Geçen hafta Antalya’daydım. Turizm Gastronomisi Yatırımları ve Ağırlama Zirvesi’ni (FSUMMIT) yerinde izledim. Dışarıda fırtına vardı, içeride sektörün mutfağı harlıydı. Konu yalnızca yemek değildi; bu devasa düzenin nasıl döndüğüydü.
Ocak ayı futbolda sezon başı kurulan planın çatladığı yerdir. Yazın yapılan hesapların eksik çıktığı, sakatlıkların biriktiği, puan kayıplarının sabrı azalttığı dönemdir. Yönetimler uzun vadeli projeyi değil, kısa vadeli müdahaleyi düşünür. Telefonlar açılır, menajerler devreye girer, “acil” etiketi masaya konur.
Trendyol Süper Ligde 22 haftayı geride bıraktık, bitime 12 maç kaldı. Mayıs ayının ortasına geldiğimizde her şey netlik kazanmış olacak...
Lider Galatasaray ve en yakın takipçisi Fenerbahçenin fikstürlerine baktığımızda yarışın ortada olduğu net biçimde görülüyor. Galatasaray kalan 12 maçın 7sini deplasmanda oynayacak. Konyaspor, Beşiktaş, Göztepe, Trabzonspor, Gençlerbirliği, Samsunspor ve Kasımpaşa ile rakip sahalarda zorlu sınavlara çıkacaklar.
Fenerbahçe ise 12 maçın 5ini deplasmanda, 7sini sahasında oynayacak. Ligin ikinci yarısında Alanyaspor, Kocaelispor ve Trabzonsporu deplasmanda yenmeyi başaran Fenerbahçe en kritik virajdan hasarsız çıktı. Geriye Antalyaspor, Karagümrük, Kayserispor, Galatasaray ve Konyaspor deplasmanları kaldı...
Galatasaray, milli ara öncesinde Konyaspor (D), Alanyaspor, Beşiktaş (D), Başakşehir ve Göztepe (D) ile karşılaşacak. Fenerbahçe ise Kasımpaşa, Antalyaspor (D), Samsunspor, Karagümrük (D) ve Gaziantep FK ile karşı karşıya gelecek. Maçların kağıt üzerindeki zorluk derecesine baktığımızda beş hafta sonra ligde bambaşka bir tablo ortaya çıkabilir. Liderliğin el değiştirmesi bile büyük bir sürpriz olmaz...
Bu noktada şampiyonluk yarışını ciddi biçimde etkileyebilecek bir faktöre dikkatinizi çekmek isterim. Evet önümüzdeki yaz ABD, Kanada ve Meksikanın ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupasından bahsediyorum...
Fenerbahçenin 14 yabancısı var ve bu oyunculardan 7si Dünya Kupası bileti aldı. Ederson, Semedo, Edson Alvarez, NGolo Kante, Matteo Guendouzi, Marco Asensio ve Jayden Oosterwoldenin ülkeleri dev turnuvaya katılmayı garantilemiş durumda. Skriniarın ülkesi Slovakya ise Türkiye gibi play-off oynayacak.
Ederson, Semedo, Alvarez ve Kantenin Dünya Kupası için kadroya çağrılmaları kesin gibi. Ancak Asensio ve Guendouzi kalan maçlarda ortaya koyacakları performansla kendi kaderlerini kendileri belirleyecek. Hollanda için umudunu koruyan Oosterwolde de aynı şekilde göbeğini kendi kesecek.
Bu durum Fenerbahçeye şimdiden şampiyonluk yarışında ciddi bir avantaj sağlıyor. Sarı-lacivertli takımın bu avantajdan ilerleyen haftalarda da yararlanmaya devam edeceğini düşünüyorum.
Müthiş bir sezon geçiren Asensio yaklaşık 2,5 yıl sonra İspanya formasıyla buluşmanın hayallerini kuruyor ve gerçekten çok iştahlı. Guendouzi de Fransa ile kupada yer almayı çok istiyor ve o da form grafiğini hızla yükseltiyor.
Diğer yandan A Milli oyuncular Kerem Aktürkoğlu, İsmail Yüksek, Çağlar Söyüncü, Mert Müldür ve Oğuz Aydın da play-off maçlarının kadrosunda yer alabilmek için mücadele ediyorlar. Türkiyenin Dünya Kupası vizesi alması halinde turnuvada boy göstermek adına da rekabeti sürdürecekler.
Dünya Kupasının şampiyonluk yarışındaki itici gücünü hafife almamak lazım. Hemen bütün liglerde milli oyuncular ve milli formaya aday isimler çok ciddi biçimde "erken rezervasyon" yarışı içindeler.
Bakalım Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesinde bu yarıştan hangi ölçüde yararlanabilecek? Sadece Asensio ve Guendouzinin Dünya Kupası hayali kurmaları bile sarı-lacivertli takıma büyük güç katıyor. Yıldız oyuncuların önümüzdeki dönemde takıma daha da önemli katkılar yapabileceklerini düşünüyorum.
Kolay değil, Juventus gibi bir dev karşısında devreyi geride kapatacaksın, ikinci yarı dört gol atacaksın. Bu her babayiğidin başaracağı bir şey değil. Galatasaraylı futbolcularda bu sene Avrupa kupalarında başarılı olacağız inancı var. Bu inanç teknik direktörde var, taraftarda var... Siz Süper Lig’de oynanan maçları ölçü olarak almayın. Burada hafta başı başlıyor, hafta sonu bitinceye kadar sarı-kırmızılılar hakkında her türlü kötü şey söyleniyor. Futbolcuların bunları ciddiye almadıkları belli.
Nereden bakarsanız bakın çözüm üreten değil, sürekli sorun üreten bir ülke haline geldik.
Ortaklık zor iştir. İş dünyası sürdürülemeyen ortaklıkların hikayeleri ile doludur. Hatta bu hikayelerin bazılarının aktörleri kardeşlerdir. Ancak başarılı örnekler de var. Bunlardan biri de Süleyman Kamil Yazıcı ile İzzet Özilhan’ın 1950’de başlayan ortaklıklarının hikayesidir.