s

Rum, Yunan ve VDL’nin Türkiye provokasyonları

1 Ocak 2026’da AB dönem başkanlığını devralan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), ilk günden itibaren Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’ye karşı provokatif bir politika izleyeceğinin sinyallerini verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (VDL) de bu sürece destek vererek adeta bu politikalara alet olmayı tercih etti.

Geleneksel olarak AB dönem başkanlığı devirlerinde Komisyon üyeleri ilgili başkenti ziyaret eder. Ancak GKRY lideri Nikos Hristodulidis, bu uluslararası ilgiyi yanlış bir propaganda aracı olarak kullandı. Batı Hristiyan kültüründe “Mea Culpa” (benim hatam) diyerek hata kabul etmek bir erdemdir. Oysa Rum yönetimi, 1964’ten bugüne Kıbrıslı Türklere uyguladığı zulümden dolayı özür dileme fırsatını elinin tersiyle itti. Aksine Hristodulidis ve VDL, Yeşil Hat’ta sergiledikleri tiyatrovari ziyaretle tamamen “işgal” ve “mağduriyet” edebiyatına sığındılar.

Brüksel’den gelen heyet önünde Rum bakanlar adeta mağduriyet yarışına girdi. Dışişleri Bakanı Kombos, Ukrayna savaşıyla Kıbrıs arasında asılsız paralellikler kurarken; Savunma Bakanı Palmas bölgede “yapıcı rol” üstleneceklerini iddia etti. Bakan Yardımcısı Raouna ise hedeflerinin Doğu Akdeniz’de “sıkletlerinin üzerinde” bir diplomatik ligde oynamak olduğunu açıkça belirtti.

Varil deliği diplomasisi

AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, açılış konuşmasında “işgal” kelimesini diline pelesenk ederken, VDL resmi konuşmasında bu ifadeye yer vermedi ancak Yeşil Hat’ta Rum propagandasının utanç verici bir aracı oldu. VDL’nin varillerin arkasından KKTC’ye bakması bir utanç vesikasıdır. Kıbrıslı Rumlar her gün o sınırdan geçiş yaparken, VDL istese BM Genel Sekreteri Guterres aracılığıyla ara bölgede gerçek temaslarda bulunabilirdi.

Eğer Yeşil Hat’ta hala BM Barış Gücü (UNFICYP) duruyorsa, AB heyeti bunu sorgulamalıdır. 1964 tarihli 186 sayılı BMGK kararıyla buraya yerleşen gücün varlık sebebi, Rumların Türklere yönelik katliamlarıdır. Türkiye’nin 1974 müdahalesi de bu katliamları durdurma amacı taşıyordu. Geçmiş hataları yok sayarak gerçek bir “Avrupalılık” sergilenemez.

1 Mayıs 2004’te adanın tamamı kağıt üzerinde AB üyesi ilan edilse de müktesebat sadece Güney’de uygulanıyor. VDL’nin KKTC tarafını görmezden gelmesi büyük bir çelişkidir. Etiyopya veya Mısır gibi ülkelere giderken sorun yaşamayan VDL’nin, Yeşil Hat’ta KKTC’yi dışlaması AB’yi küçük düşürüyor. Kendi içindeki sorunu çözemeyen bir birliğin küresel krizlere çözüm bulması beklenemez.

Aşırı sağ söylemi

Mayıs 2026‘daki meclis seçimlerinde zor durumda olan Hristodulidis, aşırı sağcı-ırkçı ELAM partisinin desteğini almak için söylemini sertleştirdi. Bu nedenle dönem başkanlığı barış için tarihi bir fırsatken, heba edildi. KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı’nın çözüm iradesi de AB ve Rum kesimi tarafından karşılıksız bırakıldı. VDL, yeni bir geçiş kapısı açmak yerine AB özel temsilcisi olarak Türkiye karşıtlığıyla bilinen Avusturyalı Johannes Hahn’ı atadı. Buna Yunanistan’ın ölçüsüz açıklamalarını ve NATO Daimi Temsilcisi Vasiliki Gounari’nin provokatif tavırlarını da eklemek gerekir.

Wittgenstein, “Tractatus” eserinde kelimelerin dünyayı nasıl yansıttığını anlatır. Rum-Yunan ikilisinin seçtiği kelimeler barışın değil, gerginliğin dünyasını inşa ediyor. AB ve Rum kesiminin amacı, Kıbrıslı Türkleri ezerek varlık sürdürmektir; ancak bu durumun sürdürülebilirliği meçhuldür.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.