s

YAS’ LANMAK

Yine ve yeniden merhaba!

Tatsız ve zorunlu bir aranın ardından yine birlikteyiz!

Babamı kaybettim ve sustu tüm kelimeler, küstü cümleler…

Her şey çok hızlı oldu, iki ay içinde kayıp gitti babam ellerimden. İçimi acıtan hastalık dönemi, kalbimi kanatan cenaze töreni ve ardından gelen siyah çarşaflara sarılı yas dönemi…

Öyle böyle bir kayıp değil ki, Baba!

Altında dinlendiğin ağaç, sırtını dayadığın dağ! Sadece babam değildi o, en yakın arkadaşım,

sırdaşımdı. Evde, işte, hayatımın her zerresinde mihenk taşıydı!

Yazma hikayem de onunla başladı! Okumayı öğrenir öğrenmez mektuplar yazmaya başladım ona. Bisiklet mi istiyorum ya da bir oyuncak, bir yere gitmek için izin mi lazım, dokunaklı- içten bir mektupla, hedefi 12’den vuruyordum. Saklamış o mektupların hepsini, okudukça duygulanıyorum. Onu çok çok özlüyorum!

Sadece babama değil önceki ben’ e de veda ettim!

Üzüldüm, incindim, güçlendim! Ve büyüdüm diyebilirim. ‘Acın çok büyük, cenazede, o kalabalıkta, üzüntüyle hatırlamayacaksın pek bir şey’ dediler ama hatırlıyorum her şeyi! Kim gelmişti ta uzaklardan, kim işini gücünü, bebesini bırakıp koşmuştu yanıma, son görevlerini yapan kimlerdi babama, hepsini gördüm. Tuhaf bir farkındalık geldi, hissettim kucaklayanların sevgilerini, içten tesellilerini! Zaman geçtikçe anlıyorum ki birini kaybetmek, ona veda etmek değil, onun yokluğuyla yaşamayı öğrenmek!

Babam kendini de bizleri de ölümsüz olduğuna inandırmış galiba, hiç aklıma getirmemişim bir gün gidebileceğini! Öyle de çalışkan, enerjik ve dimdik ayaktaydı ki, kabullenmek çok zor oldu onu artık göremeyeceğimi! Her gün gittim mezarına, gerçekten orada mı diye acaba! İnanamadım, inanmak istemedim, direndim. Geçecek bunlar dedim, ya kötü bir rüya bu yaşananlar ya da nefes aldırmayan bu acı, geçecek illa!

‘Geçmeyecek’ dediler, ‘geçmesini bekleme, bu acı seninle yaşamaya devam edecek. Bu acının üstesinden gelemeyeceksin ama bu kayıpla yaşamayı öğreneceksin. İyileşeceksin yavaş yavaş ve bu kaybın etrafında kendini yeniden inşa edeceksin. Ama inşa edeceğin kendin, eski sen olmayacak.’

Kime sorsam herkes sözleşmişçesine aynı şeyi söylüyor; Kederin belli bir saati yok, acının geçeceği kesin bir tarih de! Ummadığın bir anda hatırlanan bir anı, basit bir hatıra, bir bakış ya da bir koku her şeyi yerle bir edebilir. Normal bu, sevgi ölümle yok olmaz, şekil değiştirir o kadar. Anıya dönüşür, bir kokuda saklanır, şarkıyla söylenir, süzülen gözyaşında kendini gösterir.

İnsan gülümsediği için utanıyor bazen, bir şiirden, filmden ya da ne bileyim arkadaşlarıyla vakit geçirdiğinden dolayı suçlu hissediyor. Hatta öyle ki hayat devam ediyor derken bile çekiniyor. Oysa yaşamak, unutmak değil ki! Gidenin sana ektiği sevgiden yeni bir sen çıkarmaktır ortaya! Eski sen’ in büyümüş, olgunlaşmış sürümü!

Derler ki her büyük acı, bir tanık ister illa! Tanık bulamamış, acı tamamlanamaz. Bu yüzden yas, birlikte tutulur, dostlarına, sevdiklerine yas’lana yas’lana…

Son derece kalabalık, derin bir saygıyla toplanan, hayatımın en zor günü olan cenazenin ardından, babamın neden bizi, çevresindeki herkesi ölümsüz olduğuna inandırdığını anladım. Gördüm ki;

Sahip olduklarınla değil, dokunduğun hayatlarla hatırlanacaksın! Birine ilham vermek, bir kalbi iyileştirmek, bir hayatı değiştirmek, bir insana iyi gelmek, bir yüreği gülümsetmek, işte budur yaşamın amacı! Bir kalbe dokunmaktır ölümsüzlük!

İşte bu yüzden hepimiz için ölümsüzsün sen Babacım!

Işıklarda, huzurla uyu!

………………..*…………………….

