Ukraynalı skeleton sporcusu Vladyslav Heraskevych Ukrayna savaşında hayatını kaybeden yurttaşlarının resimlerinin basılı olduğu bir kask ile yarışmak istediği için diskalifiye edildi. Bunun üzerine Ukraynalı sporcu X hesabından yaptığı paylaşımda “onurlu olmanın bedeli” ifadesini kullandı.
Son günlerde bu konuda yaşananlar sadece olimpiyatlarla sınırlı kalmadı. Amerikan futbolu sezonunun final maçı “Superbowl”, ABD’nin en önemli ve en çok izlenen spor organizasyonudur. Sporla ilgili ilgisiz herkes televizyon başına kitlenir; devre arası şovu günlerce hatta haftalarca dillendirilir. Bu yıl bu şov bambaşka tartışmalara gebe oldu. Hispanik kökenli şarkıcı Bad Bunny’nin sahne alacağı açıklandığından itibaren Trump ve destekçileri çok ağır tepkiler verdiler. Öyle ki muhafazakarlar tarafından “All-American Halftime Show” adında alternatif bir program dahi düzenlendi. Bir spor müsabakası esnasında hangi şovun izlendiği bir siyasi kimlik göstergesi haline geldi.
Siyasetin spora karışmaması elbette iyi, ulvi bir temennidir. Ama bu konuda naif bir tutum içerisine girmek de doğru değildir. Dünya nasılsa spor da onu yansıtır. Eğer toplum barış ve huzur içindeyse siyasetin olmsuz etkilerinden ziyade sporun evrenselleştirici güzel tarafı baskın gelir. Şimdi sizlere sporun evrenselliğine güzel bir örnek teşkil eden ilginç bir hikayeden bahsedeceğim.
Okyanusu aşan Galatasaray aşkı
ABD’nin Güney’inde Tennessee eyaletinin küçük bir kasabasında doğup büyümüş, ağır bir Güney ABD’li aksanıyla konuşuyor. O da ne! Üzerinde bir Galatasaray forması var, ağzından ise Galatasaraylıların yabancı medyada duymaya alıştıkları o sempatik “Galatasaray” telaffuzu çıkıveriyor. The Galatasaray Show isimli sosyal medya yayıncısı Brad Warden’dan bahsediyorum. Dünyada ilk ve tek Galatasaray’a özel İngilizce yayın yapan bu kanal çok kısa sürede 8 bin takipçinin üzerine çıktı. 20 yıl önce İstanbul’a bir iş seyahati için gelip sarı kırmızı renklere sevdalanan bu aşk hikayesini Warden’ın kendi ağzından dinledim. Sadece Galatasaray’ı konuşmadık. İstiklal Caddesi’nde bir mağazada ilk bakışta vurularak aşık olduğu eşini de içeriyor bu hikâye. Warden tam bir Türkiye hayranı, sporun birleştirici gücünün ve evrensel niteliğinin vücut bulduğu bir örnek. Sempatik yüzü, tatlı aksanı ve hiç de yabana atılmayacak futbol bilgisiyle hem Galatasaray’ın hem de Türkiye’nin tanıtımı için bu adanmış hayatın hikayesini keşfetmek için QR koda tıklayabilirsiniz.
Y Raporu
Yine Galatasaray’dan ilerleyelim. Mecidiyeköy’deki Ali Sami Yen stadının atmosferini yaşayabilmişti Y kuşağı. Brad ile konuşurken ister istemez eski stadın nostaljisini yaşadık.
Sende Yorum yap