İslam düşünce tarihinde ‘gizli ilimler’ olarak adlandırılan alanlar, çoğu zaman modern bakışın etkisiyle ya marjinalleştirilmiş ya da irrasyonel kategoriler olarak dışlanmıştır. Oysa son dönem çalışmaları, bu alanların ne toplumun kenarında ne de yalnızca dar mistik çevrelerin içinde kaldığını, aksine geniş bir entelektüel, toplumsal ve hatta siyasal bağlam içinde sürekli yeniden üretildiğini ve dolaşıma girdiğini göstermektedir. Örneğin, hurûf ilmi, astroloji, cifr ya da rüya tabiri gibi alanlar yalnızca bireysel inanç pratikleri değil, aynı zamanda bilgi üretimi, yorumlama ve karar alma süreçleriyle temas eden unsurlar olarak varlık göstermiştir. Osmanlı bağlamını ele alan araştırmalar, bu ilimlerin tasavvufî çevreler, ulema ve bürokrasi ağları arasında karmaşık ve gerilimli bir ilişkiler yaşamasına rağmen ve oldukça farklı mekanizmalarla kontrol edilmesine rağmen kendi mecrasında ilerlediğini göstermektedir.