Bilmek yetmez, anlamak şart
Açık söylemek gerekirse, durumların karmaşıklaştığı, insanların zihin dünyasının alt üst olduğu günümüzde, iletişim işinin içinden çıkmak pek kolay değil. Üstüne bir de “krizde olmak”, dünyanın yeni normali olunca hiç kolay değil. “İdare etmek” kurtarmaz, “durumu yönetmek” zorundasınız.
Geçen haftanın gündeminde öne çıkanlar bir kez daha gösterdi ki “iletişim”, cümle içinde güzel duran bir sözcük ancak, anlamı konusunda fikrimiz az. Bir de “ben” vurgusunun nedenli/nedensiz artırdığı özgüven işe karışınca sonuç, sorunlu oluyor.
Birkaç haftadır bu köşede, “duygu yönetimi”nin önemini anlatmaya çalışıyordum. Özgür Özel’in, istifa eden belediye başkanına yazdığı mesajlardaki öfke, önce kendi duygularımızı yönetebilmenin gerekliliğini hatırlattı. Seçmenin soru dolu kafasına yenisi eklendi: Kriz yumağına dönmüş dünyada, sinirlerine hâkim olamayan biri, gündemi yönetebilir mi? Yöneticilerle liderler arasındaki farkı iletişim tarzı belirliyor.
İçişleri ve Adalet Bakanlarının devir teslim törenlerinden, TBMM’deki kargaşa görüntülerine kadar ilginç iletişim örneklerine tanık olduk. Eğitim düzeyi açısından dünyanın sayılı parlamentolarından olan Meclis’te, onca farklı yol varken baş vurulan kaba kuvvet, iletişimin anlamı üzerine düşünmediğimizin somut gösterisi oldu.
Bilinen gerçek, ülkemizde üç işi herkes yapıyor; Futbol yorumculuğu, müteahhitlik, iletişim yönetimi. Futbol eğlence endüstrine dahil, geçebiliriz. Müteahhitliğin işin ehli tarafından yapılmaması can kaybına neden oluyor, depremlerde acısını yaşıyoruz. İletişimin iyi yönetilememesinin faturası ise ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Gündemin değişim hızı, görevlerin zorluğu, yoğunluğu “neyi/ nasıl anlatıyorum”, “ne görünüyor”, “nasıl algılanıyor” gibi konulara ya zaman bırakmıyor ya gerek duyurmuyor ya da maalesef bu sorular ciddiye alınmıyor.
İletişim yönetimi, medyayla ilişkilere indirgenmiş durumda. Geleneksel ile dijital medya arasındaki farklar biliniyor, uygulamada kafalar karışıyor. Siyasi, ticari, kamusal tüm kurumlar için durum aynı. Reklam bütçelerini dijitale kaydırmayı akıllı çözüm sanıyorlar. Görülmekle, etkilemek arasındaki fark bambaşka şeyler oysa.
Görülmek önemli. Peki değerli görülmeyle değersiz görülme arasındaki farkı kaç kişi biliyor? Görülmenin değerli olanıyla değersiz olanı arasında getiri/ götürü farkı var. Bazen hiç görülmemek çok daha değerli olabilir. Herkesçe görülmekle, popüler olmak arasında ilişki var ama, popülerlik onaylanmak anlamına gelmez.
Vitrinde yaşadığımız kesin ancak vitrin, bildiğimiz vitrin değil, karakter vitrini. Mesela, mütevazılık iletişim getirisi olan bir erdemdir, yeter ki mütevazı olmakla mütevazılığı oynamak arasındaki fark unutulmasın. Yeni İçişleri Bakanı Çiftçi’nin ilk konuşmasında “tevazu ve samimiyet” vurgusu bu açıdan önemliydi.
Siz siz olun hangi işi yaparsanız yapın iletişimin işlevini anlayın. Yeni zamanlarda şu dört temel iletişim hedefi aklınızda dursun; Kendini/kurumunu doğru ifade etmek, aidiyet oluşturmak, kimlik kurmak ve güven inşa etmek.
Daha ne olsun.
Bence
Bir, Cumhurbaşkanı Erdoğan kabinede iki önemli bakanı değiştirdi. Hissiyatım odur ki, kabine değişimi onlarla sınırlı kalmayacak, devam edecek.
İki, yönetmen Wim Wenders, “Sinemayı politikadan uzak tutmalıyız” dedi. Hollywood’un adının “propaganda makinesi” olduğunu bilmiyor olabilir mi? Sinemadan politikayı çıkarırsan geriye pek bir şey kalmaz.
Üç, dizilerin konusu üç öbekte toplanıyor; Aile, akraba fark etmeksizin herkesin herkesten hamile kalmasının doğallaşması, çok eşliliğin normalleşmesi ve çeteleşmeye övgü. Toplumsal değer erozyonundan şikâyet ederken aklımızda dursun.
AKLIMDA KALAN
“Narsist”le “özgüvenli” arasındaki çizgi: Bu iki kavram arasındaki çizgi çok incedir. Geçtiğimiz günlerde ortak bir tanıdığın organizasyonuyla işlevi ve sorumluluğu yüksek bir kurumun yöneticisiyle kahve içtik. Yöneticinin ego şişkinliği, iletişimden yoksun özgüvenine tanık olmak üzücüydü. Çıkışta, ortak tanıdığa “Keşke bu kahveyi hiç içmeseydik” dedim. Harcadığım zamana içim acıdı. İletişimsizlik kurumun kapısından itibaren yüzünüze çarpıyordu. Hem de bu yüzyılda. Çok üzücü.
Sende Yorum yap