Uzun yaşamın sırrı proteinde saklı olabilir mi?
Yayımlanan yeni bir çalışma uzun yaşam için yalnızca toplam protein miktarına odaklanmak yerine proteinin aminoasit içeriğinin de önemli olabileceğini düşündürüyor. Araştırmalarda dikkat çeken bir aminoasit ise: Metiyonin
Uzun ve sağlıklı bir yaşam söz konusu olduğunda akla genellikle daha az yemek, kalori kısıtlamak ve ideal kiloyu korumak geliyor. Ancak bilim dünyası son yıllarda farklı bir sorunun peşinde. Ne kadar yediğiniz kadar, ne yediğiniz ve özellikle proteininizi hangi kaynaklardan aldığınız da yaşlanma sürecini etkiliyor olabilir mi?
Geçtiğimiz günlerde Cell Metabolism dergisinde yayımlanan çok yeni bir çalışma tam da bu soruya dikkat çekiyor. Sonuçlar uzun yaşam için yalnızca toplam protein miktarına odaklanmak yerine proteinin aminoasit içeriğinin de önemli olabileceğini düşündürüyor. Son yıllarda sağlıklı yaşlanma araştırmalarında giderek daha fazla dikkat çeken bir aminoasit ise özellikle öne çıkıyor: Metiyonin.

AKDENİZ DİYETİ ROL MODEL
Araştırmacıların üzerinde çalıştığı uzun yaşam diyeti, aslında oldukça tanıdık bir beslenme modelinden ilham almış: Akdeniz diyeti. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, kurubaklagiller ve diğer bitkisel besinlerin ağırlıkta olduğu; hayvansal protein kaynaklarının daha sınırlı tutulduğu ve balığa yer verilen bir beslenme modeli. Araştırmacılar bu modeli özellikle uzun yaşamla ilişkilendirilen geleneksel Güney İtalya ve Okinawa beslenme alışkanlıklarından yola çıkarak oluşturuyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bitkisel ağırlıklı beslenme modelleri bazı esansiyel aminoasitleri hayvansal proteinlerden daha düşük miktarlarda sağlayabiliyor. Araştırmacılar da bu nedenle daha düşük proteinli, bitkisel ağırlıklı beslenme modelini yeterli düzeyde metiyonin sağlayacak şekilde düzenliyor.

NEDEN METİYONİN?
Metiyonin vücudumuz için gerekli olan esansiyel bir aminoasit. Yani vücudumuz onu kendi başına üretemiyor ve besinlerle almamız gerekiyor. Et, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal protein kaynaklarında daha yüksek miktarlarda bulunurken, bitkisel ağırlıklı beslenme modellerinde alımı genellikle daha düşük oluyor. İlginç olan ise metiyoninin son yıllarda uzun yaşam araştırmalarının önemli başlıklarından biri hâline gelmesi. Bazı çalışmalar, metiyonin alımının kontrollü şekilde kısıtlanmasının özellikle hayvan modellerinde metabolik sağlığı iyileştirebildiğini ve yaşam süresinin uzamasıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu çalışmada ise araştırmacılar, bitki bazlı uzun yaşam diyetinde metiyoninin gereğinden fazla düşmesini önlemek amacıyla diyete kontrollü miktarda metiyonin ekliyor. Çünkü amaç metiyonini mümkün olduğunca azaltmak değil, düşük fakat yeterli bir düzeyde tutmak.
Araştırmanın dikkat çektiği nokta da tam olarak bu denge. Metiyoninin gereğinden fazla kısıtlanması kırılganlığı artırabilirken, yüksek miktarda alınması da uzun yaşam diyetiyle görülen metabolik avantajları azaltabiliyor. Dolayısıyla çalışma, “Metiyonin iyi mi kötü mü?” sorusundan çok metiyoninin miktarının ve içinde bulunduğu genel beslenme modelinin önemli olabileceğine işaret ediyor.

METABOLİK SİNYALLER DE DEĞİŞİYOR
Araştırmacılar yalnızca katılımcıların kilosuna veya vücut yağ oranına bakmamış. Metabolik sağlık ve yaşlanmayla ilişkili hormonal sinyaller de incelenmiş. Uzun yaşam diyeti uygulananlarda GLP-1 ve FGF21 gibi metabolizma, enerji dengesi ve yaşlanma süreçleriyle ilişkili sinyal moleküllerinde olumlu değişiklikler gözleniyor. Biliyorsunuz özellikle GLP-1 son yıllarda iştah ve kilo yönetimi üzerindeki etkileri nedeniyle oldukça tanıdık bir hormon hâline geldi. Ancak GLP-1’in fizyolojik rolü yalnızca iştah kontrolüyle sınırlı değil glikoz metabolizması ve enerji dengesinin düzenlenmesinde de görev alıyor.

BİTKİSEL PROTEİNLERİ BİRLEŞTİRMEK NEDEN ÖNEMLİ?
Bitkisel ağırlıklı beslenmek, proteinden veya esansiyel aminoasitlerden yetersiz beslenmek anlamına gelmiyor. Burada önemli olan çeşitlilik. Çünkü bazı bitkisel protein kaynakları belirli esansiyel aminoasitlerden daha düşük miktarda olabilirken, başka bir besin bu açığı tamamlayabiliyor. Geleneksel mutfağımızdaki kuru fasulye-pilav ikilisi bunun en güzel örneklerinden biri. Kurubaklagiller lizin açısından zenginken metiyonin açısından görece sınırlıdır; tahıllar ise lizin açısından daha sınırlı olup metiyonini daha fazla sağlar. İkisini bir araya getirdiğinizde aminoasit profilleri birbirini tamamlar ve daha dengeli bir protein örüntüsü ortaya çıkar. Üstelik bu tamamlayıcı proteinleri mutlaka aynı öğünde tüketmek de gerekmiyor; gün içinde farklı bitkisel protein kaynaklarına yer vermek yeterli olabilir. Dolayısıyla bitkisel ağırlıklı bir uzun yaşam modelinde mesele yalnızca hayvansal proteini azaltmak değil, bitkisel protein kaynaklarını çeşitlendirmek ve doğru kombinasyonlarla beslenmenin aminoasit kalitesini desteklemek. Mercimek ile bulgur, humus ile tam tahıllı ekmek, bezelye ile pirinç gibi kombinasyonlar da farklı bitkisel protein kaynaklarının esansiyel aminoasit profillerini birbirini tamamlayacak şekilde bir araya getirmenin güzel örnekleri.

TABAĞIN MERKEZİNDE BİTKİSEL BESİNLER
Belki de uzun yaşam diyeti ifadesindeki en önemli kelime aslında uzun yaşam değil, sağlıklı yaşam süresi. Bilim dünyasında ‘healthspan’ olarak adlandırılan bu kavram, yalnızca kaç yıl yaşadığımızı değil, bu yılların ne kadarını hastalık ve fiziksel kırılganlıktan uzak geçirdiğimizi ifade ediyor. Yeni araştırmada da öne çıkan sonuçlardan biri tam olarak bu: Daha düşük vücut yağı, daha az kırılganlık ve daha uzun süre korunabilen metabolik sağlık.
Mevcut verilerin verdiği mesaj oldukça tanıdık: Uzun ve sağlıklı bir yaşam için tabağın merkezine bitkisel besinleri yerleştirmek, proteini yalnızca miktarıyla değil kaynağıyla da değerlendirmek ve Akdeniz tipi beslenme modeline yaklaşmak güçlü bir strateji olmaya devam ediyor.
Sende Yorum yap