s

Boğazı buz üstünden yürüyerek geçmişler! 120 yılda 2 kez geldi: Sibirya kışı masum kalır

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Cumhuriyet tarihinin en zorlu kışlarını sorduğunuz pek çok kişi, şahit oldukları 1987’yi örnek verir. O senenin mart ayı gerçekten de yaşayan pek çok kişinin gördüğü en fazla kar yağışının olduğu zamandı. Ancak tarihte geriye gittikçe daha da ilginç manzaraların kameralara yansıdığını görmek mümkün. Öyle ki kameraların icadından önce, 1621 kışı Osmanlı tarihinin en önemli olayları arasına kaydedilmişti. Tabii boğazı buzlar üzerinden yürüyerek geçebileceğiniz, kar örtüsünün binaları aştığı kış, İstanbul’a bundan çok daha önce de zaman zaman uğruyordu. Üstelik uzun bir yol katedip, Türkiye’nin küçücük bir bölümünü ‘girdap’ gibi sarıyor ve dünyanın en ilginç yasaklarını beraberinde getiriyordu. Böyle çok kar olunca genç yaşlı, birçok kişi kartopu savaşı yapmak üzere sokakları doldursa da, bu kişilerin bazıları soluğu hastanede alıyordu. Çünkü kartopu yaptıkları o kar tanelerinin içi buz gibi sert oluyor ve yaralanmalara neden oluyordu. Peki ama İstanbul’un geçmişten bugüne şahit olduğu, boğaza buz kütlelerini dolduran bu kar nasıl geliyordu? Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Laboratuvarı’ndan Meteoroloji Mühendisi Adil Tek neredeyse Sibirya kışına razı eden kutup havalarını Milliyet.com.tr’ye anlattı.

BİZANS’TAN OSMANLI’YA OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE: DEV BUZLAR BOĞAZI KAPATMIŞ

Tarihi kayıtlar 401 yılına, Bizans dönemine uzanıyor. Boğazda 20 gün düren bir don yaşanmış ve iki yaka arası buzlarla dolmuştu. Aradan 300 yıldan fazla zaman geçmiş, bu kez 739’da boğazda buz kütleleri yüzüyordu. Bir sonra büyük donma, arayı bu kadar açmadan 755 yılında gelmişti. Karadeniz’den başlayarak boğazdan geçen buz Marmara’ya ulaşıyordu. 763 yılında Haliç kıyısından 100 metre ileriye kadar deniz yine buzla kaplanmıştı. 700’lü yıllar İstanbul’u vuran kış günleriyle tarihe geçmişti. O dönem yazılan kaynaklarda Üsküdar’dan Galata’ya buz üstünden yürüyerek geçildiği göze çarpıyordu. Uzun süre boyunca bir daha böyle bir kış yaşamamış kadim şehir için 934 yılı oldukça sert geçecekti.

1232’de ise İstanbul, Bizans yönetimindeki son sert kışı yaşamış ve boğaz, Fatih Sultan Mehmet ve ordusunun girişinden önce son kez buzlarla kaplanmıştı. Bir sonraki çetin soğuklar 1621’de yaşanacak ve şairlerin kalemlerinden, tarih kaynaklarına pek çok eserden bugünlere taşınacaktı. O yılın 9 Şubat günü, Üsküdar Galata arası bu kez Osmanlı tebaası tarafından geçilmişti. 1755 ve 1768’de de tarihçi Vasıf Efendi, buzdan geçtiğini yazdığı bir şiirde anlatmıştı. 1878’de Osmanlı savaş halindeyken yaşanan olaylar dolayısıyla orduya yardım gönderilememiş, 1892’de ise o yüzyılın en unutulmaz kışı buzları boğaza taşımıştı. 1900’lere gelindiğinde 1929, 1954 ve 1987’nin kış günleri unutulmaz anılarla ve tarihi yasaklarla kayda geçmişti. Kartopu oynamanın yasaklandığı, gemilerin boğazda buza saplandığı, insanların yüzen buz kütleleri üzerine binerek boğaz gezisi yaptığı anlar fotoğraflanmıştı. Peki ama tüm bu olayların yaşanması için ne olması gerekiyordu? Neden artık eski kışlar yaşanmıyordu? Meteoroloji Mühendisi Adil Tek şöyle anlattı:

Alıntı Metni


SOĞUKLAR SİBİRYA’DAN DEĞİL KUTUPTAN GELİYOR!

