Amerika’nın güney eyaletlerinden çıkmış bir söz vardır:
Bodrumda, aynı aileden baba ile iki kız çocuğunun yaşamını yitirdiği jet ski faciası, denizlerde denetimin ne kadar hayati önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu acı olayın ardından aklıma tek bir soru geliyor: Her sene Bodruma giden biri olarak görüyorum ki yaz boyunca Bodrum başta olmak üzere Ege ve Akdeniz kıyılarında binlerce jet ski ve yüksek hızlı deniz aracı denize açılıyor. Sosyal medyayı her açtığımızda sanatçıları, mankenleri, fenomenleri, iş insanlarını ve tatilcileri, jet ski kullanırken görüyoruz. Peki, bu araçları kullananların gerçekten kaçının gerekli ehliyeti var?
Yunan Savunma Bakanı Dendias, her sabah kalkıp aynaya bile bakmadan Türkiye’yi hedef alan doğrudan savaşa odaklı tahrik ve provokatif söylemlerine devam ediyor... Hem de hiç utanmadan, sıkılmadan bir de sanki ülkesi tehdit altındaymış gibisinden mağdurluk palavralarıyla...Ama zoru görünce de tornistan yapıp “ barış, dostluk, kardeşlik” gibisinden ağzına hiç yakışmayan laflar ediyor arada birde olsa... Türkiye’nin savunma sanayindeki atılımlarıyla çok daha güçlenmesi ve değişen dünya konjonktüründe giderek artan öneminden kaynaklı öyle bir ruh halindeki; sahte kabadayılık ama ağırlıkla da ağlamaklı söylemler arasında gel-gitler yaşıyor sürekli. Ciddi halüsinasyon görme, sanrı sorunu da var ve buna bağlı hepten şuursuz çıkışlar yapıyor...Hem komik hem de zavallı durumuna düşürüyor kendisini...Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. yıldönümünde geçirdiği halüsinasyon nöbetinde saçmaladığı zırvalıklar şunlardı mesela:
Özgür Özel ve ekibi, yeni bir partiyle yeni bir yola çıkmanın eşiğinde...
Muhammed Zâhid el-Kevserî, Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş en önemli ilmî şahsiyetlerden biri olarak hem klasik Osmanlı ilim geleneğinin son büyük temsilcilerinden biri hem de modern dönemin fikrî tartışmalarına doğrudan müdahil olan bir âlimdir. Onun hayatı yalnızca bir âlimin sıradan bir biyografisi değildir, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin, ilmî kurumlarda dönüşüm çabalarının ve İslâm dünyasında mezhep, otorite ve gelenek etrafında yaşanan sert tartışmaların da bir aynasıdır.
Vergi kaçırmak suç, vergiden kaçınmak yasalsa, Haluk Levent’in, “Yaptığıma usulsüzlük diyebilirsiniz, ama yolsuzluk diyemezsiniz” diye kendini savunması normal!
Keşke 2026 Dünya Kupası böyle bitmeseydi.
Neden İspanya şampiyon oldu demiyorum. Onlar kazanamasa da dünyada gönüllerin şampiyonu olacaktı. Başardılar, iki kez mutlu ettiler o başka...
Söz ettiğim, organizasyon boyunca yapılanlar, uygulamalar, kayırmalar... Gözümüzde büyüttüğümüz FIFA bile bunları yaptıysa, ülke federasyonları için yaşanan tartışmalar hiç konuşulmamalı... Tipik imam-cemaat meselesi işte...
Yıllardır Türkiye Futbol Federasyonuna ve yönetimine söylenenlere, neredeyse özür dileyecek hale geldik!
Son yapılan talimat değişikliğini gördünüz mü? Biliyor musunuz, Kulüp Lisans Talimatında değişikliğe gidildi. Hangi maddede?: "EK XIII– Kulüplerin Takım Harcama Limitlerinin Hesaplanması" bölümünde...
"Ne olacak ki?" demeyin-bekleyin.
Bu değişiklik kararının, 10 Temmuzda yapılan Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu toplantısında alındığı belirtiliyor. Biz değil, TFF kendi açıkladı.
Ne hikmetse 10 Temmuzda alınan karar, 20 Temmuzda uygulamaya sokuluyor. 10 gün neyi beklediler bilemem. Ama ne olduğunu söyleyeyim. 16 Temmuzda lisansı çıkmayan ve bundan dolayı UEFA listesine giremeyen Fenerbahçenin yeni transferi Greenwoodun lisansı 21 Temmuzda çıkıyor ve aynı gün UEFA listesine ekleniyor.
