Teşekkürler Görgün Taner!
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, şehri daha yaşanır, dünyayı biraz daha yakın kılan ve hayatımızı güzelleştiren kurumların başında geliyor.
İlk izlediğimiz konser, festival filmi, tiyatro, bienalin arkasında hep İKSV var.
İKSV’nin başında da uzun yıllardır Görgün Taner var.
Dile kolay, 1983’ten bu yana İKSV’de, 2002’den itibaren ise genel müdürlük görevinde.
Dinamiklerin hızlı değiştiği bir dünyada bir kurumda bu kadar uzun süre çalışmak, büyük emek, büyük sabır işi.
İşte bu 43 yıllık adanmışlık için Görgün Taner’e ne kadar teşekkür etsek az.
Görgün Taner, Temmuz 2026’da genel müdürlük görevini yardımcısı Yeşim Gürer Oymak’a devredeceğini ve Yürütme Kurulu Başkanı olarak devam edeceğini bu hafta açıkladı.

Hiç şüphesiz Görgün Taner’in en büyük başarılarından biri de yetiştirdiği insanlar.
Bugün dünyanın farklı yerlerinde uluslararası kültür-sanat kurumlarında İKSV’de yetişen çok başarılı birçok isim var.
Bu yıl İKSV’nin başına geçecek olan Yeşim Gürer Oymak da İKSV’de yetişen değerli isimlerden biri.
Her şey için teşekkürler Görgün Taner, yolun açık olsun Yeşim Gürer Oymak!
Londra’da Seçkin Pirim
Seçkin Pirim ile en son Londra Dirimart’ta Sarkis sergisinin açılışında karşılaşmıştık.
Sarkis’in hafıza, zaman ve mekân arasında kurduğu sessiz ama derin dünyada, kalabalığın arasında ayaküstü konuşmuş, Londra’daki bu yeni galerinin Türkiye’den sanatçılar için ne anlama gelebileceğini tartışmıştık.
Bugün ise aynı mekânda bu kez Seçkin Pirim’in kendi sergisi açılıyor.

‘Kopuşlar ve Ritim’, Seçkin Pirim’i Alman sanatçı Jorinde Voigt ile buluşturan bir ikili sergi.
Farklı coğrafyalardan gelen iki sanatçının ortak noktası, kağıdı düşüncenin ve bedenin iz bıraktığı bir alan olarak ele almaları. Sergi, düzen ile bozulum, manuel ile dijital, kaos ile uyum arasındaki gidip gelmeleri görünür kılıyor.
Seçkin Pirim’in kağıt kesimlerine baktığınızda ilk anda masif, neredeyse taş ya da ahşap oyma hissi veren formlarla karşılaşıyorsunuz.
Oysa bu yapıtlar, son derece yoğun emekle katman katman inşa edilmiş kâğıt yüzeylerden oluşuyor.
‘Gri Sütunlar’ ve ‘Diken Bahçesi’ serilerinde antik mimarinin bugüne sızan izleriyle karşılaşıyoruz, sütunlar geçmişten bugüne taşınan bir düzen fikrini de temsil ediyor.
Jorinde Voigt’un işleri ise hareket, ritim ve algı üzerine kurulu. Pandemi döneminde geliştirdiği ‘Rhythm’ serisinde, kesilmiş ve katmanlanmış kâğıtlar neredeyse nefes alır gibi titreşiyor. Doğanın akışı, insan bedeninin temposu ve zihnin düzen kurma çabası bu işlerde iç içe geçiyor.
Belki de bu sergiyi önemli kılan, Pirim ve Voigt’un işlerinin birbiriyle yarışmaması, aksine aynı sorunun etrafında dolaşması: Dünya giderek daha katı, daha dayatmacı bir hal alırken, insan hâlâkendi ritmini nasıl koruyabilir?
Categories: Teşekkürler Görgün Taner!
Sende Yorum yap