“Sınırları dahilinde kalarak, Amerikan mahkemelerine yasaların anayasaya aykırılığı konusunda karar verme yetkisi, siyasi meclislerin tiranlığına karşı bugüne kadar oluşturulmuş en güçlü engellerden birini oluşturmaktadır.” -Alexis de Tocqueville
Yıllar önceydi... Gazetede gece nöbetim yeni bitmişti. Eve dönmem gerekiyordu ama masamdan kalkamıyordum. Sabahın o mahmur ışıkları İstanbul’un üzerine düşerken, elimdeki romanın saplantılı aşığıyla birlikte lise yıllarımı yaşadığım Nişantaşı sokaklarında kaybolmuştum. Güneş doğduğunda zihnimde bambaşka bir İstanbul vardı.
Ülkemizin ve dünyanın en itibarlı öğretim kurumlarına baktığınızda kurulduğunda nerede ise hâlâ orada, kuruluştaki ismi ne ise hâlâ o, hangi alanda öğretime başladıysa hâlâ o alanda eğitim veriyor.
Yazı serisinin bu bölümünde sözü daha çok Claude’un kendisine bırakacağımı söylemiştim. Ancak o esnada ilginç bir gelişme yaşandı ve Anthropic’in söz konusu anayasası “gerçek hayat tarafından” çok sert şekilde test edildi.
TBL1XR1 gen mutasyonunu daha önce duymuş muydunuz? Ben ilk kez duydum ve öğrendim. Dünyada görülen 7 bin nadir hastalıktan sadece biri olan TBL1XR1, konuşma güçlüğü, gelişimsel gecikme, epilepsi ve otizm benzeri davranışlar gösteriyor.
Hiç unutmuyorum, yıllar önce, 2006’da Uluslararası Uzay İstasyonu’na giden ilk kadın uzay turisti Anousheh Ansari’nin eşi Hamid Ansari ile tanışmamı. Eşinin uzaya giden ilk kadın turist olduğunu gururla anlatıyordu ve tabii bu kararı nasıl desteklediğini. Ardından da eklemişti: “Şimdi Mars’a gitmek istiyor, bu uzay turizmi gibi değil, Mars’ın geri dönüşü olmayabilir. Gitmesini istemem.” İşte, Mars idealinin romantizmi ile gerçekliğinin arasındaki mesafeyi böyle özetliyordu.