Hakkını yemeyelim, Akenin lisansı talimat değişikliğinden bir gün önce çıktı. Öyleyse şunu sorayım; Greenwood acaba harcama limitine mi takılmıştı?
Aynı şekilde, 1 Temmuzda sözleşme imzalayan Vedat Muricin lisansı, neden 21 Temmuzda çıktı?
Amaaan, benimki de laf işte... Greenwoodun oynaması hem Fenerbahçeye hem de Türk futboluna yaramıyor mu?
Dikkat edin, "Neden yaptınız?" demiyorum, "Neden 10 gün geciktiniz?" diyorum.
Ayrıca, bu madde sadece Fenerbahçeye yaramayacak ki... Öngörülen koşullara göre hangi takım sponsordan çek alabilirse limitini artıracak. Alamayanlar ne olacak? Onu bilemem.
Meraklısına not: Harcama limitlerinin hesaplanması bölümünde yapılan değişikliğin, "çekler"le ilgili olduğu belirtildi. "Hedeflenen gelir artışlarıyla harcama limiti artırımı" bölümünde, şu ifade yer alıyor: Sponsorluk sözleşmelerinde yalnızca ilgili sezona isabet eden sponsorluk bedeli esas alınır; bu tutarın en az dörtte birinin bu sezon tahsil edilmiş olması şartıyla, bakiye tutarın çek ile ödenen kısmı da limit artırımında dikkate alınır. Herhangi bir çekin vadesinde tahsil edilememesi veya çek miktarından daha az miktarın tahsil edilmesi halinde tahsil edilemeyen veya eksik tahsil edilen tutarın 3 katı miktarındaki tutar, vadeyi takip eden ilk takım harcama limiti tutarından indirilir."
* * *
Talimata bakarken açıkçası bilmiyordum, öğrendim. Kamuoyunda çoğu kişinin de bildiğini zannetmiyorum. Harcama limitlerinin uygulanmasında U21 oyuncu istisnası var. Yani, sezon başında 21 yaşını doldurmamış yerli ve yabancı oyuncuların harcamaları limitten düşmüyor.
Türkçesi, Galatasarayda Renato Nhaga, Can Armando Güner, Arda Ünyay; Fenerbahçede Sidiki Şerif, Ognjen Mimovic, yeni transfer Amara Diouf; Beşiktaşta Mustafa Hekimoğlu, Semih Kılıçsoy, yeni transferler Kassoum Ouattara ve İlhan Fakılı gibi isimlerin harcamaları, limit dışında tutuluyor.
Neden böyle bir istisna yapılıyor?
Kulüplere mali disiplin getirmeyi amaçlayan bir talimattaki bu düzenleme, "Gençlere yatırım yapın" mı diyor? Yoksa bunlara para değil çakıl taşı mı veriliyor?
* * *
Yapılanlar kadar yapılması gereken statü ya da talimat değişiklikleri de var elbette...
Mesela, gol çizgisi teknolojisini kullanacak mıyız, kullanmayacak mıyız? TFFnin 2026-27 Futbol Kuralları kitapçığında diyor ki; bu teknolojiyi kullanacaksan, müsabaka talimatında belirteceksin.
Olmadığına göre; ya bu sezon çipli topun getirdiği nimetlerden yararlanamayacağız ya da "bir ara değiştiririz" düşüncesindeler.
Yine 13 Temmuzda değişen 3. Lig statüsünde, 12 takımın Bölgesel Amatör Lige düşeceğini yazıyor. Fakat 12 Temmuzda, BAL Liginin adının Profesyonelliğe Geçiş Ligi (PGL) diye değiştiği açıklanmıştı. Bir zahmet bir ara bununla da ilgilenin. Yoksa düşenler BAL Ligi arayacaklar.
* * *
Bu yaşananları art arda sıralarken, aklımdan, "Türkiyenin Infantinosu" kim diye geçmedi değil... Açıkçası kimseye konduramadım. "Futbolun patronu" etiketi, İbrahim Hacıosmanoğlu üzerinde ama Infantino ile hiç alakası yok. Bizim başkanın hatası vardır ama yanlışı yoktur. Gri alanı hiç yoktur. Ya siyahtır ya da beyaz...
O yüzden sadece bizde değil, bu dünyada ikinci bir Infantino bulmak neredeyse imkansız!
Altılının ikinci ayağında Mir Emreye göre kilo avantajına sahip Damperliyi bir adım önde görüyorum. Mir Emrenin yanısıra Sırıus Vega rakipleridir. Günün sürprizi olarak beşinci ayaktaki Eccelsoyu tavsiye ederim. Herkese bol şanslı bir gün diliyorum.