Komşuları kaçırıp yıllarca istismar etti! Bir kovboy kurtardı, küllerinden doğru: Işığa koştum...

Derleyen: Betül Topaklı / Milliyet.com.tr -Antonio Salazar-Hobson, Meksikalı-Amerikalı ailenin 14 çocuğundan 11'incisi olarak dünyaya geldi. Annesi Petra ve babası Jesús, Arizona'nın Phoenix şehrinde mevsimlik tarım işçisi olarak çalışıyordu. Antonio, aile içi şiddetin dibine kadar yaşandığı bir evde, üç yaşına kadar konuşmasa da evin neşe kaynağıydı. İri cüsseli, genellikle sarhoş ve öfkeli olan baba, haftada beş altı gece eşi Petra’yı döverdi. Antonio’nun bu durumdan etkilenmesini istemeyen Petra, düşünceli ama sessiz oğluna ekstra özen gösterirdi. Anne oğul birbirine çok düşkündü. Yaşadığı zorluklara rağmen annesi ona sevildiğini hissettirmişti. Aile evde sadece İspanyolca konuşuyordu ve üç yaşında konuşan Antonio’nun ilk kelimelerini bu dilde söylemesi annesini çok sevindirdi. Küçük çocuğun anne ve babası, evlerini geçindirebilmek için meyve bahçelerinde ve pamuk tarlalarında çok az ücret karşılığında uzun saatler çalışıyordu. Çalıştığı yerdeki işçilerin çoğu da Chicano yani Meksika kökenli Amerikalılardı. Travmatik de olsa bir arada yaşamaya çalışan ailenin hayatını değiştirecek, Antonio’nun hayatını mahvedecek gelişme ise beyaz ve iki dil bilen bir çift olan Sarah ve John Hobson’ın mahallelerine taşınmasıyla yaşandı.

YAŞADIKLARINI KİMSEYE ANLATMADI
İlk tacizden sonra nutku tutulan Antonio, yaşadığı iğrenç durumu ne ailesine ne de başka birine anlatabildi. Tek hissettiği şey, büyük bir utanç ve suçluluktu. Sonunda ailesi Antonio'nun kilo verdiğini ve ters giden bir durum olduğunu anladı. Takvimler 1960 yılının Ocak ayını gösterdiğinde küçük çocuklarını çiftin evine göndermemeye ve tüm aileye de Hobson'ların Antonio'ya yaklaşmasına izin vermemelerini söyledi. Ancak ailenin aldığı bu önlem çocuklarını çiften korumaya yetmeyecekti. Bir ay sonra Hobson'lar Antonio'nun hayatına geri döndü. Salazar’lar çalışmaya gittiğinde Antonio altı kardeşiyle birlikte evde kalıyordu. Onlardan da 9 yaşındaki Rudy sorumluydu. Anne babanın işe gittiği bir gün Hobson'lar dışarıdan seslenip, çocuklara dondurma almak istediklerini ama Antonio'nun da onlarla gelmesi gerektiğini söylediler. Çifti gören Antonio, hemen saklandı ama çocuklardan biri daha iyi görebilmek için kapıyı hafifçe aralayınca çift, küçük çocuğu yakalayıp kaçırdı.

KÂBUS DOLU GÜNLER YAŞADI
Çift, daha dört yaşında dört aylık olan küçük çocuğu, o gece California'ya götürdü. Onu, evinden yaklaşık 500 kilometre uzakta, ıssız bir portakal bahçesinde yaşamaya mahkûm ettiler. Artık cinsel istismar, şiddet ve sömürünün hüküm sürdüğü kâbus gibi bir ortamdaydı. Hayatının geri kalanını sonsuz korku, acı ve yalnızlık döngüsü içinde geçiriyordu. Yaşadığı içler acısı bu durum onu bir kez daha susturdu. Ne yapacağını ve ailesine nasıl ulaşacağını bilmiyordu. Yalnız ve sessiz kalan çocuk, ailesiyle bağlantısını sürdürmek için bir ritüel yaptı. 15 tuğla buldu. Bunların 13'ü kardeşleri, ikisi de anne ve babası içindi. Sonra her sabah onları sevdiğini, özlediğini söyleyerek, geri döneceğime söz verdi. Yaptığı bu durum, Antonio’ya hayatta kalmak için gereken duygusal istikrarı sağladı.
EVLATLIK OLARAK OKULA KAYDETTİRDİLER
Aradan geçen iki buçuk yılın ardından Antonio’ya bulunduğu yere yakın ve çoğunluğu Latin kökenli işçilerden oluşan bir tavuk çiftliği keşfetti. Onlar da Antonio'nun ana dili olan İspanyolca konuşuyorlardı. Küçük çocuk tüm yazı onlarla geçirdi ve kadınlar onun Meksikalı olduğunu öğrenince, her gün ona kahvaltı ve öğle yemeği hazırladı. Antonio, o günleri, "Kaçırıldığımdan beri kimse bana bu kadar iyi davranmamıştı. Bana kim olduğumu hatırlattı. Ben Chicano'ydum ve bunlar da benim halkımdı" diye anlattı. Kaçırılmanın üzerinden neredeyse üç yıl geçtikten sonra, Hobsonlar Antonio'yu "Tony S. Hobson" adıyla evlatlık oğulları olarak okula kaydettirdi. Çünkü çocuğu okula yazdırmazlarsa ihbar edileceklerinden korkuyorlardı.

