Kanserin küresel yükselişi
Her yıl 3 Şubat yaklaştığında, takvimdeki bir günü işaretlemekten çok daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Çünkü kanser, artık yalnızca bireylerin değil, toplumların, sağlık sistemlerinin ve hatta gelecek nesillerin ortak meselesi hâline gelmiş durumda. Sessizce ama kararlılıkla artan bu küresel yük, bizlere sadece hastalıkları değil, yaşam tarzlarımızı, sağlık politikalarını ve önceliklerimizi de yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
Lancet’te ocak ayında yayımlanan çok yeni bir çalışma, bu gerçeği çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor. Küresel kanser vakaları 1990’dan bu yana iki kattan fazla artmış durumda. Yalnızca 2023 yılında dünya genelinde 18,5 milyon kişiye yeni kanser tanısı konulurken, 10 milyondan fazla insan kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde bu artışın daha hızlı yaşanması, kanserin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda sosyal bir sorun olduğunu da gözler önüne seriyor. Nüfusun yaşlanması ve küresel nüfus artışı, bu yükselişin temel nedenleri arasında yer alıyor. Bugün elimizdeki bilimsel veriler, kanserin küresel yükünün artacağını gösteriyor olabilir; ancak önlenebilir riskleri azaltmak ve erken tanı ile yaşamları kurtarmanın mümkün olduğunu da hatırlatmak istiyorum.
Önlenebilir riskler
Kanserin küresel yükünü artıran faktörler arasında bireysel yaşam tarzı ve çevresel etkiler de var. Analize göre kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 40’ı, düzenlenebilir risk faktörlerine bağlı olarak gerçekleşiyor; tütün kullanımı, sağlıksız diyet, yüksek kan şekeri, obezite gibi etkenler hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kanser oranlarını yükseltiyor. Bu aynı zamanda umut verici bir gerçeği de yansıtıyor. Birçok kanser türü, erkenden önlenebilir veya risk azaltılabilir. Sigaranın bırakılması, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve metabolik sağlığın korunması gibi yaşam tarzı değişiklikleri, kanser yükünü azaltmada kritik öneme sahip. Ancak bu fırsat, toplumun her kesimine eşit olarak ulaşmadığı için dünya genelinde büyük sağlık eşitsizlikleri de ortaya çıkıyor.
Eşitsizliklerin gölgesinde kanser
Küresel veriler, kanser yükündeki artışın her ülkede aynı şekilde yaşanmadığını gösteriyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde hem kanser insidansı hem de ölüm oranları hızla yükseliyor ve bu ülkeler genellikle sağlık hizmetlerine daha sınırlı erişime sahip. Öyle ki bazı yüksek gelirli ülkelerde tarama programları ve tedavi altyapısı daha gelişmiş olduğundan, kanserin erken evrede yakalanması ve başarılı bir şekilde yönetilmesi konusunda daha ileri sonuçlar elde edilebiliyor. Bu fark, küresel sağlık eşitsizliklerinin kanser üzerinde nasıl bir etki yarattığını açıkça ortaya koyuyor.
Rahim ağzı kanseri
Ocak ayını geride bırakırken, önemli bir konuyu yeniden hatırlatmak istiyorum. Ocak ayı, rahim ağzı kanseri farkındalık ayı olarak anılıyor ve bu farkındalığın yılın sadece bir ayına sığdırılamayacak kadar hayati olduğunu düşünüyorum. Hem bir kadın hem de bir beslenme uzmanı olarak, her yıl bu dönemde gönüllü olarak destek veriyor ve bu konunun daha fazla konuşulması için çaba gösteriyorum. Çünkü rahim ağzı kanseri, dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen dördüncü kanser türü olmasına rağmen, büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık. Ancak yaygın inanışın aksine, risk yalnızca kadınlarla sınırlı değil. HPV (Human Papilloma Virüsü) cinsel yolla bulaşabilen bir virüs olduğu için erkekler de taşıyıcı olabiliyor. Rahim ağzı kanseri vakalarının neredeyse tamamı HPV ile ilişkili. Bu nedenle HPV aşısı, kansere karşı korunmada en güçlü araçlardan biri olarak kabul ediliyor. Yapılan araştırmalar, HPV aşısının rahim ağzı kanserine karşı yüzde 80, 90 oranında koruyuculuk sağlayabildiğini gösteriyor. HPV aşısının herkesin ücretsiz ulaşabileceği bir hizmet olması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Düzenli smear testleri ve jinekolojik kontroller erken tanının temelini oluşturuyor. Hatırlayın, rahim ağzı kanseri, erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biri. Bu nedenle kontrolleri ertelememek, hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından büyük önem taşıyor.
Sende Yorum yap