‘Palto’yu çıkar, eşofmanı giy
Dostoyevski, “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” der. Tek cümleyle çok şey anlatır, okuyan bilir. Televizyonun karşısındaki koltuğa büzülmüş, Maduro’nun yatak odasından tereyağından kıl çekercesine “paketlenip” alınışını izlerken, üzerindeki marka eşofman aklıma düşürdü, Dostoyevski’nin sözünü.
Öykünün kahramanı eski paltosu içinde hayatını sürdürürken adeta silik, görünmez bir adamdır. Kimsenin dikkatini çekmez. Ne zaman ki borç harç yeni bir palto alır, dikkat çekmeye başlar vs. Çok göndermeleri olan, eskimeyen öyküdür “Palto.”
Maduro’nun Caracas’tan New York’a kadar her anını, dron kameralarla izledik. Dünya her açıdan Maduro’yu görürken, yüzü kapatılmış olduğundan sadece onun bir şey görmemesi ironikti. Ayaklarının zincirlenmesi ise güvenlik değil, “Pentagon performans sanatları”nca hazırlanmış bir kostüm meselesiydi.
Bu gösterinin neden yapıldığını, iki cümle kurabilecek herkes tahmin edebilirdi. O nedenle ben, olaydan çok Maduro’nun marka eşofmanı ve eşinin tedirgin bakışlarına odaklanmıştım. Çarpıcı, iç daraltıcıydı. Kanal D’deki “Beyaz’la Joker”e geçtim.
Tam gülmeye başlamışken, telefonuma düşen mesajla, bir lisansüstü metinde, adımın ve kitabımın geçtiğini gördüm. Ve fakat sorun şu ki, ben o başlıkta bir kitap yazmamıştım. Yapay zekâ şirketlerinin, telif cezaları nedeniyle gerçeği yamultmasının bilime verdiği zarar, YÖK’ün görev sıralamasında eğitimin üç yıla indirilmesinden daha öncelikli bir iş olmalıydı. Canım sıkıldı. “Beyaz’la Joker”i bitirip, “Trump’la Joker”e geçtim.
Zincire vurulmuş Maduro’nun giydiği marka eşofman çok satarsa şaşırmam dedim. Öyle de olmuş. Duygulanım ekonomisi. 2000’lerden sonra önem kazanan, bizde yeterince üzerinde durulmayan bir kavram var: “Duygulanım toplumları.”
Dijital ortam, duyguların sürekli dolaşımda olduğu, izleyenlerin kendi ihtiyaçlarına göre o duygularla etkileşime girdiği (alışveriş düzeni) bir tür “duygu pazarı” ortamı sunuyor. ABD bir operasyon yapacaksa, o bölgeye Amerikan ordusundan önce medyasının girdiğini biliyorduk, şimdi en önce tekno-milyarderler giriyor.
ABD operasyonla, dünyaya güç algısı, korku duygusu yayarken, algoritmalar üzerinden dolaşan duygulardan herkes kendi payına düşeni alıyor. Maduro’nun mücadelesi, eşofman markası kadar ilgi çekmiyor artık.
Kıssadan hisse: Ortam korku ve tehdit kokuyorsa, verilecek tepkinin frekansı düşük, sakin, soğukkanlı ama uyanık olmalı.
İletişim notları
Bir, parti değiştiren milletvekillerine kızmak anlamsız. Bir siyasi parti “dava”sına yaslanmaz, o davaya adananları vekil listesine koymazsa, sonuç budur. Ne derler, elle gelen yelle gider. Vekile değil, onu vekil yapan sürece bakmalı.
İki, Mansur Yavaş’ın Ankara’nın sorunlarını yönetip yönetmemesi bir yana, iletişimini yönetemediği çok açık. Su krizini bile ellerine yüzlerine bulaştırdılar.
Üç, bir öğretmen, öğrencileri kendi evine temizliğe götürmüş. Soruşturma açılmış. Tamam da sorun şu, yaptığının suç olduğunu ya da gizli kalabileceğini düşünen bir bilinç düzeyindeki kişinin nasıl öğretmenlik yapabildiği.
Dört, Beyazıt Öztürk’ün ekranlara dönmesi önemlidir. Beyaz’ın Kanal D’deki programı, ekran içeriklerinde ihtiyaç duyulan yeni bir sayfayı açacak. Annesi üzerinden aile vurgusu, türkü sevdası, incelikli esprileri ve mütevazılığıyla sayısı azalmış bir rol model Beyaz. “Z kuşağı”nın da vazgeçilmezi olması yakındır.
Beş, Cem Yılmaz’ın “38 yaşında biriyle çıkınca; ‘Çıtır buldu’ diyorlar. 38, ölmek üzere!” sözleriyle uğradığı sosyal medya linçine, çok nedenle itirazım var. Komedyen abartıdan beslenen kişidir. İfadeyi seksist bulanların bakış açıları çok dar. Özgüven sorunları var. Yılmaz’ın esprinin ardındaki medya ve sistem eleştirisini göremeyecek kadar sığ düşünüyorlar. O kadar kasmaya gerek yok ki.
AKLIMDA KALAN
Grönland’ın durumu: Grönland’ın ABD’ye verilmesi tartışmalarını izlerken gülmekten ölüyorum. Durum, hiçbirimizin Mars’a gidemeyecek olmasına rağmen, sürekli “Mars’ta hayat var mı” haberi yapışımıza benziyor. Grönland’ın soğukta kalmaya alışık halkının ruh hali hakkında ahkâm kesiyoruz. Onların Danimarka’ya bağlı kalmışlar, ABD’ye eyalet olmuşlar, bizim kadar umursadıklarını sanmıyorum. Grönland yerine KKTC’ye odaklanmak şart.
Sende Yorum yap