KARADUT LEKESİ;

Tabi bu yas dönemi, yakınlarına, dostlarına yaslanarak aşılıyor. İçinde bulunduğun karanlık, bir dost sesi ile aydınlanıyor, şefkatle uzanan eller, o kopkoyu karanlığı aydınlatıyor. Yalnız olmadığını hissetmek, tam da bu dönem de kıymetli oluyor. Ama el ayak çekilip de gün geceye kavuşunca, dışardaki sesler susup içindeki sesi duymaya başlayınca, o yokluk yüzüne tokat gibi çarpıyor. Kalabalık olsun istiyorsun hep, insanlar konuşsun, hep gürültü olsun. Olsun ki yüzleşmek zorunda kalmayasın o acı gerçekle! İyi de nereye kadar sürecek böyle?

Cevabı, taziyeye gelen bir ablanın anlattığı hikayedeydi. Yalnız kaldığımda üzerime sinen hüznü, gözlerimden fışkıran acıyı gördüğünde, ‘gel, yanıma’ dedi. ‘Sana bir şey anlatacağım, dinle beni!’;

"Bir gün bahçede tek başıma oyun oynarken ağaçtaki olgunlaşan dutları gördüm. Hemen ağaca çıkıp yemeye başladım. O kadar çok yedim ki yemekten yorgun düştüm. Ağaçtan inip gölgesine uzandım, uyudum. Ne kadar vakit geçti bilmiyorum, ablamın çığlığı ile uyandım. Beni yerde, ağzım burnum kıpkırmızı bir halde uyurken görünce ağaçtan düştüm, bayıldım sanmış. Yanıma gelip bakınca kan olmadığını, karadut lekesi olduğunu anladı. Bu seferde üstümü başımı kirlettiğim için bağırmaya başladı. Malum karadut lekesi de hiç kolay çıkmaz. E annemler beni o halde görseler kendisine kızacaklar. Panikle bir oraya bir buraya koştururken babaannem bahçeye gelmiş ve ne olduğunu sormuş. Ablam da ‘Baksana babaanne ya! Bütün üstünü kirletmiş, annem de bana kızacak!’ Babaannem, ‘Hadi ağlama, şimdi çıkartırım ben onları’ demiş ablama!

Karadut ağacının yanına gidip birkaç dut yaprağı koparmış, avucunun içinde parmaklarıyla ezerek köpürtmüş. Elimi yüzümü dut yaprakları ile ovalamaya başlamış. Şaşkınlıkla kendisini izleyen ablama da, ‘karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarır’ demiş. Ve eklemiş;

‘İnsan da aynı bu ağaç gibidir. Yarasına ilacı başka yerde arayan her zaman yanılır.

Her yaranın merhemi kendi dalındadır!’

………………………..*………………………

DİREN EVLADIM!

Bu aralar en çok sabır- metanet- inanç kavramları arasında dolanıp duruyorken başka bir kelimeye tosladım fena halinde! Acıma sarılıp, çekip yorganı başıma, günlerce, aylarca uyumayı isterken çaresizce, tutup kollarımdan silkeledi o kelime; Direnmek!

Soğuk ve katı bir kelime direnmek, yaşattığı his de öyle!

Hayat denen mücadele parkurunda ayakta kalma savaşı direnmek! Haksızlığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, ölüme!

Şöyle söyleyeyim sevdiğinin birinin kaybı sadece bir boşluk değil, dünyamızın koordinatlarının yeniden çizildiği zorlu bir yolculuk! Yasın karmaşık coğrafyasında gezinti, hepimizin yaşadığı bir sınav, içten gelen gücün dışarıya yansıması! ‘Ne olursa olsun, asla pes etmeyeceksin’ diyen babam, direnmenin vücut bulmuş haliydi!

En çok direnmeyi öğretiyor hayat ya da ne bileyim gösteriyor. Direnenler de kazanıyor. O yüzden direnmek, sanattır deniyor. Geldim gidiyorum şunu gördüm şunu bildim, acı hayatın her kademesinde var, kaçamıyorsun ondan. Saklanamıyorsun, yok sayamıyorsun. Benim hayal ettiğim gibi, yorganın altına girip geçmesini de bekleyemiyorsun. Yüzleştiriyor seni hayat, ister söve söve ister seve seve! Sanat da acıdan doğuyor çoğu zaman. Şairler, kalemlerini acıya batırarak yazarlar şiirlerini, ‘acıdan geçmeyen şarkılar, biraz eksiktir’ dediği gibi Sezen’in!

O halde geriye tek bir şey kalıyor; Onun karşısında güçlenmek! Güçlenmek de onu inkarla değil kabullenmekle başlıyor. Değişmeyen tek şeyin, değişim olduğunu varsayarsak hayatın bazı evrelerinde illa bir değişim olması kaçınılmazdır. Ha buna direnmek ise anlamsızdır. Direnmenin kankaları, azim ve inat! Akılla direnmek, azimdir Akılsız direnmek ise inattır. Boşa giden zamandır.

