Tatilde neden kavruluyoruz?
Doğada hiçbir hayvan tatile çıkmıyor. Hoş, hiçbiri bizim gibi sabah alarmıyla uyanmıyor, trafikte ömrünü tüketmiyor. Toplantıdan toplantıya koşup, akşam da “Bugün çok yoruldum” diyerek saatlerce telefona bakmıyor.
Doğal hâlimizden koptukça yeni ihtiyaçlarımız doğuyor. Sonra bunları karşılamak için bazen hiç de doğamıza uygun olmayan çözümler üretiyoruz. Bunlardan biri de tatil. Daha doğrusu, bugünkü tatil anlayışımız.
Geçen hafta İstanbul’dan birkaç günlüğüne kaçıp Antalya’ya gittim. Niyetim İstanbul’un sıcağından kurtulup Akdeniz’in sularında serinlemekti.
İşte insanın basireti bazen böyle bağlanıyor. Yaptığımın pek de akıl işi olmadığını anlamam uzun sürmedi. İstanbul’un sıcağından kaçmış, kendimi daha sıcak bir şehirde bulmuştum. Öğle saatlerinde dışarı çıkamıyor, akşamı bekliyordum. Serinlemek için denize giriyor, çıkar çıkmaz yine klimaya sığınıyordum.
Kısacası, sıcaktan kaçmak için, sıcağın merkezine gitmiştim.
İstanbul’da bedavaya yapabileceğim şeyi başka bir şehirde para ödeyerek yapıyordum: Sokağa çıkar çıkmaz terliyor, sonra klimalı otel odama koşuyor, buna da dinlenmek diyordum.
Birçok kuş havalar soğuduğunda sıcak bölgelere göç ediyor. Yörükler ve benzeri yarı yerleşik topluluklar da yaz gelince serin yaylalara göçüyorlar. Kuşlar keyiflerinden gitmiyor, Yörükler de tatil yapmak için yaylaya çıkmıyorlar.
Onlar bizim gibi mevsimle inatlaşmıyorlar. Biz inatlaşıyoruz.
Yaz geldi mi sıcak kıyılara gidiyoruz. Kum kızgın, hava bunaltıcıymış, fark etmez. Rezervasyon yapılmış, mayo bavula konmuş, zihnimizdeki tatil fotoğrafı çoktan çekilmiş oluyor.
Sonra gölge arıyoruz.
Bu alışkanlığın doğal olduğunu sanıyoruz. Oysa değil.
Bugün, yazları dolup taşan Fransa’nın Akdeniz kıyısındaki Nice kenti ve çevresi, 19. yüzyılda Kuzey Avrupa’nın soğuk ve karanlık kışlarından kaçan aristokratların kışlık sayfiyesiydi. İnsanlar Akdeniz’e kışı daha ılık geçirmek için gidiyordu.
Akdeniz değişmedi. Ona yüklediğimiz anlam değişti.
Güneşlenmek moda oldu, bronz ten “refah işareti”ne dönüştü. Ücretli izinler yayıldı, ulaşım kolaylaştı, paket turlar ortaya çıktı. Okulların yaz tatiliyle, işyerlerinin izin dönemleri üst üste bindi. Kitle turizmi de tatili üç kelimeye indirdi: Güneş, kum, deniz.
Dinlenme hakkı genişledi ama tatil hayalimiz daraldı.
Milyonlarca insan aynı haftalarda aynı kıyılara yığılıyor. Şehirde kaçtığımız trafik, kalabalık ve yüksek fiyatlar birkaç yüz kilometre ötede yeniden karşımıza çıkıyor. Yalnızca bu kez üzerimizde şort var.
Biz buna kişisel tercih diyoruz. Oysa çalışma düzeni, okul takvimi ve turizm endüstrisi ne zaman dinleneceğimizi, nereye gideceğimizi büyük ölçüde belirliyor. Bedenimiz serinlik ararken, tatil kültürü bizi sıcak kıyılara çağırıyor.
Peki serin yerlere yönelmek neden hâlâ ikinci planda? Çünkü Türkiye’de kırsal, pek çok aile için romantik bir kaçıştan önce, birkaç kuşak geride bırakılmış ağır emeğin ve yoksulluğun hatırası. Türkiye’de şehirleşme, geniş kesimler için köyden kurtuluş hikâyesi olarak yaşandı. Sıcak kıyılar ise modernliğin ve refahın vitrini oldu.
Böyle olunca, serin bir yaylada dinlenmektense, sıcak bir sahilde kavrulmayı bazen daha modern, daha itibarlı, daha “tatil” buluyoruz.
Beden başka söylüyor, statü başka.
Modern toplum önce bizi kendi doğamızdan uzaklaştırıyor. Sonra bu kopuşun yarattığı yorgunluğu gidermek için bize yeni ürünler satıyor. Yıl boyunca kapalı mekânlarda çalışıyor, tatilde güneşin altında uzanmayı özgürlük sanıyor, fazla ısınınca yine klimaya kaçıyoruz.
Çember tamamlanıyor. Geriye kredi kartı ekstresi kalıyor.
Elbette tatile ihtiyacımız var. Dinlenmek lüks değil, zorunluluk. Ama bunun için mevsimle kavga etmek zorunda değiliz. Kışın ılık kıyılara, yazın serin yerlere gitmek doğamıza daha uygun değil mi?
Antalya’da bunları düşünürken klimayı kapattım mı?
Elbette hayır.
Bu kadar laf ettim diye sıcak çarpması geçirecek değildim.
Dönüş yolunda kendime söz verdim: Seneye bu güzelim kente başka bir mevsimde geleceğim.
Gerçi insan beşer, şaşar; erken rezervasyon indirimi görünce aynı hatayı yeniden yapar.
Categories: Tatilde neden kavruluyoruz?
Sende Yorum yap