Güngör Uras’tan bizlere kalan...
Bazı insanlar vardır; aradan yıllar geçse de yoklukları bir eksiklik olarak kalır. Güngör Uras da onlardan biri. 19 Ağustos 2018’de kaybettiğimiz Uras’ın ardından sekiz yıl geçti. Fakat onun yazılarını bugün yeniden okuduğumuzda yalnızca geçmişten söz eden bir gazetecinin metinleriyle karşılaşmıyoruz. Türkiye ekonomisinin temel meselelerinin onun yıllar önce işaret ettiği sorular etrafında hâlâ dönüp durduğunu görüyoruz.

Uras’ın en büyük özelliği, ekonomiyi yalnızca ekonomistlere bırakmamasıydı. Rakamların, grafiklerin ve teknik kavramların arasından insanı, Ayşe Teyze’yi ve Ali Rıza Bey Amca’yı çekip çıkarırdı. Enflasyonu pazardaki fiyatlardan, büyümeyi fabrikadaki üretimden, sanayileşmeyi işçinin emeğinden, ekonomiyi ise mutfaktaki tencereden anlatırdı. Böylece ekonomi uzak ve soğuk bir uzmanlık alanı olmaktan çıkar, herkesin hayatına değen bir meseleye dönüşürdü.
Bunu yaparken akademik birikiminden hiç vazgeçmezdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmış, TÜSİAD’ın ilk genel sekreteri olmuş, özel sektörde yöneticilik yapmış, üniversitede ders vermişti. Ama bütün bu unvanların önüne hiçbir zaman kendisini koymadı. Bilginin değerini, onu başkalarının anlayabileceği bir dile çevirebildiği ölçüde önemserdi.
Belki de bu nedenle Uras’ı yalnızca “ekonomi yazarı” diye tanımlamak eksik kalır. O aynı zamanda çok iyi bir gözlemci, meraklı bir gezgin, güçlü bir gazeteci ve hayatı seven bir aydındı. Anadolu’ya yaptığı geziler bunun en güzel örneklerinden biriydi. Bir şehre gittiğinde toplantıyla yetinmez, sokağa çıkardı. Fabrika, atölye, dükkân ve pazar yeri onun için başlı başına bir ekonomi okuluydu. Çalışanlarla konuşur, ayrıntıları sorar, notlar alırdı. Sonra bütün bu gözlemler sade ama derinlikli yazılara dönüşürdü.
Meselesi hep memleketti...
Yazının sonunda da yüzümüzde bir tebessüm bırakır, ardından asıl soruyu önümüze koyardı: “Peki, şimdi ne yapacağız?”
Onun farkı biraz da buradaydı. Bakmakla görmek arasındaki mesafeyi kapatırdı. Verinin arkasındaki hayatı görürdü. Bir pazara bakarken fiyatların arkasındaki üreticiyi, maliyeti, emeği ve tüketiciyi; bir fabrikaya bakarken büyümeyi, istihdamı, ihracatı ve teknolojik geleceği düşünürdü. Bir sebzenin hikâyesinden tarıma, şehirleşmeye ve değişen tüketim alışkanlıklarına uzanabilirdi.
Üstelik bütün bunları ciddi görünmeye çalışmadan anlatırdı. Mizahı ustalıkla kullanır, sıradan görünen bir ayrıntıdan memleket meselesi çıkarırdı. Ayşe Teyze ve Ali Rıza Bey Amca’yı konuşturarak ekonomiyi evin içine sokması bundandı. Çengelköy hıyarından enginara, dolardan küresel krize kadar her konu onun kaleminde keyifli ve öğretici bir makaleye dönüşebilirdi.
Fakat o mizahın altında her daim ciddi bir memleket meselesi vardı. Güngör Uras, Türkiye’nin kalıcı biçimde zenginleşmesinin yolunu üretimde ve sanayileşmede görüyordu. Daha fazla yatırım, yüksek verimlilik, teknolojiye dayalı üretim, güçlü sanayi, ihracat ve istihdam onun yazılarında tekrar tekrar karşımıza çıkan başlıklardı.
Bugün dönüp baktığımızda bu ısrarın ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çünkü onun derdi yalnızca ekonomik büyüme oranını yükseltmek değildi. Nasıl bir ekonomi istediğimizi soruyordu. Üreten, çalışanına iş sağlayan, teknoloji geliştiren, dünyayla rekabet edebilen ve vatandaşına refah sunan bir ekonomi istiyordu. Kur, faiz ve kriz gibi gündemin değişen başlıklarının altında daha büyük sorulara cevap arıyordu. Ne üretiyoruz? Nasıl üretiyoruz? İnsanımıza nasıl bir iş ve gelecek sunuyoruz? Teknolojide ne kadar ilerliyoruz?
Umudunu hiç kaybetmezdi
Güngör Uras uyarırken bile umudu kaybettirmezdi. Krizleri anlatırken Türkiye’nin daha önce de zor dönemlerden geçtiğini hatırlatırdı. Ona göre asıl mesele, denizin nasıl olacağını bilmekten çok teknenin sağlam olmasıydı. Bu, ekonomi için olduğu kadar hayat için de geçerli bir öğüttü.
Yaptığı yalnızca ekonomi yazmak değildi. Okuruna düşünmeyi, soru sormayı, ayrıntıya bakmayı ve gördüğünün arkasındaki gerçeği aramayı öğretiyordu.
Bir de nezaketi vardı. Bilgisi arttıkça büyüyen egolardan değildi. Sahip olduğu birikimi paylaşırken son derece mütevazıydı. Bilgiliydi ama bilgiç değildi. Eleştireldi ama kırıcı değildi. Ciddi meseleleri anlatırken okuru sıkmıyor, gerektiğinde kendisiyle bile dalga geçebiliyordu. Kısacası, onun yazılarında yalnızca ekonomi bilgisi değil, bir insan sıcaklığı da bulunurdu.
On binlerce satıra yayılan yazılarının ardından geriye yalnızca büyük bir külliyat kalmadı. Bir yazı ahlakı, bir gazetecilik anlayışı ve bir düşünme biçimi kaldı. Bugün onun yazılarını okurken bir köşe yazarının eksikliğinden fazlasını hissediyoruz. Bir bakış açısının eksikliğini hissediyoruz.
Güngör Uras’ı özlemle, sevgiyle ve saygıyla anıyoruz.
Sende Yorum yap