Yeni piramidin tartışmalı ve güçlü yanları
“Gerçek gıda ye!” Beslenme piramidinde değişikliğe gidilen ABD’de ortaya atılan yeni ilke bu. Et ve süt ürünlerini merkeze koyuyor. Yani bu piramit bireysel metabolizmayı iyileştirirken, gezegenin metabolizmasını zorlayan bir model öneriyor. Peki, bu yeni yaklaşımın güçlü yanları neler?

ABD Sağlık Bakanlığının yayımladığı “Yeni Beslenme Rehberi”nin yerine yenisi geldi; ancak bu, ortaya çıkan modelin her birey ve her toplum için aynı derecede uygun olduğu anlamına gelmiyor. Yeni raporun ilk sayfasında okuru karşılayan “Gerçek gıda ye” mesajı ise umut verici bir başlangıç. Çünkü bu ifade, beslenmenin özüne, yani işlenmiş ürünlerden uzaklaşıp gerçek ve doğal gıdalara yönelmeye yapılan güçlü bir çağrı niteliğinde. Bu yeni yaklaşımın güçlü yanlarını olduğu kadar tartışmalı ve sorgulanması gereken yönlerini de değerlendirelim.
Güncel beslenme piramidinin ters çevrilmiş bir yapıya evrilmesini, yani protein, sebze-meyve, sağlıklı yağlar ve tam yağlı süt ürünlerinin merkeze alınmasını; işlenmiş gıdaların ise açık biçimde dışlanmasını bilimsel açıdan değerli buluyorum.

Protein alımı artıyor
Yeni rehber, günlük protein alımını kilogram başına 1.2-1.6 gram aralığına taşıyor; bu da klasik 0.8 g/kg önerisinin oldukça üzerinde. Ancak burada asıl önemli olan yalnızca protein miktarı değil, proteinin hangi kaynaklardan alındığıdır. Hayvansal ve deniz ürünleri kadar baklagiller ve diğer bitkisel proteinler de bu dengeyi kurar ve üstelik lif, vitamin, mineral ve antioksidan desteği sağlar. Bağırsak sağlığından bahsedilmesi ve fermente gıdaların piramitte yer alması çok sevindirici çünkü fermantasyon özellikle baklagillerin antioksidan kapasitesini ciddi biçimde artırıyor ve metabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratıyor. Doymuş yağın günlük enerjinin yüzde 10’unu geçmemesi önerisi hâlâ geçerli. Ama tam yağlı süt ürünleri ve kırmızı et daha fazla önerilirken, bu sınırın gerçek hayatta nasıl korunacağı büyük bir soru işareti. Karbonhidratların kısıtlanması ise herkese uyan tek bir doğru değil, bireysel yaşam tarzı ve metabolik ihtiyaçlara göre değişebileceği unutulmamalı.

Bağırsak sağlığı vurgusu
Raporda “Gut Health” yani bağırsak sağlığı başlığının yer alması ve kefir gibi fermante gıdaların özellikle vurgulanması sevindirici. Bu yaklaşım, bağırsağın yalnızca sindirim değil; bağışıklık, metabolizma hatta ruh sağlığıyla da yakından ilişkili olduğunu kabul eden güncel bilimsel anlayışla uyumlu. Fermente gıda denilince aklınıza sadece kefir, kimchi gibi alternatifler gelmesin. Bilimsel çalışmalar, fermantasyonun bitki bazlı proteinlerin antioksidan kapasitesini ciddi şekilde artırdığını gösteriyor. Antioxidant dergisinde yayımlanan çalışmada, baklagillerin fermente edilmesi sonrasında antioksidan aktivitenin yüzde 83’e kadar arttığı ortaya konuldu. Fermente gıdaların antidiyabetik ve doğal bir GLP-1 destekçisi olduğu da sonuçlar arasında.
Ülkemizde durum ne?
Yeni piramitte kilogram başına 1.6 gram gibi yüksek protein hedefleri, ülkemiz için yalnızca fizyolojik olarak tartışmalı değil, aynı zamanda ekonomik açıdan da sürdürülebilirliği tartışmalı bir konu. Öyle ki bu düzeyde bir protein alımını et, süt ürünleri ve hayvansal gıdalar üzerinden karşılamak, artan gıda fiyatları ve gelir dağılımı göz önüne alındığında geniş toplum kesimleri için ciddi bir yük anlamına geliyor. Aynı zamanda artan kardiyovasküler hastalıklar da göz önünde bulundurmalı.
Bu noktada “My Plate” modelinin önerdiği gibi tabağın yarısını sebze ve meyvelere, öbür bölümünü tam tahıllara ayırıp proteini baklagiller, balık, yumurta, et ve süt ürünleri arasında dengelemek ekonomik ve besleyici bitkisel proteinlerle yüksek protein gereksinimlerinin daha sağlıklı ve ulaşılabilir biçimde karşılanmasını mümkün kılıyor.
TBSA verilerine göre; kuru baklagil tüketimi kişi başı günlük 16.8 g, haftada 117.6 g. Protein alımını artırmak istiyorsak kırmızı eti değil, bitkisel protein kaynağı baklagil miktarını artırmak gerekiyor. Yeni piramitte protein ve lif vurgusu yapılırken bunun en güzel kaynağının baklagiller olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Baklagillerden daha fazla faydalanmak için filizlendirme yöntemini önemseyin.

Sürdürülebilirlik tarafı
Gelelim sürdürülebilirlik tarafına. Evet, baklagiller, soya, yağlı tohumlar listelenmiş. Ama rapordaki görsel ve metinsel vurgu, et ve süt ürünlerini merkeze koyuyor. Yani bu piramit bireysel metabolizmayı iyileştirirken, gezegenin metabolizmasını zorlayan bir model öneriyor. Hayvansal gıdaların ağırlığı ve protein dengesi tarafında hâlâ konuşmamız gereken çok şey var. Ben burada en büyük eksikliğin sürdürülebilirlik olduğunu düşünüyorum. Modern rehberler sadece “Bana iyi mi?” sorusunu değil “Gezegen bunu kaldırabilir mi?” sorusunu da sormalı. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, 1 kg mercimek üretimi için 50 litre su gerekirken 1 kg tavuk eti için 4 bin 325 litre, 1 kg kırmızı et için ise tam 13 bin litre su harcanıyor.
Bu yüzden benim ideal piramidimin en geniş tabanında baklagiller, sebze-meyveler, fermente gıdalar ve sağlıklı yağlar; merkezinde ise Akdeniz mutfağı ile gerçek, tencerede pişen yemekler yer alıyor. Akdeniz mutfağına baktığımızda da proteinin merkezinde etten çok mercimek, nohut, sebze, zeytinyağı ve tam tahılların yer aldığını görürüz. Üstelik biz bu konuda oldukça şanslıyız, çünkü kültürel olarak Akdeniz tipi beslenmeye zaten aşinayız ve mutfağımız bu modeli doğal olarak destekliyor.
Sende Yorum yap