İran’a göre 8 Ocak: 12 günlük savaşın 13. günü

Arabulucular devreye girdi, ABD’nin İran’a müdahale riski ‘şimdilik’ durdu. İran müzakereye açık olduğu mesajı veriyor. Yine de her şey bir kıvılcıma bakar. Çünkü İran’da farklı gerekçelerle başlayan protestolarda kenarda elinde benzin bidonuyla bekleyen bir İsrail var. Üstelik protestoların hem aralığı kısalıyor hem de şiddet artıyor.
İranlı yetkili isimler ise, son olayları kendi içinde 4 aşamaya ayırıyor... 28 Aralık 2025 - 1 Ocak 2026 arası birinci aşama olarak değerlendiriliyor. Esnafların başını çektiği, ulusal para birimi Tümen’in değer kaybı ve fiyat artışları gerekçesiyle başlayan gösteriler için “haklıydılar” diyen yetkililere göre, ikinci aşama gençlerin ve farklı kesimlerin sokağa indiği,7 - 8 gün süren bölüm. Bu aşama “güvenlik güçlerinin dikkatlice takip ettiği” kısım olarak tanımlanıyor.
8 Ocak akşamı başlayan ve ‘silahlar ile bombaların ortaya çıktığı’ günler olduğu söylenen iki gün ise, 3. aşama olarak aktarılıyor. O akşamdan itibaren polis ve askerlerin, kamu binalarının, ibadet merkezlerinin ‘planlı şekilde’ hedef alındığını söyleyen bir yetkili, “bugüne kadar böylesini görmedik. Polisler öldürüldükten sonra yakıldı ya da başları kesildi. Böylesi DAEŞ’te görülmüştü. Şaşkınlık yaratacak olaylardı” ifadesini kullandı. “8 Ocak’ı 12 günlük savaşın 13. günü olarak adlandırabiliriz” diyen yetkili, saldırganlardan bazılarının eylem başına ödeme aldıklarını ve dış unsurlar tarafından yönlendirildiklerini itiraf ettiklerini belirtti. 12 gün savaşı sırasında ‘hareketlenen’ PKK’nın İran kolu PJAK’ın bu kez de bazı Kürt gruplarla toplantılar organize ederek, ‘teşvikte’ bulunduğunun tespit edildiğini de aktaran yetkili, “ne kadar müdahil oldukları araştırılıyor” dedi.
Yetkililer, 12 Ocak 2025’i yani rejime destek çıkılan yürüyüşün yapıldığı günü ise 4. ve ‘birlik ve dayanışma’ aşaması olarak değerlendiriyor. Ülke çapında 26 milyon, Tahran’da ise 3 milyon kişinin sokağa çıktığı belirtiliyor.
Ne amaçlandı?
Diplomatik bir kaynağa göre; barışçıl başlayan protestoların şiddete evrilmesindeki amaçlardan biri devlet kurumlarının felç edilmesiydi. Halk arasında kutuplaşma yaratılmaya çalışıldı. Ölü sayısının artırılarak dış müdahaleye zemin hazırlanma çabası olduğunu savunan yetkili isim; bu konuda ellerinde ‘öldürme talimatı olan’ ses kayıtları bulunduğunu iddia etti.
Peki ya idamlar? ABD Başkanı Trump ‘güvenilir kaynaklardan ülkede idamların durduğu’ bilgisinin geldiğini, müdahaleden vazgeçildiğini açıkladı. Basında idam edildiği iddia edilen bazı kişilerin isimleri, fotoğrafları yayınlandı. İranlı yetkililer idam iddiaları için ne diyorlar? Bu konuda ‘eksik enformasyondan birisi de budur’ savunmasında bulunuluyor. İran’da idam cezasının kendisine has bir prosedürü olduğu, temyiz aşaması da olan bir yargı süreci bulunduğunu savunan yetkili; “bir günde 800 kişiyi idam etmek akla hayale sığmayacak şeylerden birisidir. İdam cezasının uygulanabilmesinin koşulları var. 5 - 6 sene önce verilip infaz edilmemiş idam cezaları var” ifadesini kullandı.
ABD’nin 4 şartına yorum
Son olaylar, ABD’nin İran’a yönelik şartlarını bir kez daha yüksek sesle tekrar etmesine de vesile oldu. Özel temsilci S. Witkoff bunları; “uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdur, balistik füze üretim kapasitesini düşür, ürettiğin nükleer maddeleri imha et ve silahlı vekil güçlerinden vazgeç” olarak sıraladı.
İranlı yetkililerin bu şartlara verdiği karşılıkta değişiklik yok. “Müzakere eşitlik ve karşılıklı hakka ve hukuka riayetle olur. Başa silah dayayıp müzakere edelim derlerse bu müzakere olmaz” diyen bir diplomatik kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail en gelişmiş silahlara sahip olurken, İran’ın elindeki silahları teslim etmesi düşünülebilir mi? İran bunu yaparsa sıra başka bir ülkeye gelecek. Çok uzağa gitmeye de gerek yok”.
İranlılar vekil güçleri olmadığını reddetmeyi de sürdürüyor. “İşgalcilere karşı direniş gösteren gruplara sempati ve manevi destek” ifadesini tercih eden yetkili, “Filistin Kurtuluş Örgütü 40 yıl İsrail’e direndi. O da birinin vekili mi?” dedi.
Sende Yorum yap