O kadar inanılmaz olay yaşıyoruz ki her gün, akıl sağlığımızı korumak için direniyoruz en önce! Çocukların birbirini katlettiği, evladın annesini camdan ittiği, ya bebeklerin yendiği bir dünyada yaşamak için direniyoruz, adına da hayat diyoruz. Ama şunu unutuyoruz;

Ne kadar dirense de beden, yürektir bedene hükmeden!

O yüzden yangınlara direniyoruz da kalpteki bir kıvılcımda hükmen yeniliyoruz! Oysa biz güneşe ateş eden bir memleketin evlatlarıyız biz, “Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın” diyen Nazım’ın torunlarıyız, düştüğümüz yerden bir avuç toprakla kalkarız. Cihana hükmeden bir imparatorluğun torunlarıyız, hangi çılgın bize zincir vuracakmış, şaşarız!

Zaten tarihe şöyle bir bakınca da görüyoruz ki hayat ne zaman bittiğini değil ne kadar direndiğini hatırlar. Kabullenmek, bedeli özgürlük olan alışveriştir. Oysa yapman gerek çok basittir;

Dünyayı değiştiremiyorsan, dünyanı değiştir!

…………………..*………………………

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Fırsatı; Ekonomik umutları şahlandırdı! Suudi Arabistan ile Türkiye arasında 2 milyar dolarlık güneş enerjisi yatırımı anlaşması imzalandı. Suudi Arabistan ile imzalanan yenilenebilir enerji santrali projesi anlaşmasına göre Türkiye 2035 yılında, güneşte ve rüzgârda 120 bin megavatlık bir kurulu güce ulaşacak. Ülkemize ucuz elektrik sağlayacak büyük ölçekli bu proje ile Türkiye’de bugüne kadar gördüğümüz en düşük fiyatla elektrik alınmış olacak. Valla ben elektrik aldım bu projeden, kulağa çok güzel geliyor. Tez zamanda yapılsın inşallah!

Haftanın Aktivist Hareketi; Biraz delirmişlikle de ilintili! İstanbul Galata’da bir balıkçının tuttuğu balıkları denize atan vegan bir kadın, “Hayvanları yemeyin” diyerek tepki gösterdi! Sabah 7’den öğlene kadar 2.5 kilo istavrit balık tutan 65 yaşındaki Ahmet G.’nin bir kova balığını alıp tereddütsüz olarak denize döken aktivitist bir kadın, balıkların yaşam hakkı olduğunu ve onları yemek yerine alternatif yemek çareleri bulunması gerektiğini, yaptığının arkasında olduğunu söyledi! Benim merek ettiğim ise, nasıl dayak yemediği! Şanslıymış sanki!

Haftanın Dolandırıcılığı; Sosyal medya üzerinden gerçekleşti! Sosyal medyada, "sermayenizi 5'e katlayın" reklamlarına kanan 9 kişi, 127 milyon lirasını dolandırıcılara kaptırdı! Instagram uygulaması üzerinden 'yatırım danışmanı' sıfatıyla popüler içerikler yayınlayarak reklam paylaşımları yapan ve takipçilerine borsada bulunan şirket hisselerinde günlük alım satım yaparak kısa sürede sermayenin beş katı kadar kazanç vaat eden 154 şüpheli yakalandı, çalıştırdıkları 50 paravan şirkete de el konuldu! Bedava peynirin fare kapanında olduğunu, kolay yoldan para kazanmanın sonunun hep hüsran olduğu ne zaman anlaşılacak acaba?

Haftanın Gururu; Dünya birincimiz! Lise öğrencisi Yusuf Demirkaya, ABD'nin Houston kentinde düzenlenen "Copernicus Olimpiyatı"nda fizik ve astronomi alanında dünya birincisi oldu! TÜBİTAK 4001 – Ulusal ve Uluslararası Yarışma/Etkinlik Katılım Desteği kapsamında desteklenen Cağaloğlu Anadolu Lisesi ve Fatih İslam Seçen Bilim ve Sanat Merkezi fizik proje öğrencisi Demirkaya, koltuklarımızı kabarttı, hepimizi gururlandırdı! Helal sana çocuk! Yolun açık olsun!

Haftanın Korkusu; Parazit! Her yıl 250 milyon kişinin yakalandığı ve cinsel organları hedef alan bir parazitlerle oluşan “şiştozomiyaz" hastalığı, bu parazitleri taşıyan salyangozların olduğu Afrika’da ortaya çıktı. Çin, Venezuela ve Endonezya'nın da aralarında bulunduğu 78 ülkede de bulaşımı tespit edilen şiştomiyaz, ülkemizde yurtdışından dönen kişilerde tespit edilmiş ancak sayı henüz belli değil! Ne virüsümüz bitiyor ne parazitimiz, sürekli bir bulaşım- salgın mevzusu içindeyiz. Kısaca Allah’a emanet yaşıyoruz, diyebiliriz!

Categories: YAS’ LANMAK

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.