s

Nasıl bilet alamadım!

“Bana haber ver” butonuna basmıştım. İşte haber geldi. Geri sayım başladı. 3 dakika var. Metrodan çıktım kafeye geçtim. Alelacele bir masa bulup oturdum. 1 dakika. 59, 58… Çok heyecanlı. 3, 2, 1. Beyaz tuş sarıya döndü. Satın al yazıyor şimdi üzerinde. Teknoloji güzel şey valla. Anında bastım sarıya. Kaç adet? 2. Bastım ‘satın al’a. Bu sayıda bileti sana satamıyoruz daha az sayıda bilet seç yazıyor açılan uyarı penceresinde. Ama konsere iki kişi gideceğiz biz. Bir daha deniyorum. İki bilet. Satın al. “Bu sayıda bileti sana satamıyoruz daha az sayıda bilet seç.” Arkadaş biz sevdiğimizle konsere gidemeyecek miyiz? Bir daha deneyeyim bari. Geri dön. Satın al. Satın alamıyorum. Çünkü artık o tuş aktif değil. Onu yerine bekleme sırasına adını ekle tuşu var. Ona bastım. Ha, ama bak bekleme sırasına iki kişi eklenebiliyorsun. Francesco geldi, “her zamankinden mi” diye sordu. Evet dedim keyifle. “Çok mutlusun yüzün gülüyor” dedi. “Evet” dedim, “teknoloji güzel şey Francesco’m, bak oturduğum yerden bekleme sırasına adımı, hem de iki kişi olarak ekledim. Bu da bugünün kazanımı olsun.”

Arkadaş biri bana anlatsın, biz artık neden sevdiğimiz sanatçının konserine bilet alamıyoruz? Hep bir gerilim, hep bir dram, hep bir sıkıntı... Ne yapmamız lazım, konser akşamı kapıya gidip kendimizi mi yakalım içeri girmek için? Ne zaman talep olan bir konser olsa aynısı yaşanıyor. 3, 2, 1 bas. Olmadı.

Bu karışık bir şey değil ki. Bize yap denilen bu. Yapıyoruz. Gene bilet yok. Saniye geciktirmeden bunu yapıp gene de bilet alamıyorsam ben ne anladım bu bilet satışından, bu uygulamadan, bu teknolojiden? Biz illa kimsenin gitmediği, anında biletleri tükenmeyen konserlere mi gitmek zorundayız? Biz illa ikinci el sitelerden normal fiyatının 20 katını ödeyerek mi bilet satın almak zorundayız? Ne yapalım?

Tracy Thorn ve Ban Watt (Everything But The Girl kimdir, enter), üçü martta, ikisi mayısta beş tarih açıkladı. Beşine de bilet bulamadım. 3, 2, 1, bas tuşa. Bilet yok. Kim alıyor bu biletleri birader? Kim beceriyor? Nasıl bir taktik uygulanıyor?

Tarkan konserine bilet almaya çalış gene aynısı oluyor. 17 bin 638’inci sıradasın ya da sıra sana 4 saat sonra gelecek falan yazıyor. Ya bu eziyeti çek, ya da git ikinci elden asgari ücrete satın al. Beğenmiyorsan bekleme listesine adını yazdır. Biri biletini iade edecek de sıra sana gelecek falan...

“Dice” adındaki bu uygulamadan memnunum ben aslında. Ama ne zaman talep olan, azıcık gözde bir konser olsa aynı şey yaşanıyor. Nisan’daki The Notwist konserine de iki kişi gitmek istiyorduk. Gene bu saçma “o kadar sayıda bilet alamazsın” uyarısı yüzünden sadece tek bilet alabildim. Berin de kendi telefonundan tek bilet almaya çalıştı ama alamadı. Şimdi doğum günümde bu güzel konsere tek başıma mı gideceğim? Bu ne biçim sistem? Londra, İstanbul aynı. Neredeyse bütün uygulamalarda aynı problem yaşanıyor.

Eskiden, ama çok eskiden, kapıya gider bir gece önceden sıraya giderdik. İstanbul Caz Festivali zamanında mesela AKM’nin önündeki (eski AKM) alana çadırlar kurulurdu. Buralarda kalıp sabaha gişe açılınca bilet alırdık. Sürünürdük ama biletimizi alırdık en azından. Gişeye ilk ulaşan kişiye “bilet bitti” denmezdi. Olayın saçmalığını bilmem anlatabiliyor muyum? Gene çadırda bekleyelim demiyorum tabii ki, ama bilet almak istiyoruz (gerekirse bekleyelim ayrıca). Tarkan konseri, bilet yok. Tracy Thorn bilet yok. Oasis, beş saat, on saat bekle. N’oluyor arkadaş kim alıyor bu biletleri? Bu ne biçim sistem, küçük konsere de bilet yok büyük konsere de bilet yok...

Dünyada da Türkiye’de de bu bilet satış sistemi kadar işlemeyen bir sistem yoktur. Biri bana talep olan bir konsere fahiş fiyat ödemeden, normal bilet fiyatını ödeyerek nasıl gireceğimizi anlatsın. 3, 2, 1 satın al yapıp biletin satışa çıktığı saniye dahi alamıyorsak daha nasıl alacağız? Bu ne biçim konsercilik, bu ne biçim teknoloji?

Categories: Nasıl bilet alamadım!

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.