Modanın “kirli” yüzü

Çok istememe rağmen açılışına gidemediğim bir sergiyi, sonunda görebildim. Londra Barbican Art Gallery’de düzenlenen “Dirty Looks: Desire and Decay in Fashion”, modanın steril vitrinlerden ve parıltılı podyumlardan ibaret olmadığını, aksine çamurla, terle, çürümeyle ve zamanla kurduğu derin ilişkiyi gözler önüne seriyor. Sergiden çıktığınızda aklınızda kalan şey ne kadar güzelden çok, ne kadar gerçek oluyor.
Serginin çıkış noktası ilginç, Hüseyin Çağlayan’ın 1993’te Central Saint Martins’te hazırladığı bitirme projesi “The Tangent Flows”. Çağlayan, ipek elbiseleri Londra’da bir arkadaşının bahçesine gömüp aylar sonra çıkardığında, aslında modanın zaman, doğa ve çürümeyle ilişkisini sorguluyordu. Paslanan metal, toprağın lekesi, kumaşın sertleşen lifleri kontrol edilebilir değildi ama ortaya çıkan şey etkileyiciydi. Sergide Çağlayan’ın bu erken dönem çalışmalarına geniş yer verilmesi, Dirty Looks’un trendler yerine düşünceye değer verdiğini de açıkça gösteriyor.
Mesele kirli olmak değil
Sergi, antropolog Mary Douglas’ın “Kir, yanlış yerde duran maddedir” tanımını merkezine alıyor. Yani mesele kirli olmak değil, kirliliğin bağlamı. Vivienne Westwood ve Malcolm McLaren’ın 1983 tarihli “Nostalgia of Mud” koleksiyonu, Thatcher dönemi İngiltere’sinde hem pastoral bir kaçış hem de tüketim toplumuna karşı bir başkaldırı olarak karşımıza çıkıyor. Çamurlu renk paleti, aşınmış dokular ve köylü silüetleri, burjuva estetiğine bilinçli bir meydan okuma.
Alt galerilere inildiğinde “kir” daha da somutlaşıyor. Solitude Studios kumaşlarını bataklıklarda çürütüyor, mikroorganizmalar tasarım sürecinin bir parçası haline geliyor. Alice Potts ise insan terini kristalleştirerek elbiselere uyguluyor. Sergide yer alan Madame Gres korsajının üzerinde parlayan ter kristalleri, bedenle giysi arasındaki utancı sorgulayan bir müdahale. Moda burada süslenmekten çok ifşa etmeye başlıyor.

Politik ve etik bir duruş
Alexander McQueen’in “Highland Rape” koleksiyonundan çamura bulanmış, yırtık danteller, Miguel Adrover’in Nil Nehri’nden aldığı kum ve suyla lekelenmiş pamuk elbiseleri, Issey Miyake’nin çamurla yapılan geleneksel boyama teknikleri gibi işler, “kir”in estetik bir seçim olmasının ötesinde, politik ve etik bir duruş olduğunu hatırlatıyor. Özellikle genç tasarımcılar için bu, aşırı üretim ve atıkla dolu bir endüstride bir alternatif.
Serginin sonunda Kate Moss’un Glastonbury’de giydiği çamurlu Hunter çizmelerle, Kraliçe II. Elizabeth’in parlak siyah yağmur çizmelerinin yan yana durması tesadüf değil. Toprakla temas etme arzusu sınıfsız, evrensel ve zamansız. “Dirty Looks”, modanın bu ortak noktadan yeniden filizlenebileceğini anlatıyor.
Giriş ücreti bütçenize göre
“Dirty Looks: Desire and Decay in Fashion” sergisi, her perşembe 17.00-20.00 ve cuma 10.00-12.00 saatlerinde ‘Pay What You Can’ (Bütçene Göre Öde) sistemiyle gezilebiliyor. İsterseniz sembolik bir ücret ödeyebiliyor isterseniz 20 pound vererek Barbican’ın Görsel Sanatlar programını destekleyebiliyorsunuz. Bu uygulama keşke bütün müzelerde olsa. Sergi, 25 Ocak’a kadar Barbican Art Gallery’de devam ediyor.
Hangi markalar yer alıyor?
Hussein Chalayan, Alexander McQueen, Vivienne Westwood, Malcolm McLaren, Maison Margiela, Issey Miyake, Miguel Adrover, Comme des Garçons, Helmut Lang, Rick Owens, Jean Paul Gaultier, JW Anderson, Balenciaga, Dilara Fındıkoğlu, Marine Serre, Paolo Carzana, Yuima Nakazato, Alice Potts, Solitude Studios, Ahluwalia, Elena Velez, IAMISIGO, VIN+OMI, Yohji Yamamoto, Viktor&Rolf, Zandra Rhodes.
Sende Yorum yap