Neden bu öfke?
Atlas, henüz 17’indeydi. Yunan mitolojisinde dünyayı omuzlarında taşıyan o devasa figürün adını vermişler ona. Ama bu Atlas, İstanbul’da, 15 yaşında bir başka çocuk tarafından bıçaklanarak hayattan koparıldı.
Omuzlarına dünyayı değil, bir akranının öfkesini yüklediler.
Birkaç yıl geriye gidiyorum. Ahmet Minguzi de aynı vahşetin kurbanıydı. Bakıyorum fotoğraflarına; ikisi de pırıl pırıl, ikisi de henüz hayat denen o büyük romanın giriş cümlesini bile tamamlayamamış çocuklar.
Peki, ne oluyor bize? Neden bu ülkenin çocukları, ceplerinde sustalı bıçaklarla, ateşli silahlarla geziyor?
Ne oldu bize? Biz ne ara bu kadar öfkeli, bu kadar acımasız olduk. Biz “bir bebekten bir katil yaratan karanlığı” nasıl inşa ettik?
O bıçağın sapını hepimiz tutuyoruz
Bakın size açıkça söyleyeyim; 15 yaşındaki bir çocuğun cebine o bıçağı koyan sadece kötü çevre ya da yoksulluk değil. O bıçağın sapında hepimizin parmak izi var.
Toplum olarak bir cinnet mevsiminin ortasındayız. Sadece insana değil; kediye, köpeğe, ağaca, canlı olan her şeye karşı korkunç bir hınç biriktiriyoruz. 15 yaşındaki bir çocuk, bir başka genci öldürürken sadece o anki öfkesiyle hareket etmiyor. O, aslında bizim her gün içine boca ettiğimiz o zehirli iklimin bir sonucu.
Biz merhameti bir zayıflık, nezaketi bir eziklik gibi pazarlamaya başladığımız gün, Atlas’ın ölüm fermanını imzaladık.
Ekranlardaki “racon” zehri
Akşamları televizyonu açın. Ne görüyorsunuz? Siyah takım elbiseli, belinde silahlı, ağzından namus, racon, intikam kelimeleri düşmeyen adamlar... Adaleti mahkeme salonlarında değil, sokak aralarında kendi elleriyle sağlayan sözde kahramanlar.
15 yaşındaki o çocuk, bütün gün bu görüntüleri soluyor. Sosyal medyaya giriyor; elinde silahla “delikanlılık” pozu veren, birbirine racon kesen o ucuz figürlerin binlerce beğeni aldığını görüyor.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. Çalışmanın değil kısa yoldan zengin olmanın parlatıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Ve bu dünyada bir çocuk toplumun değer verdiği o zenginliğe ve statüye hiçbir zaman ulaşamayacağını düşündüğü anda; elindeki bıçak onun için bir şiddet aracı değil, bir statü ve görünürlük aracına dönüşüyor.
15 yaşındaki çocuk, bir başkasını öldürdüğünde hapse girmeyi değil, isminin duyulmasını hayal ediyor. Katiller, adliye kapısında boyunlarını bükmüyor; kameralara sırıtarak, zafer işareti yaparak bakıyorlar.
Bir can aldığında, birine zarar verdiğinde o karanlık dünyada “birisi” olduğunu hissediyor. Biz onlara “iyi insan” olmanın prestijini veremedik. Onlar da “korkulan adam” olmanın o ucuz ve kanlı şöhretine sığındılar. Sonuç? İşte o sonuç, bugün bir anne-babanın evindeki o bitmek bilmeyen feryattır.
Neden bu kadar acımasızlar?
Peki, bu çocuklar neden bu kadar hissiz? Neden bir canın yanması onlarda hiçbir sızı oluşturmuyor?
Çünkü hayatı artık bir “simülasyon” gibi yaşıyorlar. Ekranın o soğuk camı arkasında bir canlıya zarar vermeyi, bir “puan” kazanmakla eşdeğer görüyorlar. Empati dediğimiz o insanı insan yapan duygu, bu çocuklar için artık kullanılmayan, körelmiş bir uzuv gibi.
Sokakta birbirine “yan baktın” diye saldıran, trafikte birbirini doğrayan, hayvana işkence yaparken video çeken bu ruh hali, aslında toplumsal bir ruhsal çöküntünün fotoğrafıdır. Biz onlara sevmeyi, acımayı, bir başkasının hayatına saygı duymayı unutturduk. Onlara sadece “ezmezsen ezilirsin” dedik.
Okulda akranlarına zorbalık yapan bir çocuğu neredeyse hiçbir ebeveyn psikoloğa götürmemesi bile bu ruh ikliminin bir işareti.
Bizim Atlas’ımız kim olacak?
Busabahişimize giderken, Atlas’ın annesinin omuzlarındaki o devasa yükü düşünün. O yük artık gök kubbe değil; evladının yokluğudur. Eğer biz bugün; O televizyon dizilerindeki vahşeti alkışlamaya devam edersek;Sosyal medyadaki o “racon” videolarına prim verirsek; Çocuklarımıza “vurana sen de vur” demeyi eğitim sanırsak...
Daha çok Atlas’lar gidecek. Daha çok Ahmet’ler toprağa düşecek.
Atlas, mitolojide gökyüzünü taşıyordu. Bizim Atlas’ımız ise 17 yıllık kısa ömrünü bir sokak ortasında bıraktı. Onu öldüren 15 yaşındaki çocuk, aslında bizim hep birlikte inşa ettiğimiz o karanlığın içinde büyüdü.
Artık aynaya bakma vakti gelmedi mi? Atlas’ın dünyasını başına biz yıktık. Şimdi o enkazın altından nasıl çıkacağız? Bütün mesele bu.
Sende Yorum yap