s

Mahalle dizilerimizi geri versinler

İzlediğim ilk tv dizisi hangisi diye hafızamı yokladığımda “Küçük Ev”le karşılaştım. ‘70’lerin sonunda TRT’de ekrana gelen, 19. YY’da geçen bu diziye bayılırdım. Büyüdüğünde yazar olacak Laura Ingalls’ın gözünden ailesinin hikâyesinin anlatıldığı dizide o aile sıcağı, birbirini çok seven anne baba, çocuklarının üstüne titreyişleri bana çok iyi gelirdi. Bir dizinin içinde kendini evinde hissetmekti bu. “Küçük Ev”le başlayan dizi izleyiciliğim bugüne dek sürdü. Bir yüzyılın son çeyreğinde doğup, bir diğer yüzyılda yaşamaya devam ederken, sayısını bilemeyeceğim kadar çok dizi izledim. Türlü çeşit. Türk dizileri akşamlarımın vazgeçilmez rutini. Kafamı boşaltıp, uykuya geçişimi kolaylaştıran.

Yılbaşı nedeniyle son bir hafta diziler tatile çıkınca o tanıdık ayrılık anksiyetesini yaşadım. Bir kez daha hayatımdaki önemlerini teslim ettikten sonra ansızın gelen bir nostaljiye kapıldım. Nerede o eski diziler? Mahallelerde geçen, sevginin, saygının, manevi değerlerin işlendiği, ağırlık yapmayan, insanın omuzlarından şal gibi kayan, soğuk kış gecelerinde üstünü battaniye gibi örten…

İlk aklıma gelen “Bizimkiler” oldu. Bir apartmanda yaşanan hikâyeleri, apartman sakinlerinin hayatlarını anlatan. Ne güzel bir apartmandı o. Sabri Bey, kapıcı Cafer, çaycı Abbas, tahta kafa Raşit... Hepsi bizim mahalleden komşularımız gibiydi.

“İkinci Bahar”daki Gaziantepli kebap ustası Ali Haydar ile Hanım’ın restoranına konuk olurduk her hafta. Sıcacık hikâyelerle akan dizide hayat mücadelesi veren bir kadının hayatta ve aşkta ikinci baharını yaşayışı ne çok kişiye ilham olmuştur kimbilir.

Daha eskilerden “Kaynanalar” geldi aklıma. Çok eğlenirdim bu dizide. Anadolu’dan İstanbul’a göç eden zengin tüccar Nuri Kantar ve karısı Nuriye Kantar’ın, farklı bir sınıftan olan dünürleri Tijen ve Timur ile atışmaları, yaşadıkları çatışmada bile hissedilen sevgi. Aile bağlarını oya gibi işlerdi “Kaynanalar”. Döndü seni nasıl unuturuz?

Peki ya “Ferhunde Hanım ve Kızları”? Ferhunde Hanım’ın birbirinden değişik kızları ve damatları. Aralarında geçen candan diyaloglar. Bize çok benzeyen bir yakın akrabanın aile ilişkilerini izler gibi izlerdik. Suzi’nin kahve sohbetleri, hayırsız kocası yüzünden sürekli hastanelik olan deli Nermin, Nevzat’ın mahcup nişanlı hâlleri…

“Şaşıfelek Çıkmazı”nın kavgalı olduğu baba evine kızı Sinem’le birlikte dönen İnci’si, komşuluklar, birlikte zeytinyağlı dolma sarmalar, en ufak bir sorunda ailenin ve mahallelinin ortak çözüm arayışları. İyi insanlar geçidi. İyilikleriyle kötü karakterin ezberini bozan.

İki kardeşine bakmak zorunda olan Perihan Abla’yı, ona çok âşık Şakir’i ve mahalledeki birbirinden güzel insanların hikâyelerini anlatan “Perihan Abla”. Fırıncı Nusret Baba, eşi Ayhan Hanım ve kızlarının oluşturduğu, ortak değerlerimizin yaşatılmaya çalışıldığı o aile. Bir mahallenin hayata tutunuşu. “Ekmek Teknesi” tabii. Yine orta hâlli bir mahallede geçen, sıcacık ilişkiler ağında ilerleyen “Yedi Tepe İstanbul”. Ve baba sevgisinin göz yaşartırken gülümseten en unutulmaz karakteri Fiko’nun, çocukları ve oturduğu muhitin esnafıyla ilişkilerini güzelleyen “Süper Baba”.

Bugün o diziler yok artık. Çünkü o yıllardaki mahalle kültürü bitti. Hayatımızda da dizilerde de. Mahallemde, kahvaltılıklarıyla en çok da Ezine peyniriyle meşhur Hacı Bakkal kapanalı yıllar oluyor. Çocukluğumun küçük kırtasiye dükkânının sahibi Kör İhsan Amca’nın sattığı çatapatlar, pullu yeni yıl kartları. Babamın yaz akşamları dondurma alıp işten eve geldiği Tadal Pastanesi… Bugün kebapçı olan. Sokağın köşesindeki kuruyemişçi, leblebi tozu, keçi boynuzu ve anneme damla sakızı aldığımız. Çiçekçimiz, eczanemiz, manavımız… Hepsi hayatımın güzel anıları arasında şimdi. Peyniri, zeytini süpermarketlerden bir tıkla getiren uygulamalardan alıyorum artık. Online manavlardan sipariş ediyorum sebze ve meyvelerimi. Mahallenin sıcağından dijital çağın soğuğuna geçtim ben de herkes gibi. Diziler de bu geçişe ayak uydurdu.

Bugün bir mahalle dizisi yapılsa izleyen olur mu acaba? Mahalleler kalmamışken, o eski aşklar gözden düşmüş, flört uygulamaları revaçtayken, öğle kuşağı programlarında kan gövdeyi götürürken, akla hayale sığmayan ilişkiler insanın midesini bulandırırken. Okuyacaksın, çalışacaksın düsturu bitmişken. Çoğunluk, influencer’lık derdindeyken. Ve masumiyet ağır yara almışken. Bence izlenir. Hayat çok sertleşti. Ne ara bu kadar kötü olduğuna akıl sır erdiremediğimiz insanlar çoğaldı. Toplumun o dizilere her zamankinden çok ihtiyacı var. Aile sıcağını, sevgisini yeniden hissetmeye ihtiyacımız var. Telefonlarımızı elimizden bırakıp birbirimizle eskiden olduğu gibi derin ilişkiler kurmaya. Kaybettiğimiz mahalleleri hiç olmazsa ekranda görmeye. Aşklarımızı temize çekmeye.

AI, mucizeler yaratmaya, bizi gelecekteki olası tehlikeleriyle korkutmaya devam ederken mevcut dizilerimiz reytingleri sallayadursun. Ama mahalle dizilerimizi geri versinler bize.

İyi pazarlar.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.