Beşiktaş ilk yarıda dengeli ve kontrollü oynadı. Özellikle son haftalarda savunduğumuz o oturmuş omurgayla Vincenzo Italiano oynamadı, doğru da yaptı.
Netanyahu’nun gazına gelenMiçotakis, kapı kapı dolaşıpAnkara’ya karşı diplomatik destek arıyor.. Tehdit altındayız palavrasıyla aşırı silahlanıyor, savunma ittifakları, masalar kurmaya çabalıyor..Bugün dünyadaki mevcut konjonktürde her devlet, aynı anda bir değil, birkaç masada oturuyor bunda beis yok asıl mesele bu masaların merkezinde kimin olacağı, kartları kimin dağıtacağı... Böyle bakıldığında da görüntü net:Türkiye,Orta
Gürcan Hasova Ankaralı genç bir hakem. Süper Lig’de farklı bir özelliğiyle dikkat çekiyor: Himayeci davranıyor. Anadolu takımlarının koruyucusu gibi bir portre arayışında gibi. Orhan Ovacıklı faul yapıyor. Hasova devam ettiriyor. Sonrasında Agbadou Ovacıklı’ya faul yapıyor, yine devam… Erzurumsporlu oyuncu öfkeyle Hasova’ya koşup faul vermemesini, kart göstermemesini protesto ediyor. Yine devam. Oysa hakeme koşup itiraz etme doğrudan sarı kart. Benzer itiraz, Beşiktaş kaptanı Orkun Kökçü’den gelince Hasova otomatik kartı gösteriyor. Sonrası da var. Ouattara ve Salih Özcan da sarı görüyorlar. Acaba büyük takımlara bir alerjisi mi var? Kart göstermekte çok aceleci.
Aylardır süren körfez savaşı nedeniyle dünya diken üstünde... Ekonomiyi etkileyen olumsuzluklar mutlu insan sayısını azaltıyor. Lakin içimizi ısıtacak, yüzümüzü güldürecek harika haberler de geliyor. Örneğin, geçen hafta ikinci kez Avrupa şampiyonu olan Filenin Sultanları.
Birkaç gün önce Anthropic araştırmacılarından Jacob Coxon yedi parçalık bir Twitter paylaşımı ile istifa etti: “Son üç yılımı hem OpenAIda hem Anthropicte ön eğitim araştırması yaparak geçirdim. İki şirket de sorumlu davranmıyor. Doğrudan kendini geliştiren süperzekâya doğru koşuyorlar ve hayatlarımızla kumar oynuyorlar.”
Son dönemde aklıma kazınan, iyi örneklerini hayranlıkla dinlediğim iki tür mevcut. Bunlardan biriyle ilişkim daha uzun süredir devam etmekte. Diğerini ise yeni yeni keşfediyorum. Bahsettiğim türlerden ilki City Pop. Şu günlerde “nostaljik bir kaçışın” da adresi olan City Pop, 80lerde Japonyada popüler olan ABD müziğinin etkisinde değişen ve modernleşen Japon kent yaşamının temposunu yansıtıyor. Müzikal açıdan oldukça zengin bu tarz aynı zamanda tasasız ve yeterince gevşek de duruyor. Tarzın cazibesini bunun yanında YouTubeun bir ara şak diye sağa City Popın efsanevi parçalarından “Plastic Love” önerisi getirmesinin ve Plastic Loveın bir tavşan deliği görevi görmesinin de payı var. Velhasıl tarz cayır cayır akıyor... Fakat City Pop, üretim noktasında 80ler ve erken 90lardan çok da öteye gidememiş bir tür ve bu yüzden devam eden ve genişleyen, zenginleşen bir külliyattan söz etmek güç.
MTM Medya Takip Merkezi’nin 10 bini aşkın kaynak üzerinden hazırladığı ‘En Çok Konuşulan Oyuncular Raporu’nun ortaya koyduğu tablo birkaç açıdan önemli... Bunlardan biri, dizi sektöründe genelde ikinci plana atılan yaz dizilerinin önemi... Okulların kapanmasıyla yeni eğitim ve öğretim döneminin başlaması arasındaki ‘yaz tatili’nde reytingler ciddi ölçüde düşer. Bu nedenle de yıllardır televizyon kanalları aynı taktiği uygular. Reytinglerle orantılı olarak azalan reklam gelirleri nedeniyle normal sezona göre daha düşük bütçeli yeni yapımlar ekranlara getirilir. Bu nedenle de yapımcılar bu dizilerde genelde ‘no name’ olarak adlandırılan yeni oyunculara şans tanır. Bu yaz da öyle oldu... Onca yaz dizisi arasından Kanal D’de yayınlanan ‘Daha 17’ rakiplerine fark atıp, çok iyi reyting aldı. Pastel Film’in çektiği ‘Daha 17’ sadece reytinglere değil, MTM’nin ağustos ayına ilişkin hazırladığı ‘En Çok Konuşulan Oyuncular Raporu’na da damgasını vurdu.