‘Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası’ ya da ‘Sibirya soğukları’ diye uyarılar yapıldığını pek çok kez duymuş olabilirsiniz. Bu havalar yurda uğradığında bile ‘kutupta olmakla’ ilgili şakalar yapılıyor olsa da, gerçekten kutup soğukları geldiğinde aradaki fark anlaşılıyordu. Öyle zamanlarda ‘buz gibi’ diye anlatılan sıcaklıklar, gerçekten ‘buz’ oluyordu. Megakenti birkaç bin yıl boyunca aralıklarla vuran kış günleri de bunu anlatmaya yeterdi. Osmanlı döneminde boğaza gelen buz kütlelerini, dönemin müneccimleri ve bazı ileri gelenleri ‘uğursuzluk’ diye tanımlıyordu. Belki de bu uğursuzluk tanımının arkasında, kümesteki tavukların donması ve ağaç dallarından donarak düşen kuşları yemek için kar kütleleri arasında ağzı açık bekleyen kedilerin payı büyüktü. Ancak bütün bunlar İstanbul’un alışık olduğu bir iklimin eseri değildi. Öyle ki 24 Şubat 1954’te yayımlanan Milliyet Gazetesi’nde, ‘Buzlar Tuna’dan geldi’ ifadeleri kullanılmıştı. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere boğaz donmuyor, Tuna’nın donmuş suları boğaza taşınıyordu. Yani sık sık ülkemize uğrayan Sibirya soğukları, kutup kışlarının yanında masum kalıyordu. Meteoroloji Mühendisi Adil Tek kutuplardan kopan soğuk girdabın, İstanbul’a nasıl ulaştığını anlattı.

“1929’da İskandinavya üzerinde çok kuvvetli bir yüksek basınç var. O yüksek basınç, kutup girdabı dediğimiz döngü başlatarak Avrupa'nın doğusuna soğuk hava indiriyor. Kutup girdabı ülkemizde, ağırlıklı olarak İstanbul'da kar yağış görülmesine neden oldu. Bu Sibirya üzerinden gelenden daha farklı ve sert oluyor. Yaşanan olayların frekanslarına bakılsa bile, 50 yılda bir, 30 yılda bir, 20 yılda bir geliyor demek zor. Avrupa üzerinde yüksek basınç çok güçlü oluyor girdap oluşunca, Avrupa'nın batısı ısınıyor, doğusundan da o kutup girdabı kopup, Ukrayna’dan bize geliyor. 1929’da 7 Şubat'tan sonra yavaş yavaş sistem aşağı doğru kopuyor ve üzerimize geliyor. Üzerimize gelmesi de tam olarak 9 ve 10 Şubat'ta. Bu tarihler kayıtlarda en soğuk zamanlar zaten. Şubat'ın 11'inden 29'una kadar sıcaklıklar eksi değerlerde kalmış. Bunların içerisinde 9 Şubat’taki -13.5’ten sonra -5'ler, -4'ler var.” - Meteoroloji Mühendisi Adil Tek


SU DOLU BİR POŞET GİBİ: ‘AVRUPA’NIN ÜSTÜNE ÇÖKÜP KENARLARI DONDURUYOR’

Pek çok meteorolojik veri ve haritaya bakınca, işin uzmanı olmayanların anlaması güç, karmaşık ifadeler görülebilir. Ancak hava olaylarının mantıklı bir açıklaması olduğu gibi, o mantığı anlatmanın kolay bir yolu da var. Meteoroloji Mühendisi Adil Tek, İstanbul’un tarih boyu aralıklarla yüzleştiği o soğuk ve buzlu günleri su dolu bir poşetle anlatarak sözlerini noktaladı.

Alıntı Metni

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.