TÜBİTAK’ın Nadir Toprak Elementleri ve Çip Üretimine Yaklaşımı
Önceki yazılarımızda enerji geçişi ve dijitalleşmenin derinleşmesi olmak üzere küresel ölçekte iki derin dönüşümden bahsetmiş ve bu iki dönüşümün de nadir metaller ve nadir toprak elementlerine bağımlılıklarına değinmiştik. Elektrikli araçlardan bataryalara, savunma sanayinden mıknatıslara kadar oldukça geniş bir aralıkta bu bağlamda nadir toprak elementlerinin önemi oldukça kritik bir düzeye taşınmış, ülkelerin dış politikalarında da önemli gündem maddesi olarak yer almaya başlamıştır. Özellikle, Çin’in bu kapsamda tek başına oldukça güçlü pozisyonu gerilimi çok daha fazla artırmaktadır. Çin sadece hammadde ve rafinaj alanında tekel konumunda değildir, ayrıca yüksek teknolojili üretim konusunda da önemli bir potansiyele sahip olup liderliği zorlamaktadır.
Dolayısıyla, nadir metallere sahip olma veya tedarikini güvenceye alma ve çip üretimi konusunda ülkeler arasında kıyasıya rekabet artık daha görünür olmaya başlamıştır. Özellikle pandemi döneminde yaşanan çip krizinin küresel ölçekte başta otomotiv olmak üzere çok farklı sektörleri nasıl etkilediği halen hafızalarda tazeliğini korurken ülkeler bu kapsamda tedarik zincirlerini güvence altına almaya çalışmaktadır. Bu nedenle tedarikte çeşitlendirmeye gitmekte ve üretim kapasitelerini artırabilmek için çok farklı işbirlikleri geliştirmektedir.
Ülkemiz bu kapsamda önemli avantajlara sahiptir. Türkiye en yüksek bor rezervlerine sahip bir ülkedir. Bor ve bor türevlerinin zırh sistemlerinden roket yakıtlarına, nükleer teknolojilerden kompozit malzemelere kadar savunma sanayinin birçok alanında kullanılması ülkemiz açısından büyük bir avantaj ve fırsat sağlamaktadır. Elbette bu noktada sadece bor hammaddesine sahip olma avantajının ötesinde önemli olan Çin’in stratejisinde olduğu gibi bu hammaddeleri yüksek teknolojili süreçlere entegre edebilir hale de getirebilmektir. Bu da ülkemiz için halen önünde önemli bir fırsat olarak durmaktadır. Bu nedenle nadir toprak elementlerine ve çip üretimine yönelik bilimsel bilgi ve üretim kapasitemizi hızla artırmamız gerekiyor. Bu bağlamda bakanlıklarımız kadar üniversitelerimiz ve TÜBİTAK’ın da öncü olmaları oldukça önemlidir.
Her iki konuda da TÜBİTAK’ın önemli çalışmaları olduğunu görmek oldukça sevindirici. TÜBİTAK MAM Kimyasal Proses Teknolojileri AG’nin nadir toprak elementleri teknolojileri kapsamında yer alan kimyasal sentez, çözme – liç, solvent ekstraksiyonu, kristalizasyon, kurutma gibi proseslere yönelik yöntem ve proses geliştirme yetkinliğine sahip olduğu görülmektedir. MAM Metalik ve Yapısal Malzeme Teknolojileri AG ise mevcut malzeme geliştirme ve ileri karakterizasyon yetkinlikleri ile optimum alaşım kompozisyonu, kontrollü katılaşma mikroyapısı, düşük impürite oranı gibi neodimyum mıknatıs üretimine yönelik alaşım geliştirme çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışmaların kapsamını genişleterek hız kazanması oldukça kritiktir.
Diğer taraftan, Türkiye çip ekosisteminde özellikle tasarım, test ve karakterizasyon alanlarında güçlü bir altyapıya sahip olup ileri ölçekli üretim kapasitesini de geliştirmeye çalışmaktadır. TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde güncel olarak 250 nm boyutunda çip üretimi gerçekleştirilmekte, yeni kurulacak fabrika ile ilk aşamada 110 nm ardından kademeli olarak 45 nm ve 28 nm seviyelerine inilmesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin stratejisi mevcut tasarım gücünü üretimle desteklemek, stratejik iş birlikleri (IMEC, uluslararası foundry'ler) üzerinden üretim boyutlarını 28 nm seviyesine çekmek ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltacak bir ekosistem kurmak üzerine kurgulanmıştır. Bu kapsamda AB Mikronano, ODTÜ MEMS, Bilkent UNAM/NANOTAM, Sabancı SUNUM, NÜRDAM gibi araştırma merkezleri, savunma sanayiinde ASELSAN, TUYAR paketleme ve entegrasyon süreçlerinde kritik paydaşlar olarak öne çıkmaktadır.
Nasıl savunma sanayiinde kısa sürede güçlü bir ekosistem oluşturmuş ve önemli bir ekonomik ve güvenlik avantajı sağlayabilmişsek aynı başarıyı nadir toprak elementleri ve yarı iletken teknolojileri alanlarında da sağlayabiliriz. Bunun için TÜBİTAK’ın ve üniversitelerimizin her iki alandaki mevcut kapasitelerini güçlendirmek ve yönlendirmek zorundayız. Böylece, önümüzdeki dönemde küresel ölçekte bu alanlarda yaşanacak gerilimlerde önemli bir avantajı daha yakalamış olabileceğiz.
Categories: TÜBİTAK’ın Nadir Toprak Elementleri ve Çip Üretimine Yaklaşımı
Sende Yorum yap