İŞÇİ HAKLARI AVUKATI OLDU
İki yıl sonra yani 15 yaşındayken ve lise masraflarını karşılamak için asgari ücretle çalışırken aynı zamanda yerel sendika ofisinde gönüllü olarak görev yapıyordu. Ünlü göçmen hakları savunucusu Cesar Chavez ile tesadüfen karşılaştı ve bu karşılaşma hayatının seyrini tamamen değiştirdi. Chavez, “Antonio’ya eğitimini tamamlamasını ve sonra geri kendisiyle birlikte işçi hakları avukatı olarak çalışmasını, sistem tarafından istismar edilen ve sömürülen göçmen işçiler için adalet mücadelesi vermesini söyledi. Antonio’nun tek hayali, ailesini bulmaktı. Artık buna yenisi de eklenmişti. California Üniversitesi'nden tam burs kazanan Antonio, okuldan mezun olur olmaz Hobson ailesi onu evden kovdu. Bu durum derin özgürlük duygusunu doyasıya yaşamasını sağladı. Artık ona asla zarar veremeyeceklerdi. Antonio, Cesar Chavez'e verdiği sözü tuttu ve başarılı bir işçi hakları avukatı oldu. Tarım işçileri ve ötekileştirilmiş topluluklar için tek bir dava bile kaybetmeden mücadele etti.
AİLESİNE KAVUŞTU
Sonrasında Katherine ile mutlu bir yuva kuran Antonio, onun desteğiyle terapiye başladı ve ailesinin bulması için bir dedektif tuttu. Antonio, ailesinin onu "çok Amerikalılaşmış" görüp reddetmesinden korkuyordu ancak kardeşi Ramón onunla temas kurmak istedi ve buluştular. Antonio'nun kardeşine ilk sorusu "Annem hayatta mı?" oldu. Hayattaydı. Tüm aile bir araya geldi. Antonio, sanki yeniden çocuk olmuş gibiydi ama kardeşleri ise daha içine kapanıktı. Ortadan kaybolmasının travmasından derinden etkilenmişlerdi. Çünkü babası, Antonio'nun kaçırıldığı gün sorumluluğu üstlenen ve o sırada dokuz yaşında olan oğlu Rudy'yi ve eşi Petra'yı suçlamıştı. Petra'yı evden kovmuş ve Rudy'yi kötü gördüğü bir yatılı okula göndermişti. Yani Antonio'nun gidişiyle aile de parçalanmıştı. Antonio iki yılını annesiyle birlikte yemek yaparak ve kendi hikayesinin yumuşatılmış bir versiyonunu paylaşarak geçirdi. Sonrasında önce babası sonra da annesi tarım ilacı kaynaklı bir hastalıktan öldü. Ancak Antonio'nun annesini onurlandıracak kadar zamanı olmuştu.

‘IŞIĞA DOĞRU KOŞTUM’
Antonio ve Katherine'in iki çocuğu vardı ve çocuklar yeterince büyüdüklerinde Antonio onlara her şeyi anlattı. Sonrasında kamuoyu önünde konuşmaya ve istismara ve insan ticaretine maruz kalanların hakları için kampanya yürütmeye başladı. Antonio, şu anda son derece başarılı bir avukat ve kariyerini güçlü şirketlerle mücadele etmeye, genellikle yoksul ve dışlanmış işçiler için daha iyi ücret ve çalışma koşulları talep etmeye adadı. Bugüne kadar hiçbir davayı kaybetmedi. Ancak o, kazanmaya başlamadan önce her şeyini kaybetmek zorunda kalmıştı. Antonio'nun gençlik yılları travmatik, yalnız ve sessiz geçmişti ama mücadelesinin merkezinde, ona iyiliği öğreten Petra; ona bir amaç veren César Chávez ve cehennemden geçmiş ve verdiği sözü asla bozmamaya kararlı birinin tutkusuyla savunduğu topluluklar yer alıyor. Yaşadıkları karşısında iki seçeneği olduğunu söyleyen Antonio, “Ya başınıza gelenler yüzünden seri katil olursunuz ya da nazik olmayı öğrenirsiniz. Annem bana nazik olmayı öğretti. Işığa doğru koştum. O ilk sevgi olmasaydı, çok farklı bir insan olurdum" diyor.
Categories: Komşuları kaçırıp yıllarca istismar etti! Bir kovboy kurtardı, küllerinden doğru: Işığa koştum...
Sende Yorum yap