Acımız da Manuel Çıtak, tesellimiz de
İki farklı yüzyılın en hoş sadalarından birini bırakarak, iyilik ekseninde belgelediği hakikatleri bize zarafetle sunup aramızdan ayrıldı Manuel Çıtak. Ekim 2023’te sessizce. Büyük ilgi gören ilk ve tek solo sergisi “Islomania”yı Depo İstanbul’da açtıktan bir yıl sonra. O dönem Milliyet Sanat dergisinde Evrim Altuğ’un sergiyle ilgili olarak Çıtak ile yaptığı söyleşide şöyle diyor sanatçı: “Bu sergi izleyiciyi boşluğuyla uğurlayacak”. Boşluklar önemlidir hayatta. Nefes aldırır. Hele günümüzün kalabalıklarla, kaosla örülü dünyasında. Bunu çok iyi bilen Çıtak, serginin en güzel yönünün ziyarete gelen herkese yetecek bir boşluğu mekândan ayrılırken vadettiğine dikkat çekiyor. Peki ya bir insanın kaybının ardından ortaya çıkan boşluk? Manuel Çıtak’ın ardından? Nefes kesen, acı veren boşluk? Bunun cevabını ise geçtiğimiz hafta Eczacıbaşı Yayınları’nın Fotoğrafçılar Dizi’sinden çıkan, her yıl değerli bir fotoğraf sanatçısının retrospektifini sanatsal bütünlük içinde izleyiciye sunan Manuel Çıtak kitabında görüyoruz. Kitabın editörlüğünü yapan Orhan Cem Çetin, “İyi Fotoğrafçı” başlıklı sunuş yazısında “Manuel Çıtak’ın kaybının yarattığı boşluğun boyutunu ve vahametini hissettirmek, bu kitabın maksatlarından biri olsun” diyor. Ki kitap bunu fazlasıyla hissettiriyor.

Orhan Cem Çetin, kitaba girecek seçki için Çıtak’ın çektiği binlerce fotoğrafı gözden geçirdiğini söylüyor. Derli toplu bir arşivle karşılaştığını, sanki Çıtak’ın bunun için hazırlık yaptığını. Çetin’in ilk tespiti şöyle: “Benim için o, ilk elde, çok iyi bir fotoğrafçı olmanın ötesinde, çok iyi bir insandı”. Retrospektif kitapta gördüğümüz her fotoğraftaki ‘iyicil atmosfer’ bu tespitin arkasında duruyor. Çetin “Manuel’in işlerini tek bir kavrama indirmek gerekseydi, neşe derdim” diyor: ”Dikkatle bakarsanız birçok karede, gözümüze sokulmadan, altı çizilmeden yerleştirilmiş mizah unsurları bulabilirsiniz.”Ardından Çıtak’ın fotoğraflarında ‘huzur ve dinginlik arayan, en önemlisi huzuru kendi içinde bulmak, henüz bulamıyorsa oraya tohumlarını etmek isteyen insanların’ çokça görüldüğüne dikkat çekiyor. Onun her karesinde yüksek estetik, maharet ve yoğun hakikat bilgisi olduğunu fotoğrafçılığının şiirsel belgesel olarak adlandırılabileceğini belirtiyor.
Sadece Orhan Cem Çetin’in sunuş yazısı bile Manuel Çıtak’ın ardında bıraktığı boşluğun boyutu ve vahametinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Ağır bir hüzünle yazıyı bitirdiğimiz anda Çıtak’ın iyicil, maharetli, neşeli, insana derin nefesler aldıran fotoğrafları başlıyor. “Karanlık Orman” isimli fotoğrafla açılıyor retrospektif. Karanlık çökmüş bir orman korku verir değil mi? Çıtak’ın fotoğrafında sessiz bir huzur var oysa; yeşilin siyaha çok yakıştığı. “Islomania” sergisinden seçilmiş “Kıyıda”. Denize bakan 10 tane beyaz şezlong önde. Çok ileride gemilerin geçtiği tarifsiz güzellikte bir lacivert, ortada dalgalı bir mavi, en önde gri beyaz köpük köpük bir deniz, altın sarısı kumda. Hırçın su desteyi bir hışım gelip bozabilir az sonra ya da ulaşamaz ona hiç… Bakan göze göre değişen boşluk duygusu muazzam bir fotoğraf. Üniversite yıllarımın geçtiği 1990’lar Ortaköy’ü. Bir yaz denizi bu defa, önünde iki sevgilinin birbirine aşkla sarıldığı. Bankta oturan iki kadından biri diğerine bir şeyler anlatırken arkadaşının çifte iç geçirerek bakışı. Bembeyaz gövdesinde iri siyah tek bir benek bulunan hayli zayıflamış kedi. Boğaz köprüsü manzarasında. Yüzümüze esen “Sevda Dolu Bir Yaz”. Füruzan’ın kitap adı gibi. 2001 tarihli bir Kars kahvesi. Ortada yükselen soba borusu. Masalarda çay bardakları, kesme şeker. Ellerini kavuşturup Çıtak’a sanki misal dayısının çok sevdiği oğluymuş gibi tatlı tatlı gülümseyen bir yaşlı bey. Karlı Kars yollarında yürüyen 50 yaşında bir Orhan Pamuk. Kulağa gelen Barış Manço sesi “Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde…” Kar sessizliği duyuluyor fotoğraftan, Çıtak’ın kudretli gözleriyle ısıttığı karın soğuğu.
Sayfalar ilerledikçe… Anadolu’da bir şahin otomobilin önünde poz vermiş gelinle damadın mahcup mutluluğu. Tunceli’de bembeyaz uzun sakallarını rüzgârın uçurduğu fötr şapkalı dedenin gözlerinde yakalanmış yıllar. Adalet Ağaoğlu ve Halim Ağaoğlu’nun mutlu ve çok âşık fotoğrafları. Rengârenk gramofonlarının önünde hayatı anlatan bir gramofoncu. Kiremitleri beyaza boyanmış bir odada, yerdeki sininin üstünde ikiye bölünmüş iki karpuz, arkada şefkatli bir Anadolu annesi, annesinin kopyası dünya tatlısı bir erkek çocuğu insana ikisini de kucaklama hissi veren. Karpuz kokulu sımsıcacık bir fotoğraf. Ve diğerleri. Her biri için öyküler yazılır, romanlar kaleme alınır, kimileri var ki şair yapar insanı.
Orhan Cem Çetin haklı. Kaybımız da onun yarattığı boşluk da dolacak gibi değil. Ama kitap gösteriyor ki Manuel Çıtak giderken, fotoğrafları aracılığıyla bir sürü içten gülümseme bırakmış bize, bolca iyilik, dolu dolu kahkaha, tarifsiz güzellikte huzur, içtenlik ve derinlik. Yokluğunda dara düşmeyelim diye. Acımız da Manuel Çıtak, tesellimiz de.
İyi pazarlar.
Sende Yorum yap