Muse’un uzay yolculuğu
Dünyadan umudu kesen Muse’un 30 yıldır devam eden uzay yolculuğu yeni albüm “The Wow! Signal” ile devam ediyor. Uzaylılarla karşılaşmak üzereyiz

Uzay konulu bilim kurgu filmlerinin tarihine baktığımızda birkaç aşama görürüz. H. G. Wells’in 1898 tarihli “Dünyalar Savaşı” adlı eserinde kötü niyetli uzaylılar dünyayı istilaya gelir. Uzaydan hayırlı bir şey gelmeyeceğine inanılan yıllar. 1940’lar ve ‘50’lerin düşük bütçeli öncü Hollywood yapımlarında da benzer temalar vardır. Uzay savaşılması gereken korkunç yaratıkların evidir. Kötücül uzaylılar bizi ele geçirmeye çalışır. 1960’larda soğuk savaşla birlikte uzaya çıkma yarışı başladığında bu durum değişir. İnsanlar uzaya çıkmaya ve başka gezegenleri keşfetmeye çıkarlar. Uzay bize gelmez biz uzaya gideriz. Bu keşifler farklı sonuçlar doğurur. Mesela Kubrick’in 1968 tarihli “2001: Bir Uzay Macerası”nda uzayın derinliklerinde kendi köklerimizi buluruz. Ya da 1979 yapımı Ridley Scott filmi “Alien”daki gibi sonumuzu getirecek olanı. Uzayda keşifler televizyonda da devam eder. “Uzay Yolu” serisi TV yapımı olarak başlamış filmlerle günümüze kadar gelmiştir. Farklı gezegenler, farklı galaksiler, farklı kültürler, farklı biyolojik özelliklere sahip uzay sakinlerinin savaşları ve bir arada yaşama iradesidir temelde olan. Dünyanın durumuna dair pek çok analoji içerir “Uzay Yolu”. Bu bakımdan aslında uzayı değil dünyayı anlatır bir bakıma. “Yıldız Savaşları” farklı bir fantezi âleminin kapılarını açar. Burada da uygarlıklar arası farklar ve benzerlikler, iş birlikleri ve savaşlar vardır.
2004’te yeniden tasarlanan 1979 yapımı “Battlestar Galactica” (bence benzer yapımlar içinde en çarpıcı olanıdır) insanların robotlara karşı verdiği hayatta kalma mücadelesini anlatırken aslında kapalı toplumların psikolojisine / sosyolojisine ve gelecekte din kavramı konularına girer. Uzay macerasında yeni bir kapı açıldığının işaretidir. Günümüzde daha ziyade bu yoldan devam ediyor galiba ciddiye alınabilecek uzay filmleri. Uzaydan gelenler ya da uzaya gidenlerin yaşadıkları daha ziyade psikolojik bir macera üzerinden anlatılıyor. İnsanın uzaya açıldıkça kendine dönmesi ve yaşadığı varoluş krizi. Mars’a yerleşme temalı filmler ya da “Interstellar” gibi bilimi insan psikolojisiyle harmanlayan yapımlar buna popüler örnekler.
Peki Muse bu işin neresinde? Tam ortasında. Daha önce Muse albümleriyle gemilere bindik, uzaya çıktık, galaksiler arasında dolaştık, kara deliklerden geçtik biliyorsunuz (“Black Holes & Revelations”).
“Origin of Symmetry” albümünde NASA’nın tarif ettiği “space dementia” kavramı vardı. Astronotların uzaya çıkıp dünyaya baktıklarında hissettikleri, her şeyin anlamsız olduğuna dair his.
“Absolution”da yıldızlar arası yolculuk yapıyorduk. “The Resistence”da yok ettiğimiz dünyayı geride bırakıp kalan sağlarla uzayın derinliklerine savrulmuştuk.
“The 2nd Law”da evrenin sonu teması vardı.
Ve geldik 2026’da “The Wow! Signal” albümüne. Bu albümün teması, yeni varlıklarla temas. Uzaydaki yalnızlığın sonu.
The Wow! signal adı verilen sinyal, 15 Ağustos 1977’de Ohio’daki Big Ear (büyük kulak) teleskobu tarafından algılanan 72 saniyelik bir kısa dalga mesaj. Bilim insanları bunun uzayın derinliklerinden gelen bir akıllı mesaj olduğuna dair neredeyse hemfikir. Ancak izleyen yıllarda ne devamı geldi ne de bu konuda başka bir somut gelişme ya da kanıt var. Muse işte bu noktada bu mesaj üzerine kuruyor albümü ve şarkılarını.

Kıyametvaribir hava
Müzikalite bakımından üçlünün her zaman olduğu gibi canlı, melodik, dinamik tarzına tanık oluyoruz. Çok bölümlü inişli çıkışlı, dramatik yapısı güçlü parçalar, gitar, klavyelerde ve davulda virtüöziteye varan riff ve sololar, büyük duygusal patlamalar, arenaları coşturmaya müsait giriş çıkışlar. Bu zaten Muse’un genel tarzını özetliyor. Albümde Crouch End Festival Korosu yer alıyor. Kıyametvari bir hava yaratmak için kullanılmış girişte. Londra Metropolitan Orkestrası yaylılarda destek vermiş. Ellie Goulding “Hush” adlı parçanın vokallerinde.
Albüm kapağındaki -bana göre “Prometheus” filmindeki gemiyi andıran ama Kerrang’ın ‘uzay kruvasanı’ diye tarif ettiği- uzay cismi ve kapak tasarımı Ryan Clark ve Kevin Moore imzasını taşıyor.
Matt Bellamy’nin vokallerinde bir yaşlılık alametine hiç rastlamıyoruz. Aynı şekilde Dominic Howard davulda, Chris Wolstenholme basta her zamanki gibi mükemmele yakın bir icracılık sergiliyorlar.
Uzaylılar orada ama henüz karşılaşma gerçekleşmedi. Sanırım bunu da bir sonraki albümde göreceğiz. Artık hazırsanız kemerleri bağlayın, Muse’un uzayını keşfe başlayın.
Sende Yorum yap