Paris’te başladı Paris’te bitti

Paris’te 2014’te açılan YPG’yle silahlı iş birliği parantezi 2026’da yine Paris’te kapanmış oldu. James Jeffrey’egöre ‘‘bu kararın zamanlaması doğru” zira ‘‘Suriye’de durum değişti”
Zamanı geriye saralım: 12 Ekim 2014, yer Paris. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Daniel Rubinstein, PYD (YPG’nin siyasi kolu) lideri Salih Müslim’le masaya oturdu. ABD 18 Ekim’de Türkiye’ye YPG’ye silah yardımı kararını bildirdi; 2015’te destek başladı.

Zamanı şimdi de ileri saralım: 5-6 Ocak 2026, yer yine Paris. Bu kez Suriye’nin yeni yönetimi ve İsrail, ABD arabuluculuğunda masaya oturdu. İki hafta sonra da Suriye Demokratik Güçleri (SDG-YPG) entegrasyon anlaşması açıklandı, çatışmalar yaşandı ve 20 Ocak’ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack “SDG’nin sahada birincil DAEŞ karşıtı güç olma amacının büyük ölçüde ortadan kalktığını” duyurdu. Velhasıl Paris’te 2014’te açılan YPG’yle silahlı iş birliği parantezi 2026’da yine Paris’te kapanmış oldu.
James Jeffrey: Doğru zaman
Bu kritik kararın ardından, 2018-2020 yıllarında ABD’nin o politikasını sahada bizzat uygulayan Eski Suriye ve DAEŞ ile Mücadele Özel Temsilcisi James Jeffrey’e ulaştım. Zira kendisi YPG ile iş birliğini “taktiksel, geçici ve işlevsel” olduğunu anlatan isimdi. Öncelikle Jeffrey’e göre de ‘‘bu kararın zamanlaması doğru” zira ‘‘Suriye’de durum değişti.’’ Bugün artık sahada Şam yönetimi gerçeği var, dolayısıyla temelde değişen şey bu.
Tek ortak SDG değildi
Jeffrey 2018’den itibaren sahada SDG’den başka iki yerel ortakları daha olduğunu hatırlattı: ‘‘Güney Suriye’de El Tanf bölgesinde Sünni Arap muhalefet unsuru Maghavir El Thavra. Heyet’ül Tahrir Şam (HTŞ) ile ilgili olarak da biliyorsunuz bizim İdlib bölgesinde DAEŞ ve El Kaide’ye karşı yaptığımız pek çok operasyonumuz oldu. Burada birilerinin bize istihbarat vermesi gerekiyordu. 2018’den sonra HTŞ’yi ve o dönemki adıyla Colani’yi destekledik.’’
Jeffrey ‘‘HTŞ terör listesinde olduğu için ABD’nin doğrudan değil dolaylı bir şekilde temas olduğunu’’ anlattı. ‘‘Batılı sivil toplum örgütleri üzerinden temastaydık, isim sorsanız da isim veremem’’ dedi.
HTŞ ile temasın arka planı
Jeffrey, HTŞ ile temasın gerekçesini dört başlıkta sıralıyor: ‘‘1- DAEŞ’e karşı mücadele ediyordu, 2- Esad’a, Ruslara ve İranlılara karşı çok etkili bir şekilde direniyordu, 3- Üç milyon yerinden edilmiş mülteci vardı ve Esad’ın saldırılarına karşı bu kişiler korunmasaydı Türkiye’ye ve ilerisine geçecekti, 4- Türkiye de dolaylı bir şekilde HTŞ ile temastaydı ve bizim de Ankara ile Suriye politikamızı koordine etmemiz gerekiyordu.’’ Bu tablo, Washington’un bugünkü politikalarında Şam’daki yeni yönetimi merkezine almasının arka planını izah ediyor.
Kürtlere daha fazlası mı söylendi?
James Jeffrey, Voice of America röportajında ‘‘biz YPG’ye siyasi ve askeri garanti vermedik’’ demişti. O zaman Kürtler neyi yanlış anladı diye sorduğumda yanıtı şu oldu: “Bu ilişkinin taktiksel, geçici ve işlevsel olduğu tanımlaması bana Brett McGurk tarafından söylenmişti. Bu, Jim Jeffrey’nin yani benim icat ettiğim bir söz değildi. Sahada bulunanlar, çatışmaların etkisiyle 2016-2017-2018’de ne yaptı bilmiyorum. Açıkçası bazı Türkler ve Kürtler taktiksel, geçici bir şeyden çok daha fazlasının sözünün verildiğine inanıyor.’’ Burada bir gri alan bırakınca ‘Bu cevap sizin de şüpheleriniz olduğu şeklinde düşündürüyor.’ dedim, şöyle devam etti: ‘‘Elbette, ama ABD’lilerin bu yönde bir açıklama yaptığını sahada görmedim.’’ dedi.
Kandil ve bundan sonrası
Jeffrey, kendisi ve Eski ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın daha önce söylediği gerçeği tekrarlıyor: “YPG’nin PKK’nın bir kolu olduğu bir hakikattir.’’ Kandil’in Suriye sahasındaki etkisini de kabul ediyor: “Kandil’deki merkezden SDG’ye, Türkiye’ye karşı sert olunması ve ABD’nin dinlenmemesi yönünde telkinler geldiğini biliyorduk.’’
Bu tespit, 18 Ocak anlaşmasının neden bu kadar kırılgan olduğunu da açıklıyor. Jeffrey, bireysel entegrasyonun kolay olmadığını söylüyor ve anlaşmanın en zor maddesinin bu olduğunu gizlemiyor. Bakalım önümüzdeki 10 günlük süreç bize ne gösterecek.
Sende Yorum yap