Önceki iki yazımızda ortaya koyduğumuz tablo, Türkiye’nin son çeyrek asırda hem siyasal hem toplumsal bakımdan çok büyük bir dönüşüm yaşadığını göstermektedir. Vesayet düzeninin sınırları gerilerken demokratik siyasetin toplumsal tabanı genişlemiş; bununla eş zamanlı olarak eğitimden sağlığa, ulaştırmadan yükseköğretime kadar büyük bir erişim devrimi gerçekleşmiştir. Milyonlarca insanın ekonomik, sosyal ve kültürel olarak merkeze taşınması, yalnızca kamu hizmetlerine erişimi değil, toplumun hayat biçimini de değiştirmiştir.
Türkiye’de elektrikli araç pazarının gelişmesiyle birlikte aylık şarj işlemlerinde de ciddi artışlar gerçekleşti. Nitekim, konuya ilişkin yayımlanan raporlara göre, aylık şarj işlemi sayısı temmuz itibariyle 3.3 milyona ulaştı
DEM Parti, 20 Eylül’de planladığı, parasını bile yatırdığı 5. Olağan Kongresi’ni öne çekti. Partilerin kongrelerini ötelenmesi ‘zaman kazanma’ olarak görülüp, yadırganmaz. Bu sefer de bir zaman kazanma söz konusu. Ama beraberinde düşünmeye sevk eden başka gelişmeler de var.
Geçen sezon Fenerbahçe’nin oyuncusu değildi sanki Oğuz Aydın. Az süre alıyor, takımın ana planının bir parçası olmaktan çıkıyordu. Hatta bu sezon başında bile medyada çarşaf çarşaf çıkan kadro dışı haberlerinde yardımcı oyunculardan biri olarak yer alıyordu. Yaz aylarında her şeye rağmen Montella, onu Dünya Kupası’na götürmüş, oynadığı tek maçta da göz doldurmuştu halbuki. Hafta içinde Lyon deplasmanında Kerem’in sakatlığında şans buldu Oğuz. O kadar iyi, o kadar güzel kullandı ki bu şansı... Şampiyonlar Ligi’ne atılan o kocaman adımın mimarlarından biri olarak gösteriliyordu.
Bazı insanlarla sohbet etmek hayat hakkında birkaç ciltlik bir kitap okumaya benziyor. Yaşadığı şeyleri dinlerken sizin kalbiniz sıkışıyor mesela, o nasıl geçti buralardan, nasıl atlattı bu badireleri, tahmin bile edemiyorsunuz.
Bir hafta önce Fenerbahçe’nin hem Lyon hem Samsunspor maçından hasarsız çıkacağını söyleyen olsaydı muhtemelen inanmazdık.